TBD’nin Bilişim Dergisi Aralık Sayısındaki Röportaj: 2009 Değerlendirmesi ve 2010 Beklenti ve Istekleri
* Ülkemizin tutarlı, uzun vadeli, kapsamlı bir kalkınma, bilim, teknoloji ve bilgi toplumu politikası olduğunu söylemek biraz zor. Bu yönde projeler var, yasa ve yönetmelikler hazırlanıyor, teşvikler var; ama bir bütünlükten, örgütlenmeden, yönetişim ve geri besleme yapısından yoksunlar. Bu politikalarla, üniversite, insan gücü, İnternet politikaları uyumlu değil. Gelişmekte olan Bilişim Vadisi, teknokentler projeleri olumlu ama; ama liderlik, örgütlenme, eylem planı, yönetişim açısından ciddi eksiklikler söz konusu. Bir başka deyişle, Türkiye’nin Rotasını Bilgi Toplumuna döndürmek için yeterli çaba henüz yok.
* Bilgi toplumu hedefi kriz ortamında biraz gündemden düştü. 3G’nin gecikmeli de hayat geçmesi 2009’un en önemli gelişmesi oldu. Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı, sahipsizliğin kurbanı olmaya devam ediyor. Projenin 2010’da biteceğinin farkında olmayan o kadar çok kişi var ki! E-Devlet Ajansı’nın aniden ortaya çıkması, Bilgi Toplumu Projesi’nde tıkanıklığın hükümetçe kabul edilmesi ve çıkış yolu aranması olarak değerlendirmek gerekir. Şu anda, DPT Bilgi Toplumu Dairesi, Başbakanlık e-devlet çalışma grubu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ve Türksat arasında dağınıklık ve karışıklık var. BTK’ye, bilgi teknoloji sıfatını ve kapsamı net olmayan görevler verilmesi kanımca yanlış olmuştur. Gelişmiş batıda bunun örneği yok. FCC ve benzeri kurumlarda bizde olduğu gibi “telefon dinleme”, “İnternet sansürleme”, “Elektronik imza”, DNS ve bir bulut olarak bilgi teknolojileri verilmesi yaklaşımı yok.
İnternet sansürü ülkemizin “İnternetle Savaşı” olarak sürüyor. BTK, tek tek yasaklanmak istenen nesneleri yasaklamak yerine tüm web’i yasaklamayı bilerek devam ediyor. Bunu yapacak idari, teknik ve mali olanakları olmasına rağmen, uygulamıyor. Mahkemelerimiz, yetkisini tüm dünya olarak görmeye devam ediyor. Toplumun entelektüel kesimi ve İnternet dünyası yasakları kanıksadı. Mahremiyet ve bireysel özgürlükler ile güvenlik dengesi, bireylerin aleyhine bozulmaya devam ediyor.
Telekom sektöründe rekabetin eksiklikleri artık konuşulmuyor bile. Sabit telefondaki rekabet, numara taşımadaki sorun nedeniyle ölü doğdu endişesini taşıyorum. Cep telefonundaki numara taşınırlığı niye sabit telefonda olmuyor ki? Gerekli yazılım ve donanımı niye BTK sağlamıyor ki? Kişisel verilerin korunması yasası hâlâ çıkmadı.
Ülkemizdeki bilgi toplumu çabalarının düzgün yürümemesinin sonuçları uluslararası indekslerde kendini çok açık bir şekilde göstermeye başladı. Bilgi teknolojileri, rekabet etme yeteneği, inovasyon, insani gelişme, toplumsal cinsiyet konularında net bir şekilde geriye gidiyoruz.
* Adil bir rekabet ortamı istenildiğinden emin değilim. Bu toplum, serbestleşme ve özelleşmede sırayı karıştırdı. Hükümetler yıllarca Telekom’un satışından gelecek paraya odaklandı. BTK ve Rekabet Kurumu (RK) orasında yetki karmaşası yaratıldı; RK’nin rahat çalışması engellendi. Kablo devletleştirildi ve konu mahkemede. Sabit telefon tekelin kalmasından 5 yıl sonra hala adil rekabet konumunda değil. Kamu İhale Kanunu (KİK) bir yandan bilişim ürünlerine uygun değil; öte yandan kamu kurumları sürekli kapsam dışına çıkarılıyor; adil rekabetin koşulları zorlaştırılıyor. Ülkemizin bir yazılım stratejisi ve eylem planı olması gerekir. Özel sektörün teşvik etmek, teknokentler, bilişim vadisi gibi projelerle üniversite sanayi işbirliğini artırmak, ama insan gücü planlamasına bakmak, üniversite, yüksekokul, meslek liselerine ele atmak, açık kaynak dünyasından yararlanmak şarttır.
* Beklediklerim ve korktuklarımla, istediklerimi ayırmak istiyorum. Benim istediklerim gerçekleşmeyecek gözüküyor ama yine de istiyorum.
Bilgi toplumu konusunda yeni bir örgütlenmeye(E-devlet Ajansi) hızlıca gidilmesinden endişe ediyorum. TK’den BTK geçiş benzeri kozmetik, ama yapısal fazla bir şey getirmeyen, yönetişim ilkelerini dışlayan bir değişiklik endişesi var. İnternet’e ilişkin daha fazla yasağın gündeme gelmesi, şu an 5651 kapsamında olmayan ama fiilen uygulanan bazı yasakların yasalaşmasını endişesini taşıyorum.
3G ve telekom operatörleri nedeniyle genişbantın yaygınlaşmasını, yeni inovasyonel uygulamaların ortaya çıkmasını bekliyorum. DNS konusunda BTK’nın yeni düzenlenmesinin 2010’da hayat geçmesini bekliyorum, ama ciddi bir karışıklık endişesi taşıyorum.
İstediklerim ise, bilgi toplumu konusunda yeni bir yapılanma. Başında ana işi bu olan siyasal bir sorumlu. Katılımcı, kamunun yanında özel sektör, sivil toplum ve üniversitelerle birlikte çalışacak, saydam çalışacak, esnek bir yapılanma istiyorum. Topluma önderlik edecek, eleştiriden açıklıktan korkmayacak, sektörün ve sıradan vatandaşın sesini de dinleyecek, halkın içine çıkacak bir yapılanma. Esnek, açık ortamlarda gözden geçen eylem planları; yıllık konferanslar ve raporlar.
İnternet’e öcü gibi bakmayan bir yaklaşım istiyorum. Bireyi temel alan, aykırı sesleri yeşertecek; yaratıcılığı teşvik edecek politikalar istiyorum. Çocukları ana baba ve okulla birlikte koruyacak, ama vatandaşı kendi hür iradesine bırakacak, ama ona yol gösterecek, gerekli araçları sağlayacak bir kamu istiyorum.
İnternet’i toplumsal gelişmenin taşıyıcı yapacak, demokrasimizi geliştirecek, katılımcılığı teşvik edecek bir toplum istiyorum. Üniversitelerin, bilişim sektörünün, kamunun ve STK’ların bunun öncülüğünü yaptığı bir toplum istiyorum.




Bu kapsamda ‘semantik/sementik web uygulamaları’-isim tam doğru olmayabilir. Şeklinde adlandırılan, güçlü web platfomlarında (haber, paylaşım, bilim vb.) kullanıcıya, konumuna (şehri, ülkesi) göre içerik yansıtılması ve birçoğunda seçim hakkı tanınmaması, meselesinin de gündeme gelmesi gerektiği kanısındayım.
Çünkü bu uygulama tekniği/mantığı ‘bilgiye erişim özgürlüğü’nü kısıtlıyor. Kişisel hak ve hürriyetlerin kısıtlanmasına kadar uzanan bir ihlal biçimi olduğu iddiası çokta yanlış bir temelde değil.
Tüm bunların yanı sıra “aile koruma-web filitresi” ve türevlerinin kullanım alanlarının daraltılması gerekmekte. Örneğin sayısız değerli bilgi içeren web ‘blog’larına birçok internet kafe`den ulaşılamıyor. Ayrıca bu uygulama kaferin keyfi kısıtlaması. Yasal ve hukuki zorunluluğun kapsamını aşıyor. Bu filitreleri üreten ve internet kafelere kuran yerel yazılım üreticilerinin kendi belirledikleri sözüm ona “ahlak” anlayışlarından ibaret uygulamalar söz konusu.