07.06.2010 http://akgul.neonebu.com

Şunu açık yüreklilikle kabul edelim. İnternet Yasakları muasır medeniyeti yakalamak, AB üyesi olmak, ilk 10′a girmek isteyen bir ülke için bir ayıptır, utanç kaynağıdır. Uygarlığın gelişmesinde kilit kavramlardan biri ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü, aykırı düşüncelerin, toplumun çoğunluğunu rahatsız edici farklı görüşlerin ifade edilmesi ve bu görüşlere erişimi kapsar; bunun için vardır. İfade özgürlüğü bir toplumun kendini düzeltmesi için en önemli geri besleme yapılarından biridir. Bu nedenle, İnternet Yasaklarına karşı tutarlı, sürekli bir mücadele gerekir.

İnternet, fikirlerin ifade ortamı olmanın ötesinde yaşamın her boyutunu kucaklayan, iş, eğlence, eğitim, örgütlenme, reklam, pazarlama, tanıtım, sağlık, sanat gibi boyutları olan bir araçlar bütünü bir ortamdır. İnternetin nasıl gelişeceğini hiç kimse kestiremiyor ve sürekli inovatif uygulamalarla hepimizi şaşırtıyor.

Konuyu gündemde tutmak; yasakların hukuksuzluğunu, Türkiye’ye zarar verdiğini, anlamsızlığını anlatmak; biz internet gönüllülerine, internet girişimcilerine, internet kullanıcılarına, sivil toplum ruhunu taşıyan bireylere, yapılara, işin önemini kavramış herkese düşüyor.

Yurttaşlar ve Sivil Yapılar olarak, karar süreçlerine ortak olmaya çalışmalı, saydam ve katılımcı yönetişim yapıların kurulmasını talep etmeli, ve takipçisi olmalıyız. Ülkemizdeki yasakçı uygulamalar ve yasakçı alışkanlık ve felsefeden kurtulmak vakit alacaktır. Bu nedenle kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerimiz olmalı, ve bir öncelik sırasıyla bunları hayata geçirmeye çalışmalıyız.

Kısa vadede yapılabilecek şeyler:

1. Yönetmelik değişikliği. Şu anda zaten normal yollarla erişemiyeceğimiz 5 video nedeniyle youtube ve google yasağını yaşıyoruz. (Mahkemenin sakıncalı bulduğu 10 videodan 5′i kalkmışBir içeriğin Türkiye’den erişilemeyince, yayından kaçtığını net bir şeklide yönetmelikte belirtmek gerekir. Bir mahkememiz, bu videolara yurt dışındaki türkler bunu görebilir diye bu yasakta ısrar ediyor. Bu uluslararası hukuku aykırıdır. Türkiye bugüne kadar, ne uluslarası hukuku kullanarak youtube’a yada bir başkasına dava açmıştır.

2. Nesne temelli filtrelemeyi Türkiye ciddi olarak tartışmalıdır. BTK nesne temelli filtrelemeyi bir an önce hayata geçirmelidir. Geçirmesinde sorunlar yaşıyorsa, bunu saydam bir şekilde üniversite, sektör ve sivil toplum kuruluşları ile paylaşmalıdır. Hazırladığı raporlar varsa, bunu kamuoyuyla paylaşmalıdır. Yanlız, bu filtreleme sadece mahkeme kararıyla yapılmalı ve kamuoyu bilgilendirilmelidir. Nesne temelli filtreleme ile sadece yasaklanmak istenilen bir kaç URL’e erişim engellenecektir.

3. TİB iyi niyet gösterisi olarak, 5651′de yurt dışındaki webleri katalog suçlar nedeniyle resen yasaklamak yerine bu işi Ankara’daki bir mahkemeden alabilir. Bu yönde bir öneri Yargıtay Başkanlığından geldiğini ve BTK’nın İzmir de yaptığı bir konferansta dile getirildiğini biliyoruz. Bu mahkemenin hep aynı mahkeme olması uzmanlaşmaya katkı sağlar.

Orta Vadede yapılabilecek şeyler:

4. Sakıncalı bulunan içeriği, mahkeme kararıyla kaldırtmaktan önce, sivil ve gönüllü yapılarla kaldırmaya çalışmak daha verimli olacaktır. İfade özgürlüğü kapsamındaki içeriklerde, kullanıcın beğenmediği bir içeriği yayından kaldırmak, bir resmi kanalın kaldırmasından daha kolay olabilir.

5. Bilişim ve İnternet konusunda adalet camiasında (mahkeme, hakim, savcı) bir uzmanlaşmaya gidilmedir. Bu bir kaç tane uzmanlaşan mahkemelerle başlıyabilir.

Uzun Vadede

6. Demokratik bir ülkede devletin yetişkin yurttaşları “zararlı içerik” ve “kirli bilgi”den koruma görevi olamaz. Devlet, yurttaşı eğitir, bilinçlendirir, sivil toplumu destekler, araç ve ortamları sağlar. Örneğin, açık kaynak korunma yazılımlarını teşvik eder, ödüllendirir, ücretsiz dağıtır. Bu konularda kampanyalar yapar, ödüller verir. Devlet, yurttaşın bilinçle karar vermesinin ortamını sağlar ama yurttaş adına bu işi yapmaz. Çocukların bulunduğu kamu ortamlarında sivil toplum ve uzmanların denetiminde koruyucu tedbir alınabilir.

7. İfade Özgürlüğünü temel alan bir bakış açısıyla 5651 kaldırılıp, özgürlüğü, insan haklarını temel alan bir düzenleme katılımcı bir şekilde yapılmalıdır. Kısıtlamalar bir istisna olmalı, ve okullarda çocukları korumak gibi çok dar alanda olmalıdır.

8. Yürütme olabildiğince katılımcı ve saydam olmalı, kamuoyunu bilgilendirmek; sektör; sivil yapılar ve üniversite ile iş birliği esas olmalıdır. Kamu otoritesi paydaşlarla paylaşmalıdır.
BTK’nın daha saydam calışmalı, istatistikleri ve diğer verileri araştırmacılara paylaşamalıdır.

İnternet Yaşamdır !

TİB bu hafta başında İnternet yasaklarının uygulamasında 2 yıllık uygulamasını değiştirerek, Türk İnternet Kullanıcılarına daha çok zarar verecek bir uygulamaya geçti. Kamuoyunu haberdar etme, planlama aşamalarını atlanarak hızla uygulanan IP temelli yasaklama ile çok büyük bir haksızlığa ve karışıklığa sebeb oldu. Türkiye youtube’daki 5 adet sakıncalı bulunan video nedeniyle, google’un önemli servislerinde yavaşlama ve erişim engellemesine sebeb oldu ve olmaya devam ediyor.

Bilindiği gibi, bir IP numarası bir apartman ve iş merkezi gibi pek çok evi yada dükkanı barındırır. Alan adı bir iş merkezindeki tek tek dükkanlara erişime imkan verir. Bir URL ise tek tek dükkanlardaki nesnelere erişimi sağlar. 5 video’yu yasaklamak için pek çok alış merkezini yasaklamak, pire için yorgan yakmanın çok ötesiden pire için ev yakmaktır.

Yasakların bu şekilde uygulaması, interneti anlamayan bir bakış açısının, hukukun temel ilkelerini çiğneyerek, Türkiyeye zarar vermesiyle sonuçlanacaktır. Bu yasaklar, Türkiye İnternetini geliştirmeyecek, Türk iş dünyasına ve internet sektörüne zarar verecektir. Bu ifade özgürlüğüne, eğitim özgürlüğüne, iş yapma özgürlüğüne verilmiş bir zarardır. Bu yurttaşa güvenmeyen bir bakışın yansımasıdır.

Youtube yasağına sebeb olan 10 adet videodur. Bunların yarısı kaldırılmış ve geri kalanına ise Türkiye’den bir bilgisayardan erişmek mümkün değildir. Youtube yasağı kalkmış olsa bile, mahkemenin yasakladığı videolara erişmek mümkün değildir. Ülkemiz, kendi ifade özgürlüğü normunu defacto olarak dünyaya kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Kaldıkı, TİB söz konusu videolara URL filtreleme ile erişimi engelleyebilir. Sadece yasaklanmak istenen videolara erişimi engelleyip, yurttaşların bu yasakların varlığından bile haberdar olmayabilir. BTK bunu yapacak teknik, mali ve idari kapasiteye sahiptir. Ama, anlaşılmayan bir şekilde, bu konuda çağrılara kulaklarını kapatıyor.

Sakıncalı bulduğumuz içerikleri yer yer sivil yapılarla engellemek, ve daha çok yurttaşın denetimine bırakmak gerekir. Özgürlükçü bir bakış açısıyla, yurttaşa güvenen, onunla diyalog içinde bir toplumsal yapı için İnternet sonsuz olanaklar sunmaktadır. Ülkemiz ise yasakçı reflekten kendini hiç kurtaramıyor. İnternetin sanayi devrimi boyutlarında köklü bir değişim olduğunu anlayana kadar bu yasakçı uygulamalar maalesef devam edecektir.

Ülkemizin İnterneti demokrasimizi geliştirmek, dünya ile bütünleşmek, rekabetçi yapıya ulaşmak, kendimizi ifade etmek ve geliştirmek için kullanmalıyız.

İnternet yaşamdır

You tube yasağı 4 mayısla 2 yılı buluyor.. Bu İnternetden korkmaktan, interneti ve çağı algılayamaktan, internete ilişkin düzgün yapılanma kuramamanın sonucudur. İnternetin marjinal problemlerine İnterneti yasaklayarak çözüm aramak en çok Türkiye’ye zarar vermekte; deyim yerindeyse Türkiye Harakiri yapmaktadır. Ülkemiz, interneti kontrol etmeye çalışan, Donkişot vari internete savaş açan bir ülke görüntüsü çizmektedir. Yasaklar, en iyisinden, Devekuşu misali Türkiyenin kafasını kuma gömmesidir. Bu yasak, bir mahkememizin yetkisini tüm dünya olarak görmesi nedeniyle devam etmektedir. Devlet ricali yasağı eleştirmekte, ama yasağı kaldıracak çabayı da hiç kimse göstermemektedir. “Zararlı içeriği”, yönetişim ilkeleri ışığında modern dünyaya paralel, ve yurttaşları bilinçlendirerek büyük ölçüde çözmek mümkündür. Ülke olarak yasaklama refleksinden vazgeçip, interneti yaşamımızı kolaylaştırmak, demokrasimizi geliştirmek, toplumsal kalkınmayı sağlamak, dünya ile rekabet için kullanmaya odaklanmamız gerekir.

Youtube yasağına konu olan 10 video’nun yarısı kaldırılmış, yarısının ise Türkiye’den erişimi youtube tarafından engellenmiştir. Mahkemelerimiz, dünya üzerindeki Türkler yoluyla, yetkisini tüm dünya olarak görmektedir. Böylece kendi ifade özgürlüğü normumuzu ve yasakçı bakış açımızı tüm dünyaya empoze etmeye çalışıyoruz. Ülkemiz, adı konmadan, dünya internetine savaş açmıştır. Yasakçı bir bakış açısıyla, dünyadaki tüm yer sağlayıcıların Türkiye’de kayıt olmasını istemekteyiz. Tedbir olarak verilen kararlar, yargılama yapılmadan kesin karar gibi uygulanmaktadır. Ülkemiz, İnternetin potansiyelini kavrayamadığı için, matbaadaki gecikmeye benzer bir mantıkla, interneti yasaklamaktadır.


İnterneti Nasıl Algılamalıyız ?

İnternet bir bilgisayar ağının ötesinde, insanları ve insanlığın düşünce ve kültür ürünlerini kapsayan bir ağ; insanların buluştuğu, örgütlendiği, iş yaptığı, öğrendiği, öğrettiği, eğlendiği, paylaştığı; yaşamın tüm boyutları ile içiçe geçmiş bir ortamdır. Dünya, İnternetin başını çektiği Bilgi Toplumuna geçişin arayışı içinde. Bilgi toplumu, bilim, teknoloji, ar-ge ve inovasyonun temel zenginlik ve istihdam kaynağı olduğu, bağımsız ve yaratıcı bireyin öne çıktığı bir toplum yapısını işaret ediyor. Küçük büyük tüm ülkeler bütün vatandaşlarını internet okuryazarı yapmaya, ve internetden yararlanmasının yollarını aramaktadır. Herkesin internete ucuz ve kolayca erişimini sağlamaya, tüm şirketlerin iş süreçlerini internete uyumlu yapmaya, kamu yönetimini internete taşımaya koyulmuşlardır.

İnternet geniş kitlelerin iş birliğine, beraber üretimine, deneyim ve bilgi birikimini, kişisel bilgi ve meraklarını paylaşmayı mümkün kılmıştır. İnternet hiç kimsenin tahmin edemediği biçimde gelişmekte, sıradan yurttaşa bunları fazla teknik beceri gerektirmeden, kolay, ucuz ve hızlı yapma ortamı sağlamıştır. 3G gibi mobil teknolojiler, ve gelişen bilişim teknolojileri ise bunu insana her an sürekli olarak sunmaktalar. Dünya yurttaşları da buna olumlu cevap vermişlerdir. Web 2.0 servisleri, özellikle Sosyal Ağlar, wikipedia, Linux ve Açık kaynak dünyası, açık ders malzemeleri, bunun örnekleri arasındadır. Kitleler, internet üzerinden insanlığın ortak sahibi olduğu ürünler geliştirmekteler.

İnternet üzerinde 1.8 milyar insan mevcuttur. 733 milyon bilgisayar İnternet alan adı sistemine kayıtlıdır. Yeni tarama motoru cuil.com 127 milyar sayfayı indekslediğini söylemiştir, yani en az o kadar da sayfa bulunmaktadır. netcraft.com 242 milyon web saymıştır. 192 milyon civarında alan adı mevcuttur. 130 milyonu aşkın kişisel web/günlük var. Tüm İnternette 100 milyonlar ölçüsünde video var.. Facebook’un kullanıcı sayısı 400 milyonu, twitter 105 milyonu , linkedin 50 milyonu aştı.Dünyada günde 250 milyar e-posta gidiyor, bu yılda 90 trilyon demek. Sosyal ağlar, yurttaş temelli içerik aldı başını gidiyor. Sosyal ağlarda kadınlar önde gidiyor. Twitter’da en cok izlenen kişiyi takip eden, 4.25 milyon insan var, Obamayi 3.8 milyon kişi izliyor. Twitter’da 100 bin, Facebook’ta 500 bin uygulama var. Twitterda günde 55 milyon kısa mesaj var. Yurttaş fotoğraflarının toplandığı Flicker’de 4 milyar foto var. Facebook’a her ay 2,5 milyan resim yükleniyor. Her gün 200 milyon facebook kullanıcısı facebook’a bağlanıyor. Youtube üzerinde günde 1 milyar video izleniyor. Video pazaranın %40′i youtube’ta. Her dakika 20 saatlik video youtube’a yükleniyor.

Türkiye’de ise 26-30 milyon civarında kullanıcı, 3.1 milyon bilgisayar, 215 bin Türkiye içinde, 870 bini Türkiye dışında alan adı var. Halkımızın, %27’si interneti düzenli kullanıyor, %67’i hiç internet kullanmamış Evlerin %81’inde internet yok. Kadınların %80’i internet kullanmıyor. Bu kırsal kesimde %90′lar ölçüsünde.
Youtube, facebook, twitter, flicker, myspace, linkedin gibi sosyal ağlar bir eğlence ve arkadaşlık ortamların ötesine geçmişler; bir işbirliği, iş yapma, örgütlenme, pazarlama, dağıtım, öğrenme, tanıtım ortamı haline gelmekteler. Fortuna 500 firmaları, uluslarası kuruluşlar, vakıflar, üniversiteler artık sosyal ağlarda yer almakta, paydaşlarla sosyal ağlar üzerinden çift yönlü etkileşime girmekte, birlikte üretme, ürün ve politika üretme sürecine girmişlerdir.

Youtube’ta ne var ?

Youtube tüm dünyada sıradan kullanıcıların, üniversitelerin, firmaların, uluslarası kurumların, yani kullanıcıların oluşturduğu içeriği sunan, tüm dünyaya hizmet eden, günde 1 milyar videonun izlendiği bir web. Dünya üzerinde 9500 üniversite, youtube’u kendi ders mazlemeleri/videolar için kullanıyor. 4000′i aşkın vakıf, 2300 banka, 2300 Enstitü youtube’u kurumsal olarak bir dağıtım kanalı olarak kullanıyor. Youtube’da “türkiye” taranınca 320 bin, “turkey” taranıncada 476 bin video çıkıyor. Galatsaray için 107, fenerbahçe için 115, beşiktaş için 51 bin video var. istanbul için 266, antalya , alanya, bodrum ve marmaris için yaklaşık 7 bin video var. Obama taranınca milyonun üstünde video, 6000 civarında kanal bulunmakta.

İnternet, insanların buluştuğu, iş yaptığı, eğlendiği, öğrendiği, öğrettiği, çeşitli elektronik nesneleri değiştiği, paylaştığı, okuduğu, yazdığı bir ortamdır. İnternet, kütüphanelerin, gazete ve dergilerin, TV’lerin, müzelerin, laboratuvarların, sergilerin, konser salonlarının olduğu, insanlığın kültür mirasının paylaşıldığı bir ortamdır. İnsanlar arası iletişim, iş birliği ve dayanışmanın olduğu bir ortamdır. Yaşamın tüm boyutlarına, tüm mesleklere, tüm yaş gruplarına hitabeden, yaşamın yansını bulan, insanlığı etkileyen önemli bir gelişmedir.

Bilişim, bilgi teknolojileri ve İnternet, insanlığı yeni bir toplum biçimine taşıyan, tetikleyen ve temsil eden içiçe geçmiş araçlar bütünüdür. İnsanlık, sanayi ötesi bir toplum biçimine, Bilgi Toplumna geçişin sancılarını yaşamaktadır. Bu anlamda bilgi, temel zenginlik kaynağı, verimlilik, rekabet kaynağı ve istihdam aracıdır.
Beyinsel emek yaratılan katma değer açısından, kol emeğinin önüne geçmiştir. Yer altı zenginliklerinden, bankalardaki paralardan çok entelektüel sermaye öne çıkmıştır. Bunun sonucunda ülkelerin zenginlik kaynağı, yetişmiş insanların beyinlerindeki bilgidir denebilmektedir.

“Bilgi toplumu”na yönelişin bir sonucu olarak, sektörlerin yapısında önemli değişimler gözükmektedir. Telekom, basın, medya, eğlence sektörleri köklü olarak değişmektedir. Kamu yönetimi, bu gelişmeler sonucunda ciddi bir yeniden yapılanma arayışına girerek, kendini e-devlet uygulamaları şeklinde ortaya koymaktadır. Ülkeler ve Birleşmiş Milletler, AB, Dünya Ekonomik Forumu gibi uluslararası yapılar, ülkeleri ve tüm dünyayı “bilgi toplumu”na taşımak için planlar yapmaya, eylem planları ortaya çıkartmaya, her çocuğa bir dizüstü bilgisayar gibi tüm dünya yurttaşlarına yönelik projeler üzerinde çalışmaya başlamıştır.
Kısaca tüm dünya, “bilgi toplumu” hedefini benimsemiş ve ona yönelmek için ciddi bir çabaya girmiştir. Bu bağlamda ülkemizde de 2006-2010′u kapsayan bir “Bilgi Toplumu Stratejisi” ve “Eylem Planı” bulunmaktadır. Kamuoyunın farkında olmadığı bu proje, dağınık yapı ve sahipsizlik nedeniyle büyük ölçüde bitirilemiştir.

5651 Ne Getirdi ?

Ülkemizdeki yasaklamaları tetikleyen, 5651 nolu aceleye getirilmiş, internetden korkan bir felsefeyle yazılmış, bir tepki ve yasaklama yasasıdır. Özgürlükler ve güvenlik dengesinin, özgürlük aleyhine bozulduğu, “internetde benim istemediğim kuş, ne pahasına olursa olsun uçmasın” bakış açısıyla, evrensel hukuk ve Anayasanın temel ilkelerinin feda edildiği bir düzenlemedir. Bu amaçla, BTK içinde İletişim Başkanlığına (TİB), hukukçu ve iletişimci ağırlıklı 93 kişilik kadro veriliyor, ve İnterneti temizleme görevi veriliyor. Yurt dışındaki webleri, TİB, resen, sorgusuz sualsiz, savunmasız, haber vermesiz kapatma yetkisine sahip. Bu yetki yurt içinde mahkemelere ait. Bu gün en az 6000 webin yasaklandığını biliyoruz, ama tam sayıyı kimse bilmiyor. TİB hukuk mahkemlerinin medeni kanun ile fikri ve sinai haklara ilişkin kararları görev alanı dışında saymış, ama ceza mahkemelerinden gelen 5651 dışı yasaklamaları uygulamıştır.

Bugün yasaklamalar konusunda , kanımca, bir hukuk faciası uygulanmakta. Savunma alınamdan verilen tedbir kararları, kesin karar olarak uygulanmakta, ve ülke içinde yargılam ayolu açılamaktadır. Youtube 2 yıldır yasaklaı olmasına rağmen , bu konuda devletimizin açtığı bir dava yoktur. Bizim, İnternet Teknolojileri Derneği olarak AİHM’e açtığımız dava var.

Ne Yapılmalı ?

5651 Bilişim STK’larının “imdat çığlıkları” arasında yangından mal kaçırıcasında çıktı. Bu süreçte, 10 milyon blog’un olduğu WordPress, Myspace.com, DailyMotion.com, alibaba.com gibi büyük, milyonlarca kullanıcının üye olduğu, içerik eklediği çoğu weblerin yanında, richarddawkins.net, turandursun.com, anarsist.com, ataist.org gibi aykırı görüşlerin ortaya atıldığı weblerde yasaklardan nasibini aldı. Bu yasaklamalar, her zaman 5651 nedeniyle olmuyor; kişisel haklar ve fikri ve sinai hakların ihlali nedeniyle Türkiye’nin her hangi yerinde bir mahkeme, hiç bir savunma almadan, bir bilirkişiye başvurmadan tedbir olarak bir yasaklama getirebiliyor. 5651 kaldırılıp, daha özgürlükçü, katılımcı, ve hukuka ve adelete uygun bir düzenlemeye gidilmedilir. Bu yönde Kartepe Çalıştayında temel ilkeler kamu, sivil toplum ve özel sektörçe ortaya kondu.

Yasakcı refleksten kurtulup, hoşgörü, katılım ve saydamlık temelinde, ifade özgürlüğünü esas alan, uzun vadeli ülke çıkarlarını gözeten süreçleri kurmalıyız. Yasaklama, ancak son çare olarak ve geçici olarak düşünülmelidir. Yurttaşları adına karar veren devlet refleksiden vazgecip, yurttaşları bilgilendirip, kararı ona bırkan bir bakış açısına geçmeliyiz.

Kısa vadede hassas olduğumuz konularda, kendi normlarımızı tüm dünyaya dayatma çabamızdan vazgeçmeli, ve İnternetin Türkiye’den görüntüsü ile yetinmeliyiz. Bir nesne , Türkiye’deki IP’ler için yoksa onu kaldırılmış saymalıyız. Adaletsiz bir şekilde suçsuz yurttaşlarımızı cezalandırmaktan vazgeçmeliyiz. Bir kitap, hatta bir paragraf yüzünden koca kütüphaneleri yasaklamak düşüncesini bırakmalıyız. Başarılı olduğumuz sürece, kendimize zarar veririz. BTK’nın işini yapmaması nedeniyle, bir kaç video nedeniyle youtube’u 2 yıldır kapalı tutmak Türkiye’ye zarar veriyor. Nesne temelli filtreleme kolayca yapılabilir; BTK bunu yapacak, mali, idari ve teknik beceriye sahiptir.

İnternet aynı zamanda sokaktır. “Zararlı İçerik”in yanında, çeşitli zararlı unsurlarda var. Özgürlükler, kişisel mahremiyet ve gelişmenin önünü tıkamamak, zararlı unsurlarla mücadelede özenle korunmalıdır. Toplumun ilgili kesimlerini paydaş olan bir yönetişim yapısını kurmak, gelişme için çok önemlidir. Ülkemizin hassasiyeti olduğu konulardaki “zararlı içeriği”, Bilişim STK’ları ve internet gönüllüleri ile birlikte harekete ederek çözebiliriz. Kamunun katı refleksi yerine, sivil toplumun esnek, katılımcı, diyalog temelli yapısı bu sorunu daha kolay çözebilir. Devletin, esas olarak, “zararlı içerik”le mücadeleyi yurttaşa bırakması, demokrasilerde, esastır. Devlet bunu destek olmalıdır; ama işi yurttaşa bırakmalıdır.

İnternet, insanlığın gelişmesinde önemli bir aşamayı temsil etmektedir. Gelişme, dünya ile bütünleşmek, AB’ye girmek isteyen, özgür bireylerin oluşturduğu, çok renkli ve çok sesli bir Türkiye için vazgeçilemez bir araçlar bütünüdür. Gelin, İnterneti kalkınmamızı hızlandırmak, demokrasimizi geliştirmek, ortak aklımızı oluşturmak, bireyler olarak kendimizi geliştirmek, birlikte üretmek için kullanalım.

İnternet Yaşamdır !

Ülkemizde İnternet Yasaklarının hukuki altyapısını oluşturan 5651 nolu yasa yangından mal kaçırırcasına 2007 mayısında çıkmış ve 2007 Kasım sonuda uygulamaya başlamıştı. Ankara Barosu’nun öncülüğünde çeşitli sivil toplum kuruluşları sektör kuruluşları, ve adalet camiasından yargıç ve hakimler ortaya çıkan sorunlara çözüm aramak için 2 defa bir çalıştay ortamında bir araya geldi. İkincisi, 20-22 Nisanda Kartepe Green Park Otli- Kocaeli’de gerçekleştirildi. Çalıştay sonuç bildirgesi olarak bir ilkeler listesi yayınladı.

KARTEPE KRİTERLERİ

20 –22 Nisan 2010 Kartepe / Kocaeli

Bu çalıştayın katılımcılarının çoğunluğuyla, İnternetin insanlığın önünde yepyeni ufuklar açtığını hatırlayarak, internetin bilginin ve fikirlerin özgürce dolaşması için etkin bir araç olduğunu, bu aracın kullanılmasında anonimlik ve mahremiyetin korunması gereken değerler olduğunu gözeterek, internetin kötüye kullanılarak bireysel hak ve özgürlüklere zarar verebileceğini de gözönüne alarak, internetle ilgili kısıtlamaların temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmadan sadece evrensel hukuka uygun kanunlarla ve yargıç kararıyla mümkün olabileceğinin altını çizerek;

Aşağıda sayılan temel ilkeleri kamuoyuna açıklamayı kendilerine görev bilmişlerdir.

İLKE 1 – İnternette fikir ve düşüncelerin yayılmasında büyük rol oynayan Web 2.0 siteleri (bloglar, forumlar, video siteleri, sosyal ağlar vs) çok sesliliğin ve demokrasinin bir parçası olarak anlaşılmalıdır.

İLKE 2- İnternetin tüm aktörleri, öncelikle özdenetim mekanizmasını (proaktif müdaheleler) işletmeli, hukuka aykırı içeriklerin önlenmesi için “Uyar – Kaldır” prensibini de benimsemelidir. Kamu otoritesi, özdenetim mekanizmalarını ve sivil inisiyatifleri desteklemelidir.

İLKE 3- Erişim engelleme kararları, ön inceleme raporu ve hukuki gerekçeleriyle birlikte sadece yargıç kararıyla mümkün olmalı, bu kararlara itiraz prosedürü hızlı ve etkin olarak yapılandırılmalıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, kanunla açıkça yetkili kılınmış merci veya Cumhuriyet Savcısı tarafından verilebilecek erişim engellenmesi kararları, 24 saat içerisinde yargıç onayına sunulmalı. Onaylamama halinde erişimin engellenmesi kendiliğinden kalkmalı

İLKE 4- Erişim engelleme kararları, orantılılık ve ölçülülük ilkeleri gözetilerek, ancak ve ancak son çare (ultima ratio) olarak bir koruma tedbiri olarak görülmelidir.

İLKE 5- İnternet sitelerine erişimin engellenmesi kararlarının yerine getirilmesi TİB tarafından sağlanmalıdır ve ilgili mevzuat düzenlenmesi yapılmalıdır. Erişim engelleme kararlarında ve engellenen sitelerin girişinde, engelleme sebebi, gerekçesi, tedbirin süresi ve itiraz prosedürü açıkça belirtilmelidir.

İLKE 6 – 5651 sayılı yasada öngörülen katalog suçların kapsamı yeniden değerlendirilmelidir.

İLKE 7- Bir internet sitesinin tamamına erişimi engellemek yerine, sadece zararlı ve hukuka aykırı içeriklerin engellenmesi yoluna gidilmesi ve bu içerikleri oluşturanların yargılanması sağlanmalıdır. İnternetin Uluslar arası karakteri gözönüne alınarak diğer ülkelerle işbirliğine gidilmeli, Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi imzalanması konusunda çalışmalar hızlandırılmalıdır.

İLKE 8- Erişim ve yer sağlayıcı tarafından tutulan trafik kayıtlarının doğruluğunu, değiştirilmezliğini ve bütünlüğünü sağlayacak tedbirler alınmalı, bu kayıtların sadece adli makamlarca ve delil elde etmek amacıyla sınırlı olmak üzere gizliliği sağlanmalıdır.

İLKE 9- İnternet’in özgür doğası dikkate alınarak, İnternet medyasının tanımlaması yapılmalı, getirilen kriterler eşliğinde internet medyası, basına tanınan cezai sorumluluk ve dava sürelerine ait hak ve özgürlüklerden tamamen yararlanabilmelidir.

İLKE 10 – Devletin internet konusundaki ana görevi, topluma ilköğretimden itibaren eğitim vermek ve bilinçlendirme yapmakla sınırlı olmalıdır. İnternetteki zararlı içeriklerden çocukların korunması amacıyla, uzmanlar tarafından içerik sınıflandırması yapılmalı ve aileler ücretsiz çocuk filtresi kullanması yönünde özendirilmelidir.

İLKE 11 – Çocuk Pornografisi çok önemlidir. Sadece 5651 ile sınırlı kalmamalıdır. Daha özel bir düzenleme yapılmalıdır.

İLKE 12 – İnternet ortamında işlenen suçlarda açıkça yetki düzenlemesi yapılmalıdır. Yargıda uzmanlaşamaya önem verilmeli, bilirkişilik müessesesi daha işlevsel hale getirilmelidir. Kurumlar arası işbirliği tanımlanmalıdır.

ILKE 13-Uygulamacıların eğitimi ve farkındalığı sağlanmalı.

Kartepe kriterleri olarak yayınlanan bu kriterler katılımcıların çoğunluk görüşünü yansıtmakta olup bazı maddelerde değişik katılımcıların itirazı mevcut olabilir
———–

Bu ilkeleri hayat geçirmek Siyasal İktidar, Kamu Yönetimi ve İnternet Kurulunun görevidir. Icra Kurulundaki Sivil Toplum Kuruluşları da bu takip etmek, gündeme tutmak, ve hayata geçirmek için çaba haracamalıdır.


Ben bu çalıştaya işlerimin yogunluğu ve hava muhalefeti nedeniyle katılamadım. Ama, altını cizmek istediğim bir kaç konu var:

1. Nesne temelli filtreleme konusu dolaylı olarak gündeme gelmiştir. BTK nesne temelli filtrelemeyi bir an önce hayata geçirmelidir. Geçirmesinde sorunlar yaşıyorsa, bunu saydam bir şekilde üniversite, sektör ve sivil toplum kuruluşları ile paylaşmalıdır. Hazırladığı raporlar varsa, bunu kamuoyuyla paylaşmalıdır.

2. Youtube yasağında ortaya çıktığı gibi, Türk mahkemelerin yetkisi, sadece İnternetin Türkiye’den görünen yüzüyle, ya da İnternetin Türkiye İzdüşümü ile sınırlıdır. Bir başka ülkenin İfade özgürlüğü içinde gördüğü kendi ülkesindeki bir içeriği yasaklama, cezalandırma yetkisi olamaz. Bu nedenle, yasa ve yönetmeliklerin buna uygun bir tanım yapması, bir “sakıncalı içeriğin” yayından kalkmasını net bir şekilde tanımlaması gerekir.

3. Bildirgede söyleniyor ama açıkca ifade etmekte yarar görüyorum. Bilişim ve İnternet konusunda adalet camiasında (mahkeme, hakim, savcı) bir uzmanlaşmaya gidilmedir.

4. Demokratik bir ülkede devletin yetişkin yurttaşları “zararlı içerik” ve “kirli bilgi”den koruma görevi olamaz. Devlet, yurttaşı eğitir, bilinçlendirir, sivil toplumu destekler, araç ve ortamları sağlar. Örneğin, açık kaynak korunma yazılımlarını teşvik eder, ödüllendirir, ücretsiz dağıtır. Bu konularda kampanyalar yapar, ödüller verir. Devlet, yurttaşın bilinçle karar vermesinin ortamını sağlar ama yurttaş adına bu işi yapmaz. Çocukların bulunduğu kamu ortamlarında sivil toplum ve uzmanların denetiminde koruyucu tedbir alınabilir.
——
Kısa vadede ne yapılabilir ?
BTK bu ilkeleri hayata geçirmek isterse:

1. 5651′de yurt dışındaki webleri katalog suçlar nedeniyle resen yasaklamak yerine bu işi Ankara’daki bir mahkemeden alabilir. Bu yönde bir öneri Yargıtay Başkanlığından geldiğini, BTK’nın İzmir de yaptığı bir konferansta dile getirildiğini biliyoruz. Bu mahkemenin hep aynı mahkeme olması uzmanlaşmaya katkı sağlar.

2. URL filtreleme konusunu BTK’nın ciddiye alması gerekir. Mahkemeler, genelde, tüm webi kapatmak istememekte, BTK’nın nesne temelli erişim engelleme mümkün olmadığını söylemesi üzerine, tüm webi yasaklama yoluna mecbur kalmaktadırlar.

3. BTK simdiye kadar Sulh Makemlerinden gelen 5651 dışı, ağırlıklı olarak Medeni Kanun ve FSEK temelli yasaklamaları benim yetki ve görev alanım dışındadir söylemiyle TT ve diğer servis sağlayıcalara havale etmiştir. TT de hiç bir bilgilendirme yapmadan bunu uygulamıştır uzun süre. Öte yandan BTK 5652 dışı fakat Ceza Mahkemelerinden gelen yasaklama kararlarını uygulamıştır. Tüm mahkeme kararlarını uygulaması, uygun bulmadıklarına itiraz etmesi, bu konuda sivil toplumla diyalog içinde olması yararlı olacaktır.

4. BTK’nın daha saydam calışması, istatistikleri yayınlaması; araştırmacılara kapsamlı bilgi verebilmesi de ülkemizin yararına olacaktır.

12.04.2010 İstanbul Ticaret Odası Meclis Salonu

Bugün Türkiye İnterneti 18. yaşına basıyor. Biz, Bilişim Sivil Toplum Kuruluşları bunu tüm ülkede İnternet Haftası olarak kutluyoruz. 1998′den beri 12 nisanı içeren 2 haftayı İnternet Kuruluyla birlikte, Bilişim sivil Toplum Kuruluşları olarak kutluyoruz. Uzun yıllar Ankara’da kutladık. Daha sonra Samsun, Diyarbakır ve Manisa’da doğum gününü kutladık. Bugün İstanbulda, İTO’nun ev sahipliğinde, en büyük meslek örgütünün ev sahipliğinde kutluyoruz. İTO’ya nazik ev sahipliğinden dolayı, Bilişim STK Platformu adına teşekkür ederiz. Umarım, bu destek, İTO üyesi KOBI’lerin İnternet kullanımına olumlu katkısı olur; onu zıplatır. Biz bu süreyi bir Bilişim ve İnternet Şenliği olarak kutluyor ve bu sürede her Türk vatandaşı interneti konuşsun, düşünsün, kullansın ve internet’ten nasıl yararlanabilirim, işimi ve kendimi nasıl geliştirebilirim diye araştırsın istiyoruz. Bu Haftada, internetin önemi, potensiyeli ve pozitif yanlarına ağırlık verilmesini arzuluyoruz.

Biz İnterneti Sanayi Devrimi kadar önemli bir gelişme olarak görüyoruz. Sanayi devrimi insanın kol gücünü çokladı, onun etkin kullanımı sağladı. İnternet devrimi ise, insanın beyin gücünü kapsıyor; beyinsel ürünlerin üretimi, yeniden üretimi, paylaşılması ve kullanılmasını sağlıyor. Kol gücüne karşılık beyin gücü, Bir başka deyişle alın terine karşı akıl teri. Bütün dünyada gündem emek ve doğal kaynak temelli bir ekonomi ve toplumsal yapıdan bilgi yoğun bir ekonomi ve toplumsal yapıya, yani Bilgi Toplumuna, nasıl geçileceğidir. Bilgi toplumu, bilim, teknoloji, ar-ge ve inovasyonun temel zenginlik ve istihdam kaynağı olduğu, bağımsız ve yaratıcı bireyin öne çıktığı bir toplum yapısını işaret ediyor. Ülkeler böyle bir dönüşüm için stratejiler oluşturuyor, eylem planları yapıyor. Birleşmiş Milletler, AB, ITU, Dünya Ekonomik Forumu, Unesco da bu kervana katılmış durumda. Ülkeler, bu kapsamda, bütün vatandaşlarını internet okuryazarı yapmaya, ve internetden yararlanmasının yollarını aramaktalar, ve her yurttaşın internete ucuz, kolay ve güvenli erişimini sağlamaya, tüm şirketlerin iş süreçlerini internete uyumlu yapmaya, kamu yönetimini internete taşımaya koyulmuşlardır.

Bilişim ve İnternetdeki gelişmeler, bireye kendi gazete, radyo, matbaa ve televizyonu kolay, ucuz ve hızlı bir şekilde kurma olanağı sunuyor. İnternet geniş kitlelerin iş birliğine, beraber üretimine, deneyim ve bilgi birikimini, kişisel bilgi ve meraklarını paylaşmaya imkan sağlamaktadır. İnternet hiç kimsenin tahmin edemediği biçimde gelişmekte, sıradan bireyi ve geniş kitleleri etkileyecek yapıları ortaya çıkartmaktadır. 3G gibi mobil teknolojiler, ve gelişen bilişim teknolojileri ise bunu insana her an sürekli olarak sunmaktalar. Dünya yurttaşları da buna olumlu cevap vermişlerdir. Web 2.0 servisleri, özellikle Sosyal Ağlar, wikipedia, Linux ve Açık kaynak dünyası, açık ders malzemeleri, bunun örnekleri arasındadır.
Dünya’da 1,734 milyar internet kullanıcısı, 733 milyon kayıtlı bilgisayar, 192 milyon alan adı, 232 milyon web, 127 milyar civarında web sayfası, 100 milyonlar ölçüsünde video ve 130 milyon civarında kişisel web/blog var. Türkiye’de ise 26-30 milyon civarında kullanıcı, 3.1 milyon bilgisayar, 215 bin Türkiye içinde, 870 bini Türkiye dışında alan adı var. Halkımızın, %27’si interneti düzenli kullanıyor, %67’i hiç internet kullanmamış Evlerin  %81’inde internet yok. Kadınların %80’i internet kullanmıyor. Bu kırsal kesimde %90′lar ölçüsünde. Dünyada günde 250 milyar e-posta gidiyor, bu yılda 90 trilyon demek. Sosyal ağlar, yurttaş temelli içerik aldı başını gidiyor. ABD’de sosyal ağların %85′inde kadınlar önde gidiyor. Facebook’a kayıtlı kullanıcı sayısı 400 milyonu aştı. Twitter 100 milyon, linkedin 50 milyon civarında. WordPress 10 milyonu aşmış durumda. Twitter’da en cok izlenen kişiyi takip eden, 4.25 milyon insan var. Facebook’ta 500 bin uygulama var. Twitterda günde 25 milyon kısa mesaj var. Yurttaş fotoğraflarının toplandığı Flicker’de 4 milyar foto var. Facebook’a her ay 2,5 milyar resim yükleniyor. Her gün 200 milyon facebook kullanıcısı facebook’a bağlanıyor. Youtube üzerinde günde 1 milyar video izleniyor. Video pazaranın %40′i youtube’ta. Her dakika 20 saatlik video youtube’a yükleniyor. Başkalarının kendi sayfalarında sunduğu videoların %82′si youtube yoluyla sunuluyor.

Türkiye gemisinin rotasını Bilgi Toplumuna döndüremedik!

İnternet, hic birimizin tahmin edemediği bir şekilde gelişiyor. Biz arkadan geldiğimiz için bazı gelişmeleri yakalamıyoruz.. Ama, pek çok kişinin eğlence ortamı olarak algıladığı sosyal ağlar, bir tanıtım, örgütlenme, eğitim, pazarlama ve haberleşme, buluşma ortamı olmuştur. Fortune 500 firmaları, devletler, uluslararası kurumlar buralarda yerini almışlardır. Bloglar, kurumlar için bile, hem politikaları açıklama, kamuoyuna hesap verme, kendini anlatma ortamı olmaktadır. İnternet, bilgiye dayalı, geniş kitlelerin katılımı ile hayata geçen yeni bir toplum biçiminin nüvesini taşıyor, ortam ve araçlarını sunuyor.

Ülkemizde iyi olduğumuz konular da var, geri kaldığımız da. Ülkemizin, 2006-2010′u kapsayan bir Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı var; bu sene süresi bitiyor, eylemlerin çoğu yapılamadı ve işin daha ilginci toplum böyle bir stratejinin varlığının farkında değil. Kamu’da, profesyoneller arasında, üniversitelerde, okullarda, büyük şirketlerde yaygın internet kullanımı var. E-devlet, finans, sağlık, medya gibi başarılı sektörlerimiz var. Ama KOBİ’lerde, tarım sektöründe, kırsal kesimde, dar gelirli kesimlerde gidecek çok yolumuz var. Ülkemizde, internet konusunda heyecanlı kesimler de var, bihaber kesimler de . Gecikmeli de olsa 3G ülkemizde var, cep telefonları internete erişim aracı olarak yaygınlaşmaya başlamıştır. Ama Türkiye gemisinin rotasını Bilgi Toplumuna döndürdüğünü söyleyebilmek mümkün değil. Serbestleşmede epey yol aldık gibi, ama pazar payları epey geri olduğumuzu gösteriyor.  Geniş bant internet 6 milyona ulaştı, ama yeteri kadar yaygın değil ve pahalı. İnternet ve telekomda KOBI’ler yaşam savaşı veriyor. Bilişim alanında insan gücü açığı ve açığı kapatacak öğretim üyesi açığı had safhada.  Ülkemizde internet konusunda bir dağınıklık ve koordinasyonsuzluk söz konusu.

İnternetden Korkmayın!

İnternetde yaşamın tüm boyutların yansısı var; artılarıyla ve eksileriyle. İnternet, kütüphane, okul, iş yeri, hastahane, banka, müze, konser salonu vs olduğu gibi, sokaktır; pek çok kötü unsuru içinde barındırır. Nasıl çocuğunuzu sokağa salarken tedbirler alıyorsunuz, internet için de tedbir alın; onu bilgilendirin, onunla ilgilenin. Ama, İnternetden korkmayın. Nasıl elektriği sorgulamıyorsanız, interneti de sorgulamayın; ama tedbirini alın.

İnternet Yasakları ise ülkemize zarar vermeye, suçsuz vatandaşımızı cezalandırmaya devam ediyor. Donkişot, Devekuşu ve Harakiri ile özetliyebileceğimiz, adaletsizlik, başını kuma gömme ve kendimize zarar vermeye devam ediyoruz. Ülkemiz kendi başına İnternete kurallar getirmeye çalışıyor. Örneğin, tüm yer sağlayıcılardan BTK’ya kayıt olmasını istiyoruz. Mahkememiz ise yetkisini ise tüm dünya görüyor. Youtube yasağında, söz konusu videoların Türkiye İnternet uzayında olmamasını yeterli saymıyor; yargılama olmadan verilen bir tedbir kararını tüm dünyanın uymasını istiyor. Bizim yasakladığımızı ilan ettiğimiz nesneler yerinde duruyor; gazete ve TV’lerimiz bu yasağın naıl delineceğini gösteriyor. Başbakanımız, “Ben girdim, sizde girin” diyor. Cumhurbaşkanı ve AB Bakanı yasağı eleştiriyor ama yasak devam ediyor. Ve bu işten en çok yurttaşlarımız zarar görüyor. Öte yandan, BTK bu 3-5 video nedeniyle milyonlarca videoyu barındıran koca bir kütüphanenin yasaklanmasını, Nesne Temelli Filtreleme ile en başta engelleyebilirdi; hala da engelleyebilir, ama kılını kımıldatmıyor.

Kültürel Mirasımızı İnternete Taşıyalım !

İnternet haftasında bazı konuları öne çıkartmaya çalışıyoruz. Birinin altını çizmek isterim. Kültürel mirasımızı İnternete taşıyalım. Bunu her kurumdan, her bireyden isteyelim. Elimizdeki nesneleri, bir öncelik sırasına göre sayısallaştıralım ve internete taşıyalım. Bu kapsamdaki kitapları da sayısallaştıralım. En başta baskısı bitmiş, yeniden basılmayacak kitapları aktaralım. Kültür Bakanlığı, MEB, TÜBA ve TÜBİTAK’ın ellerindeki satışta olan kitaplarıda sayısallaştırıp, internete aktarmalarını öneriyorum. Hele 1000-2000 tane basılan kitaplarda, telif hakkını yazara verip, bunları geniş kitlelere açmalarını öneriyorum. Bunu bir pilot proje olarak başlasınlar, sonuçların olumlu olacağı kanısındayım.

Yönetişim ve Kurumsal yapılanma eksikliği var!

Ülkemizde İnternet konusunda en önemli eksiklik dağınıklık ve yönetişimin eksikliği olduğunu düşünüyorum. İnternetle ilgili tüm paydaşları gerçek bir yönetişim ortamında buluşturan, yeterli büyüklük, kapasite ve siyasal irade desteğindeki bir yapılanmanın İnterneti çok hızlı büyütüp, toplumsal yarar sağlayacağı kanısındayım.

İnternet, insanlığın gelişmesinde önemli bir aşamayı temsil etmektedir. İnternet, dünya ile bütünleşmek, AB’ye girmek isteyen, özgür bireylerin oluşturduğu, çok renkli ve çok sesli bir Türkiye için vazgeçilemez bir araçlar bütünüdür. Gelin, İnterneti kalkınmamızı hızlandırmak, demokrasimizi geliştirmek, ortak aklımızı oluşturmak, bireyler olarak kendimizi geliştirmek, birlikte üretmek için kullanalım.

Doğum günün kutlu olsun İnternet!

İnternet Yaşamdır!

05.04.2010

Türkiye İnterneti 12 nisan pazartesi 18. yaşına giriyor. Bilişim Sivil Toplum Kuruluşları bunu tüm ülkede İnternet Haftası olarak kutluyor. 5 nisanda başlıyan etkinlikler, pazartesi günü İstanbulda İTO salonlarında doğum günü partisi ile devam ediyor ve 18 nisana kadar sürecek. Biz bu süreyi bir Bilişim ve İnternet Şenliği olarak kutluyoruz Her Türk vatandaşı interneti konuşsun, interneti düşünsün, interneti kullansın ve internet’ten nasıl yararlanabilirim, işimi nasıl geliştiririm, kendimi nasıl geliştirebilirim diye araştırsın isteyoruz.

Dünya, İnternetin başını çektiği Bilgi Toplumuna geçişin arayışı içinde. Bilgi toplumu, bilim, teknoloji, ar-ge ve inovasyonun temel zenginlik ve istihdam kaynağı olduğu, bağımsız ve yaratıcı bireyin öne çıktığı bir toplum yapısını işaret ediyor. Küçük büyük tüm ülkeler bütün vatandaşlarını internet okuryazarı yapmaya, ve internetden yararlanmasının yollarını aramaktadır. Herkesin internete ucuz ve kolayca erişimini sağlamaya, tüm şirketlerin iş süreçlerini internete uyumlu yapmaya, kamu yönetimini internete taşımaya koyulmuşlardır.
İnternet geniş kitlelerin iş birliğine, beraber üretimine, deneyim ve bilgi birikimini, kişisel bilgi ve meraklarını paylaşmayı mümkün kılmıştır. İnternet hiç kimsenin tahmin edemediği biçimde gelişmekte, sıradan yurttaşa bunları fazla teknik beceri gerektirmeden, kolay, ucuz ve hızlı yapma ortamı sağlamıştır. 3G gibi mobil teknolojiler, ve gelişen bilişim teknolojileri ise bunu insana her an sürekli olarak sunmaktalar. Dünya yurttaşları da buna olumlu cevap vermişlerdir. Web 2.0 servisleri, özellikle Sosyal Ağlar, wikipedia, Linux ve Açık kaynak dünyası, açık ders malzemeleri, bunun örnekleri arasındadır.

Dünya’da 1,734 milyar internet kullanıcısı, 730 milyon kayıtlı bilgisayar, 192 milyon alan adı, 232 milyon web, 127 milyar civarında web sayfası, 100 milyonlar ölçüsünde video ve 130 milyon civarında kişisel web/blog olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de ise 26-30 milyon civarında kullanıcı, 3.1 milyon bilgisayar, 215 bin Türkiye içinde, 870 bini Türkiye dışında alan adı var. Halkımızın, %27’si interneti düzenli kullanıyor, %67’i hiç internet kullanmamış Evlerin  %81’inde internet yok. Kadınların %80’i internet kullanmıyor. Bu kırsal kesimde %90′lar ölçüsünde. Dünyada günde 250 milyar e-posta gidiyor, bu yılda 90 trilyon demek. Sosyal ağlar, yurttaş temelli içerik aldı başını gidiyor. Sosyal ağların %85′inde kadınlar önde gidiyor. Facebook’a kayıtlı kullanıcı sayısı 400 milyonu aştı. Twitter 100 milyon, linkedin 50 milyon civarında. WordPress 10 milyonu aşmış durumda. Twitter’da en cok izlenen kişiyi takip eden, 4.25 milyon insan var. Facebook’ta 500 bin uygulama var. Twitterda günde 25 milyon kısa mesaj var. Yurttaş fotoğraflarının toplandığı Flicker’de 4 milyar foto var. Facebook’a her ay 2,5 milyan resim yükleniyor. Her gün 200 milyon facebook kullanıcısı facebook’a bağlanıyor. Youtube üzerinde günde 1 milyar video izleniyor. Video pazaranın %40′i youtube’ta. Her dakika 20 saatlik video youtube’a yükleniyor. Başkalarının kendi sayfalarında sunduğu videoların %82′si youtube yoluyla sunuluyor.

İnternet, hic kimsenin tahmnin edemediği bir şekilde gelişiyor. Biz arkadan geldiğimiz için işin özünü yakalamıyoruz. Ama, pek çok kişinin eğlence ortamı olarak algıladığı sosyal ağlar, bir tanıtım, örgütlenme, eğitim, pazarlama ve haberleşme, buluşma ortamı olmuştur. Hiç bir büyük kurum, devlet, firma, proje buralarda olmama lüksüne sahip değildir. Bloglar, kurumlar için bile, hem politikaları açıklama, kamuoyuna hesab verme, kendini anlatma olmaktadır. İnternet, bilgiye dayalı, geniş kitlelerin katılımı ile hayata geçen yeni bir toplum biçiminin nüvesini taşıyor, ortam ve araçlarını sunuyor.

Ülkemizdeki gelişmeler mehter yürüyüşünü hatırlatıyor. Ülkemizin bir Bilgi Toplumu stratejisi ve eylem planı var; bu sene süresi bitiyor, eylemlerin çoğu yapılmadı ve işin daha ilginci toplum böyle bir stratejinin varlığının farkında değil. Kamu’da, profesyoneller arasında, üniversitelerde, okullarda, büyük şirketlerde yaygın internet kullanımı var. E-devlet, finans, sağlık, medya gibi başarılı sektörlerimiz var. Ama KOBİ’lerde, tarım sektöründe, kırsal kesimde, dar gelirli kesimlerde gidecek çok yolumuz var. Ülkemizde, internet konusunda heyecanlı kesimlerde var, bihaber kesimlerde. Geçikmeli de olsa 3G ülkemizde var, cep telefonları internete erişim aracı olarak yagınlaşmaya başlamıştır. Ama Türkiye gemisinin rotasını Bilgi Toplumuna döndürdüğünü söyleyebilmek mümkün değil. Serbestleşmede epey yol aldık gibi, ama pazar payları epey geri olduğumuzu gösteriyor..  Geniş bant internet 6 milyona ulaştı, ama yeteri kadar yaygın değil ve pahalı.  İnternet ve telekomda KOBI’ler yaşam savaşı veriyor. Bilişim alanında insan gücü açığı ve açığı kapatacak öğretim üyesi açığı had safhada.  Ülkemizde internet konusunda bir dağınıklık ve koordinasyonsuzluk söz konusu.

İnternet Yasakları ise ülkemize zarar vermeye, suçsuz vatandaşımızı cezalandırmaya devam ediyor. Donkişot, Devekuşu ve Harakiri ile özetliyebileceğimiz, adaletsizlik, başını kuma gömme ve kendimize zarar vermeye devam ediyoruz.

İnternet, insanlığın gelişme önemli bir aşamayı temsil etmektedir. Gelişme, dünya ile bütünleşmek, AB’ye girmek isteyen, özgür bireylerin oluşturduğu, çok renkli ve çok sesli bir Türkiye için vazgeçilemez bir araçlar bütünüdür. Gelin, İnterneti kalkınmamızı hızlandırmak, demokrasimizi geliştirmek, ortak aklımızı oluşturmak, bireyler olarak kendimizi geliştirmek, birlikte üretmek için kullanalım.

Doğum günün kutlu olsun İnternet!

İnternet Yaşamdır!

03.04.2010 Bilgi Üniversitesi

Sayın Özel konuklarımız Matt Zimmerman, Brian King , Leslie Hawtron, Değerli konuklar, konuşmacılarımız, katılımcılar, ve özgür yazılım ve açık kaynak gönüllüleri, sizleri Linux Kullanıcıları Derneği adına saygıyla selamlıyor, ve hepinize Özgür Yazılım ve Linux Günlerine hoş geldiniz diyorum. Bu etkinliğin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese, ev sahibi Bilgi Üniversitesine, LKD ve Bilgi Universiteden organizasyonda çalışan herkese, Yurtdışından gelen konuşmacılarımıza, yerel konuşmacılarımıza, bildiri veren, seminer veren, atölye çalışması örgütleyen, siz özgür yazılım gönüllülerine, sponsorlarımıza, Pardus, Novell, Parkyerine çok teşekkür ederiz.

LKD 2002′de Linux ve Özgür Yazılım Şenliğine başladı. Bilgi Üniversitesi de 2003 ‘de Özgür Yazılım ve Açık Kaynak günlerine başladı. Bilgi Üniversitesi, Özgür Yazılıma kurumsal olarak destek veren ilk üniversitedir. Kelimenin geniş anlamında Linux, Özgür Yazılım, ve Açık Kaynak’a sıucak bakan, kullanan, bir şekilde destek olan üniversite oldukça fazladır. Bunlar arasında kurumsal destek sağlamaya yönelik çabalar olsada, Bilgi Üniversitesi düzeyine gelen bir üniversite yoktur. Bu bakımdan Chris ve ekibini tebrik etmek isterim, bu liderlik yarışını kaptırmamak için daha büyük hamleler bekleriz.

LKD ve Bilgi Üniversitesi bağımsız etkinliklerimiz süresinde dayanışma içindeydik. LKD, Özgür yazılım ve Açık Kaynak Günlerinin hep parçası olmuştur. Son 2 yılda, 2 kurumda en önemli etkinliklerini birlikte yapmaya karar vermiş, ve yeni bir ad altında sürdürmeyi kararlaştırmıştır. İleride, her kurum kendi bağımsız etkinliklerini yapsada, bu dayanışma ve birlikte çalışma alışkanlığı devam etmelidir diye düşünüyorum.

LKD 2000 yılında dernek olarak hayata geçsede 1993 yılından itibaren bir topluluk olarak oluşmaya ve Özgür Yazılım ve Linux’un bayraktarlığını yapmaya çalışmıştır. Bugün LKD, Linux ve özgür yazılımda temel örgüt, bir başvuru kaynağı, her türlü çabanın destekçisi olmaya çaba harcamaktadır. LKD, özgür yazılım gruplarına ve örgütlerine destek olmaya, onlarla dayanışma içinde olmaya özen göstermektedir.

LKD bunu yaparken, sekter olmaktan kaçınmakta, toparlayıcı, ve tabir uygunsa, ülkenin bu konularda öncü kurumlarından biri olmak, toplumun Entektüel Lideri olmak istemektedir.

Bu etkinlik, bir yandan özgür yazılım gönüllülerini biraraya getiren sosyal bir etkinlik; bilgi ve deneyimlerin paylaşıldığı, yeni şeylerin öğrenildiği bir eğitim ortamı; ve ülkenin, bilişime ilgili politikalarının tartışıldığı bir tartışma, taleplerimizi dile getirdiğimiz, kelimenin geniş anlamında bir politika üretme ortamıdır.

Bu kapsamda ülkemizin bilişim ve özellikle özgür yazılıma bakışı ve bu konuda bizim taleplerimiz ve ödevlerimiz hakkında birkaç söz söylemek isterim. Bizce, insanlık Bilgi Toplumuna geçişin sancılarını çekiyor. Bilişim, bu dönüşümün çok önemli bir etkeni, ve özgür yazılımlar ve açık kaynak kodu bunun çok önemli bir bileşenidir.

Bu nedenle biz, özgür yazılım, Linux ve açık kaynak yazılımlarını ülkemiz için hayati önemde görürüz. Özgür yazılımlar, ülkede bilişimin gelişmesi, rekabet gücü, istihdam, tasarruf, güvenlik açılarından önemli olduğunu düşünüyoruz. Özgür yazılımlar, yazılım masraflarında tasarrufun yanında, donanımın etkin ve uzun ömürlü kullanma, cep telefonundan, süperbilgisayar, masaüstünden uydu sistemlerine, her yerde kullanılabilecek kalitede, kullanıcıya özgürlük ve fayda sağlayan yazılımlardır.

Özgür Yazılıma Eşit Şans Tanıyın!

Biz özgür yazılım dünyası, kamu yönetiminden ve toplum önderlerinden özgür yazılıma eşit sans verilmesini talep ediyoruz. Bu eğitim, ihale, servis gibi her boyutta olmalıdır. Kamu yönetimi tekelleri empoze etmeye çalışmamalıdır.

En temel nokta, bilgisayarı yeni öğrenen kişilere, bilişim eğitimi adına tekelin bağımlısı yaratılmaya çalışılmasıdır. Kamu eğitiminin marka değil kavram eğitimi olması şarttır. İlkokuldan başlıyarak her kademede öğrenci özgür yazılımlarla tanışşın; özgür olan ve olmayan yazılımlarla birlikte çalışabiliyor bir konumda olsun istiyoruz. İlköğretimin dışında, Bilgisayar Liseleri, Bilgisayar Meslek Liseleri de Özgür yazılıma eşit sanş vermelidir.

En basitinden kamu weblerinin ve kamuya hizmet eden firmarının weblerinin, tekelin tarayıcısına göre değil, W3C standartlarına göre yapılması gerekir. Bunun gibi basit bir başka konu ise alınan yeni bilgisayarlarda, tekelin işletim sistemin alınma zorunluluğu idi. Bir üyemizin itirazı tüketici mahkemesince haklı bulundu. Ama, Tekelin normal yasal süreçler yerine, lobi faaliyetleri ile, bu temel hakkı elimizden almak için adalet bakanlığınını devreye sokma çabası söz konudur.

Kamu ihalelerinde marka ve ürün belirtilmesinin önüne geçilmesini istiyoruz. Özgür yazılıma ve ona destek verenlere adil rekabet koşulları içinde eşit sans verilmelidir.

Ödevlerimiz

İsteklerimizin hayata geçmesi, biz özgür yazılım gönüllüleri ve dostlarının örgütlü mücadelesinden geçmektedir. Bizlerin, bıkmadan, yılmadan mücadeleye devam etmesi gerekmektedir. Uygun ekosistemler geliştirmeyi hedeflemeli, ortak aklımızı oluşturmaya, katılımcı bir şekilde çalışmaya çaba harcamalıyız.

Kamu yönetimleri ile diyalog çabasına girmeliyiz. Onları dışlamadan, iş birliğine teknik sorunları birlikte çözüm bulmaya zorlamalıyız.

Başta Üniversiteler olmak üzere Bilgisayar/bilişim eğitimi alanlara öncelik vererek, onların özgür yazılımla ellerini kirletmelerini sağlamalıyız. Bu eğitimler için pilot çalışmalara destek olmak, alternatif ders notları oluşturulmasına katkıda bulunmalıyız.

Öğretmenler, ve Formatör öğretmenlere yönelik çabalara destek olmalıyız.

Ülkedeki özgür yazılımla ilgili gelişmeleri izlemeli, ve yıllık rapor yayınlamalıyız. Bu rapor hem bir yılın değerlendirmesini sunmalı, sorunları ve çözüm önerilerini kamuoyunun dikkatine sunmalıdır.

Açık Kaynak, özgür yazılım ve etrafındaki konular sadece bilişimcilerin, bilgisayarcıların konuları değildir. Ekonomistleri, sosyalogları, psikologları ve kamu yönetimini ve siyaseti bu konuların içine çekmeliyiz.

Açık Kaynak, ve Özgür yazılım İnternet sayesinde gelişti. İnterneti çalıştıran yazılımları sağlamanın ötesinde İnsanlığın gelişmesinde benzeri gelişmelere ham vermekte, onlara yazılımlarla destek olmaktadır. Açık Erişim, Açık Ders Malzemeleri, Açık Donanım, Open Street Map, Wikipedia gibi projelerdir.

Açık Kaynak Bildirgesinde dendiği gibi:

Türkiye Bilişimle, Bilişim Açık Kaynakla Kalkınır!

The Public Domain Manifesto – Kamusal Bilgi Alanı Manifestosu

Kamusal Bilgi Alanı Manifestosu, Avrupa Kamusal Bilgi Alanı Tematik Ağı COMMUNIA bağlamında hazırlanmıştır. Manifestonun aslı http://www.publicdomainmanifesto.org/ adresindedir. Ceviri listesi ve Türkçe çevirisi pdf formatinda http://www.publicdomainmanifesto.org/node/9

http://www.publicdomainmanifesto.org/sites/www2.publicdomainmanifesto.org/files/

Public_Domain_Manifesto_tu.pdf adresindedir.

Önsöz

Kitap, yalnızca bir kitap olarak yazara aittir, ama düsünce olarak –kelimeler o kadar engin degildir- insanlıga aittir. Bütün zihinler bunda söz sahibidir. Eger yazarın hakkı ve insan ruhunun hakkı olmak üzere iki haktan biri feda edilecek olsaydı, yazarın hakkının feda edilmesi gerekirdi, çünkü bizim tek önceligimiz halkın çıkarıdır ve halkın çıkarı her seyden önce gelmelidir. (Victor Hugo, Discours d’ouverture du Congrès littéraire international de 1878, 1878)

“Pazarlarımız, demokrasimiz, bilimimiz, ifade özgürlügü geleneklerimiz ve sanatımız, telif haklarıyla korunan bilgi malzemelerinden çok, kullanımı serbest malzemelerden olusan bir Kamusal Bilgi Alanı’a muhtaçtır. Kamusal Bilgi Alanı, iyi olan ne varsa telif hakkı koruması altına alındıktan sonra geriye kalan ise yaramaz artıklardan ibaret degildir. Kamusal Bilgi Alanı, kültürümüzün yapı taslarını çıkardıgımız yerdir. O, aslında, kültürümüzün büyük bir parçasıdır.” (James Boyle, The Public Domain, s.40f, 2008)

Kamusal Bilgi Alanı, telif hakkı koruması altında olmadığı için ya da telif hakkı sahipleri bu engelleri kaldırmaya karar verdiği için, genellikle telif hakkı korumasına tabi kullanım ya da yeniden kullanıma ilişkin bütün kısıtlamaların kaldırıldığı bilgi sermayesidir. Paylaşılan bilgilerimizle ve kültürümüzle ifade edilen, öz-anlayışımızın temelidir. Yeni bilgilerin ve yeni kültürel eserlerin ham maddesidir.
Kamusal Bilgi Alanı, bu hammaddelerin neredeyse sıfıra yakın yeniden üretim maliyeti ile kullanılabilmesini ve toplumun bütün üyelerinin bu hammaddeyi geliştirebilmesini sağlayan koruyucu bir işleyiş rolünü üstlenir. Sağlıklı ve etkin bir Kamusal Bilgi Alanının varlığı, toplumlarımızın sosyal ve ekonomik refahı için son derece gereklidir. Kamusal Bilgi Alanı, eğitim, bilim, kültürel miras ve kamusal bilgiler alanında önemli bir rol oynamaktadır. Sağlıklı ve etkin bir Kamusal Bilgi Alanı, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 27. Maddesi, 1. Fıkrasında yer alan ilkelerden (“Herkes, topluluğun kültürel faaliyetine serbestçe katılmak, güzel sanatları tatmak, ilim sahasındaki ilerleyişe iştirak etmek ve bundan faydalanmak hakkını haizdir.”) dünyadaki herkesin yararlanabilmesini sağlamak için gerekli ön koşullardan birini oluşturmaktadır.

Sayısal ağ tabanlı bilgi toplumu, Kamusal Bilgi Alanı Kamusal Bilgi Alanı konusunu, telif hakları tartışmasının ön saflarına taşımış bulunmaktadır. Kamusal Bilgi Alanı korumak ve güçlendirmek için, bu gerekli kaynağın yapısı ve görevi hakkında sağlam ve çağdaş bir anlayış geliştirmemiz gerekmektedir. Bu Kamusal Bilgi Alanı Manifestosu, Kamusal Bilgi Alanı kavramını tanımlamakta ve
21. yüzyılın başlangıcında sağlıklı bir Kamusal Bilgi Alanı için gerekli ilkeleri ve kuralları ana hatlarıyla özetlemektedir. Bu manifestoda Kamusal Bilgi Alanı, diğer fikri mülkiyet hakları hariç olmak üzere (patent ve ticari marka gibi) yalnızca telif hakları kanunu bağlamında değerlendirilecek ve telif hakları kanunu ise telif hakları kapsamındaki ekonomik ve manevi haklar ile (komşu haklar ve veritabanı
hakları da dahil olmak üzere) diğer ilişkili hakları kapsayacak şekilde en geniş açıdan anlaşılmalıdır. Bu nedenle bu belgenin geri kalanında, telif hakları, bu hakların hepsini kapsayan genel bir terim olarak kullanılacaktır. Bunun yanı sıra, “eserler” terimi, veri tabanları, gösteriler ve kayıtlar da dahil olmak üzere yukarıda tanımlanan ve telif hakları kapsamında korunan bütün materyalleri kapsamaktadır. Aynı şekilde “yazar” terimi de, fotoğrafçıları, prodüktörleri, yayıncıları, ressamları ve oyuncuları içine almaktadır.

The Public Domain Manifesto

21.Yüzyılda Kamusal Bilgi Alanı

Bu Manifesto’da dile getirilen ve amaçlanan, Kamusal Bilgi Alanı, telif hakkı koruması olmadan kullanılabilen kültürel malzemeler olarak tanımlanmaktadır. Resmen Kamusal Bilgi Alanında yer alan eserlere ek olarak, pek çok açıdan Kamusal Bilgi Alanı gibi işleyen özel olarak oluşturulmuş bir ortak alan yaratılarak cömert koşullar altında bireyler tarafından gönüllü olarak paylaşılan çok değerli eserler de vardır. Ayrıca, bireyler, adil ve dürüst kullanım ve telif hakları içersinde yeralan istisnalar ve kısıtlamalar ile telif haklarıyla korunan pek çok eseri de kullanabilmektedir. Kendi kültürümüze ve kültürel mirasımıza erişimi arttıran bu kaynakların hepsi son derece önemlidir ve toplumun, paylaşılan bilgilerimiz ve kültürümüzden tam olarak faydalanabilmesi için hepsinin etkin bir biçimde korunması gerekmektedir.


Kamusal Bilgi Alanı

Yapısal Kamusal Bilgi Alanı, Kamusal Bilgi Alanı kavramının özünü oluşturur ve mevcut kanunlar tarafından getirilen telif hakkı kısıtlamaları olmadan kullanılabilen paylaşılmış bilgilerimiz, kültürümüz ve kaynaklarımızdan oluşur. Yapısal Kamusal Bilgi Alanı, özellikle iki farklı malzeme ya da eser sınıfından oluşmaktadır:

  1. Telif hakları koruması sona ermiş yazarların eserleri. Telif hakkı, yazarlara tanınan geçici bir haktır. Bu geçici koruma sona erdiğinde, bütün yasal sınırlamalar da ortadan kalkar. Bazı ülkelerde bu durum yazarın daimi manevi haklarına bağlı olarak değişir.
  2. Telif hakkı korunması altında olmayan temel ortak bilgi alanı. Özgün eser olarak
    değerlendirilmediği için telif hakkıyla korunmayan eserler veya bu tür bir korumadan
    hariç tutulmuş eserler (örneğin bir eserde nasıl tanımlandığına, açıklandığına, anlatıldığına veya işlendiğine bakılmaksızın, veriler, gerçekler, fikirler, prosedürler,
    süreçler, sistemler, operasyon yöntemleri, kavramlar, prensipler ve/veya keşifler ile
    yasalar ve adli ve idari kararlar). Temel ortak alan, toplumlarımızın işleyişinin kısıtlı bir süre için de olsa herhangi bir şekilde yasal sınırlamalar altında ezilmesinin engellenmesi açısından çok önemlidir.

Yapısal Kamusal Bilgi Alanı, telif haklarıyla korunan yazarların haklarına zaman içinde bir denge getirmiştir ve toplumlarımızın kültürel belleği ve bilgi tabanı için gereklidir. 20. Yüzyılın ikinci yarısında, burada belirtilen iki unsur, telif hakkı süresinin uzatılması ve yasal koruma amaçlı telif hakkı korumasına benzer yeni rejimlerin getirilmesi nedeniyle giderek zorlanmıştır.

Gönüllü Ortak Alanlar ve Kullanıcı Yetkisi

Kamusal Bilgi Alanının yapısal temeline ek olarak, bireylerin telif hakkı koruması altında olan eserlerle serbestçe etkileşim içine girebilmesini sağlayan başka önemli kaynaklar da vardır. Bu kaynaklar, telif haklarının, toplumun belli ihtiyaçlarına ve yazarların gönüllü tercihlerine müdahale etmesini engellemeyecek, mevcut kültür ve bilgilerimiz için bir “nefes alma alanı”nı temsil eder. Bu kaynaklar,
telif haklarıyla korunan eserlere erişimi arttırırlarken, bazıları bu erişimi, belli kullanım biçimleri için koşullara bağlı hale getirmekte veya belli kullanıcı sınıflarının erişimini kısıtlamaktadır:

  1. Hak sahiplerince gönüllü olarak paylaşılan eserler. Yaratıcılar, eserlerinin kullanımına ilişkin kısıtlamaları ya kendileri ücretsiz lisans vererek ya da eserlerini başkalarının da hiçbir kısıtlama olmadan kullanabilmesi için diğer yasal araçlardan faydalanarak veya eserlerini Kamusal Bilgi Alanında sunarak kaldırabilirler. Ücretsiz lisanslama tanımları için, ücretsiz yazılımların tanımına http://www.gnu.org/philosophy/free-sw.html adresinden, ücretsiz kültürel eserlerin tanımına http://freedomdefined.org/Definition adresinden ve açık bilgi tanımına http://opendefinition.org/1.0/ adresinden ulaşabilirsiniz.
  2. Adil ve dürüst kullanma, telif haklarına getirilen istisnalar ve kısıtlamalar sonucu
    oluşturulmuş kullanıcı yetkileri. Bu yetkiler, Kamusal Bilgi Alanının ayrılmaz bir
    parçasıdır. Bunlar, temel sosyal kurumların düzgün işlemesini sağlayarak ve özel
    ihtiyaçları olan bireylerin sosyal katılımına olanak vererek paylaşılan kültürümüze ve
    bilgilerimize yeterince erişebilmelerinin mümkün olmasını sağlar.

Kamusal Bilgi Alanı, eserlerin gönüllü paylaşılması, adil ve dürüst kullanma ve telif hakları içersinde getirilen istisnalar ve kısıtlamaların hepsi, tüm toplumun yararlanması için yenilik ve kültürel katılıma olanak vermek amacıyla, herkesin paylaşılan kültüre ve bilgilere erişebilmesini sağlamak için önemli katkılarda bulunur. İşte bu nedenle Kamusal Bilgi Alanın hızlı teknolojik ve sosyal değişimlerin
yaşandığı bu dönemdeki kilit rolünü yerine getirmeye devam edebilmesi için her iki biçiminde de varlığını etkin biçimde sürdürmesi önemlidir.

Genel İlkeler

Hızlı teknolojik ve sosyal değişimlerin yaşandığı bir dönemde, Kamusal Bilgi Alanı, kültürel katılım ve sayısal yenilik alanında temel bir görevi yerine getirmektedir ve bu nedenle Kamusal Bilgi Alanının varlığı etkin bir biçimde sürdürülmelidir. Kamusal Bilgi Alanın etkin bir biçimde sürdürülebilmesi için bir dizi genel ilkenin göz önünde bulundurulması gerekir. Aşağıdaki ilkeler, Kamusal Bilgi Alanına dair anlamlı bir anlayış geliştirip bunu sürdürmek ve Kamusal Bilgi Alanının ağ tabanlı bilişim toplumunun teknolojik ortamında düzgün şekilde işlemeye devam edebilmesini sağlamak için gereklidir. Yapısal Açık Alan’a ilişkin genel ilkeler şunlardır:

  1. Kamusal Bilgi Alanı, genel düzendir, telif hakkı koruması istisnadır: Telif hakları koruması yalnızca özgün ifade biçimlerine sağlandığı için, dünya genelinde herhangi bir zamanda üretilen verilerin, bilgilerin ve fikirlerin pek çoğu Kamusal Bilgi Alanı’a aittir. Telif hakkı koruması kapsamına girmeyen bilgilere ek olarak, Kamusal Bilgi Alanı, telif hakkı koruması biten eserler ile de her sene genişlemektedir. Telif hakkı koruması için aranan şartlar ve telif hakları korumasının sınırlı süresinin birleşik uygulaması, Kamusal Bilgi Alanının zenginliğine katkıda bulunarak, paylaşılan kültürümüze ve bilgimize erişimi sağlamaktadır.
  2. Telif hakkı koruması, yazarın fikri emeğinin korunması ve ödüllendirilmesi ile kültürün ve bilginin yayılmasında kamu çıkarının gözetilmesi arasında makul bir uzlaşmaya varılıncaya kadar geçerli olmalıdır. Ne yazar açısından ne de halkın geneli açısından fazla uzun süreli telif hakkı korumasını makul gösterebilecek hiçbir (tarihsel, ekonomik, sosyal ya da başka herhangi bir) geçerli sav bulunmamaktadır. Yazarlar, fikri emeklerinin meyvesini almalı, ancak halk da, bu eserleri serbestçe kullanabilmekten uzun yıllar boyunca mahrum edilmemelidir.
  3. Kamusal Bilgi Alanında olan Kamusal Bilgi Alanında kalmalıdır. Eserlerin teknik kopyaları üzerinde münhasır kontrol talep ederek veya bu tür eserlerin teknik kopyalarına erişimi kısıtlayan teknik koruma önlemleri kullanılarak Kamusal Bilgi Alanında yer alan eserler üzerinde tekrar münhasır kontrol kurulmamalıdır.
  4. Kamusal Bilgi Alanı’da yer alan bir eserin sayısal kopyasının yasal kullanıcısı, bu tür eserleri serbestçe (yeniden) kullanma, kopyalama veya değiştirme hakkına sahip olmalıdır. Bir eserin Kamusal Bilgi Alanında yer alıyor olması, o eserin halka açık olması gerektiği anlamına gelmez. Kamusal Bilgi Alanında yer alan fiziki eserlerin sahipleri, bu tür eserlere erişimi kısıtlama hakkına sahiptir. Ancak bir esere erişim hakkı verildikten sonra, bu tür eserlerinyeniden kullanılması, değiştirilmesi veya çoğaltılmasına ilişkin herhangi bir yasal kısıtlama
    olmaması gerekir.

  5. Kamusal Bilgi Alanındaki eserlere erişimi ve bu eserlerin yeniden kullanılmasını sınırlayan sözleşmeler ve teknik koruma önlemlerinin yaptırımı olmamalıdır. Bir eserin Kamusal Bilgi Alanında olması, o eseri yeniden kullanma, değiştirme ve çoğaltma hakkını garanti altına alır. Buna adil ve dürüst kullanım ile istisnalar ve kısıtlamalardan doğan kullanıcı yetkileri de dahildir. Böylelikle, bu hakların sözleşmelerle veya teknik araçlarla kısıtlanmaması sağlanır.

Ayrıca, yukarıda tanımlanan gönüllü ortak alan ve kullanıcı yetkilerinin özünde aşağıdaki ilkeler yer alır:

  1. Telif haklarından gönüllü olarak feragat edilmesi ve telif haklarıyla korunan eserlerin paylaşılması, telif hakkı münhasiriyeti kapsamındaki yasal uygulamalardır. Eserlerinin telif haklarıyla korunması hakkına sahip pek çok yazar, bu hakları bütünüyle kullanmayı tercih etmemekte veya bu haklardan tümüyle feragat etmek istemektedir. Bu tür eylemler gönüllü olduğu sürece, telif hakkı münhasiriyeti kapsamındaki yasal uygulamalardır ve bunlar, hiçbir kanun, tüzük ya da manevi haklar da dahil olmak üzere başka hiçbir işleyiş aracılığıyla engellenmemelidir.
  2. Telif hakları ve kamu çıkarı arasındaki temel dengenin etkinliğini sağlamak için adil ve dürüst kullanım ve telif istisnaları ve kısıtlamalar etkin bir şekilde sürdürülmelidir. Bu işleyişler, mevcut telif hakları sistemi içerisinde nefes alacak bir alan oluşturan kullanıcı yetkilerini yaratır. Gerek teknolojik gerekse sosyal değişikliklerin söz konusu hızı göz önünde bulundurulduğunda, bu işleyişlerin temel sosyal kurumların işlerliğini ve özel
    ihtiyaçları olan insanların sosyal katılımını sağlayabilmeye devam edebilmeleri önemlidir. Bu nedenle adil ve dürüst kullanım ve telif haklarına getirilen istisnalar ve kısıtlamalar, doğası itibariyle evrimsel olarak yorumlanmalı ve kamu çıkarına göre sürekli olarak uyarlanmalıdır.

Bu genel ilkelere ek olarak, Kamusal Bilgi Alanına ilişkin bir dizi başka konunun da derhal ele alınması gerekmektedir. Aşağıdaki öneriler, Kamusal Bilgi Alanını korumayı ve Kamusal Bilgi Alanı uygulamasının anlamlı bir şekilde sürdürülebilmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Bu öneriler, telif hakları konusunun geneli için geçerli olmakla birlikte, özellikle eğitim, kültür, kültürel miras ve bilimsel araştırmalar alanına ilişkindir.

Genel Öneriler

  1. Telif hakkı koruma süresi kısaltılmalıdır. Telif hakkı koruma süresinin aşırı uzun oluşu ve formalite eksikliği, paylaşılan bilgilere ve kültüre erişim için son derece zararlıdır. Üstelik, bu uygulama sonucunda ne yazarların kendi kontrolleri altında olan ne de Kamusal Bilgi Alanının bir parçası olabilen ve her iki şekilde de kullanılamayan “yetim eser” sayısı artar. Bu nedenle, yeni eserler için, telif hakkı korumasının süresi, daha makul bir süreye çekilmelidir.
  2. Telif hakkı korumasının kapsamı üzerinde yapılacak her değişikliğin
    Kamusal Bilgi Alanı üzerindeki etkileri göz önünde bulundurulmalıdır (korunma altına
    alınabilecek konular-eserlere ilişkin yeni tanımlar veya münhasır hakların genişletilmesi de dahil olmak üzere
    ). Telif hakkı korumasının kapsamında yapılacak herhangi bir değişiklik, halihazırda koruma altında olan eserleri de kapsayacak şekilde geriye dönük olarak uygulanmamalıdır. Telif hakkı, paylaşılan kültür ve bilgilerimizin Kamusal Bilgi Alanında yer alabilmesini sınırlı bir süre için engelleyen bir istisnadır. 20. Yüzyılda telif haklarının kapsamı, telif haklarını elinde tutan küçük bir sınıfın çıkarlarını gözetmek için kamu çıkarının pahasına önemli ölçüde genişletilmiştir. Bunun sonucunda, paylaşılan kültür ve bilgilerimizin büyük çoğunluğu, telif hakkı ve teknik kısıtlamaların arkasında hapsolmuştur. Bu durumun en azından daha da kötüleşmesine engel olunmalı ve gelecekte olumlu bir yaklaşımla iyileştirilmesine çalışılmalıdır.

  3. Bir eserin, yaratıldığı ülkede yapısal Kamusal Bilgi Alanına dahil edilmesi uygun görülmüşse, bu eserin dünyadaki diğer bütün ülkelerde de yapısal Kamusal Bilgi Alanının bir parçası olarak kabul edilmesi gerekir. Bir ülkede bir eser, özgünlük koşulunu yerine getiremediği için ya da telif hakkı koruma süresi dolduğu için telif hakkı kapsamına girmiyorsa ve bu nedenle de telif hakkı korumasından yararlanamıyorsa, bu materyali yapısal Kamusal Bilgi Alanından çıkarabilmek amacıyla, başka bir ülkede aynı eser için telif hakkı koruması talep etmek (yazar da dahil olmak üzere) hiç kimse için mümkün olmamalıdır.
  4. Kamusal Bilgi Alanına ait eserlere el koymak için yapılan her hangi bir kötü niyetli veya yanıltıcı girişim yasalarla cezalandırılmalıdır. Kamusal Bilgi Alanının bütünlüğünü korumak ve Kamusal Bilgi Alanına ait eserlerin kullanıcılarını, doğru olmayan, aldatıcı beyanlardan korumak için, Kamusal Bilgi Alanına ait eserler üzerinde münhasır hak talep etmek amacıyla gerçekleştirilen her türlü sahte ve yanıltıcı girişim, yasadışı ilan edilmelidir.
  5. Kamusal Bilgi Alanına ait eserler üzerinde yeniden münhasır hak sahibi olmak için başka hiçbir fikri mülkiyet hakkı kullanılmamalıdır. Kamusal Bilgi Alanı, telif hakkı sisteminin iç dengesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu iç denge, telif hakkının haricinde kalan yönetmelikler aracılığıyla söz konusu eserler üzerinde münhasır bir hak iddia etmek veya hak sahibi olmak için yapılan girişimlerle bozulmamalıdır.
  6. “Yetim eserleri” ve artık ticari olarak elde edilemeyen basılı eserleri (örn, baskısı tükenmiş eserler gibi) toplum tarafından yeniden kullanılabilir hale getirmenin pratik ve etkili bir yolu olması gerekir. Telif hakkı korumasının kapsamı ve süresinin genişletilmesi ve yabancı eserlere ilişkin formalitelerin yasaklanması, ne kendi yazarlarının kontrolü altında olabilen ne de Kamusal Bilgi Alanına dahil olabilen çok sayıda yetim eser yaratmıştır. Mevcut yasalar nedeni ile bu eserlerin, ne kendi yazarlarına ne de topluma bir yarar sağlayamadığı göz önünde bulundurulursa, bu eserlerin bir bütün olarak yeniden toplum tarafından verimli bir şekilde kullanılabilir hale getirilmesi gerekir.
  7. Kültürel mirastan sorumlu kurumlar, Kamusal Bilgi Alanı eserlerinin etkin bir şekilde etiketlenmesi ve korunması için özel bir sorumluluk üstlenmelidir. Kâr amacı gütmeyen kültürel mirastan sorumlu kurumlar, yüzyıllardır paylaşılan bilgi ve kültürümüzü korumakla görevlendirilmişlerdir. Bu görevin bir parçası olarak, bu kurumlar, Kamusal Bilgi Alanına ait eserleri etiketleyerek, koruyarak ve ücretsiz olarak kullanılabilmeleri için tüm topluma sunmalıdırlar.
  8. Eserlerin gönüllü paylaşımını veya Kamusal Bilgi Alanına dahil edilmesini engelle herhangi bir yasal engel olmamalıdır. Her iki seçenek de telif hakkı korumasının getirdiği münhasır hakların yasal uygulamaları olup, temel kültürel ürünleree bilgilere erişim sağlanması ve yazarların isteklerine saygı duyulması açılarından büyük önem taşımaktadır.
  9. Telif hakkıyla korunan eserlerin ticari amaçlı olmayan kişisel kullanımı mümkün kılınmalı ve bu amaçlı kullanım için yazara sağlanabilecek alternatif tazminat yöntemleri araştırılmalıdır. Her ne kadar eserlerin ticari bir amaç gütmeden, kişisel amaçlı kullanımı bireylerin kendi kişisel gelişimleri için gerekli olsa da, telif hakları içersinde yeni kısıtlamalar ve istisnalar belirlenirken ya da geçmiş kısıtlamalar ve istisnalar değiştirilirken yazarların konumunu da göz önünde bulundurmak gereklidir.

Sayın Valim, Sayın Rektörüm, Değerli Konuklar, Sayın Katılımcılar, Sayın
Basın Mensupları, Bizi İnternetden izleyen tüm dünyaya yayılmış
Netdaşlarım, Hepinize XII. Akademik Bilişim Konferansına, AB10 yürütme
kurulu adına Muğla’ya, ülkemizin önemli bir turizm merkezine, genç Muğla
Üniversitesine hoş geldiniz diyorum. Dilerim, bu konferansta Muğla ve
yöresinde bir Bilişim Fırtınası estirir, Muğla’nın bir bilim, teknoloji
ve bilişim merkezi olma çabasına bir ivme verir.

Bu konferansın gerçekleşmesinde pek çok kişinin emeği, sabırla verilmiş
uzun saatleri vardır. Başta Rektörümüz Şener Oktik olmak üzere tüm yerel
komite üyelerine, gönüllülere, tüm Muğla ekibine, bildiri veren, seminer
veren, oturum yöneten herkese, siz katılımcılara yürütme kurulu adına
teşekkür ederiz. Sponsorlarımıza, / HP, İnfoTürk, //Microsoft, Netcom,
Trend Micro, Servus, Anka Aktif, Bekdata, Beyaz Bilişim, Bilgi Sistem,
Bilkom, Bilmax, Biltam, CSN, Datasec, İnfonet, İntron, Kion, Komtera,
Lexmark, Microbeta, Multinet, Sentio, Sonicwall, Sun, Targe Elektronik,
Türk Telekom, Vasco, Vistra, Yıldız Bilgisayar , Yönsis/’e, konferansı
canlı yayınlayan Zeitin ve EMO’ya destekleri için teşekkür ederiz.

Akademik Bilişim Konferansı Neyi Amaçlıyor ?

İnsanlık yeni bir toplum biçimine geçişin sancılarını ve çalkantılarını
yaşamakta. Bir yanda gelişmiş “Globalleşme/Düzleşme” ve “Bilgi
Çağı/Bilgi Toplumu”, diğer yandan da açlık, sefalet ve hastalıklara terk
edilmiş kıtalar. Bu durumu tetikleyen en önemli etken, bilim ve
teknolojideki gelişmelerdir. Bilgi ve iletişim teknolojileri ise bilim
ve teknolojideki gelişmeler arasında özel bir yere sahiptir. İnternet
çerçevesinde somutlaşan bilgi ve iletişim alanındaki gelişmeler, bilim
ve teknoloji ile sarmal bir şekilde birbirini etkilemekte,
üniversitelerin konumunu; ar-ge, inovasyon, ömür boyu eğitim gibi
kavramlar ve genetik mühendisliği, nano teknolojiler, uzay teknolojileri
gibi bazı yeni gelişen bilim dalları ile yeniden tanımlamaya
zorlamaktadır. İnternetin temsil ettiği değişim, bağımsız ve yaratıcı
bireyleri öne çıkartmakta, yaratılan katma değer açısından beyinsel
emeği kol emeğinin önüne geçirmekte, ulusların zenginliğini
yurttaşlarının beynindeki bilgilerle ölçmekte; hiyerarşik olmayan ve ağ
yapılarını içeren toplumsal modelleri öne çıkartmakta; katılımı ve
saydamlığı, demokrasiyi, gelişmenin önemli bir parçası ve etmeni olarak
öne çıkartmaktadır. Bu değişim, kanımızca, Sanayi Devrimi, boyutlarında
köklü bir değişimdir, ve hayatın her boyutunu köklü olarak değiştirmeye
başlamıştır.

Bu değişim ülkemizi de bilim ve bilgi ağırlıklı bir rotaya girmeye, bir
başka deyişle, Bilgi Toplumunu yönelmeye zorluyor. Akademik Bilişim
Konferansı, İnternetin getirdiği bu fırtınaya karşı üniversitelerin
cevabının arandığı bir konferanstır.

Bu konferans dizisi, üniversitelerde bilgi teknolojileri konusunda
ilgili grupları biraraya getirerek, bilgi teknolojileri altyapısı,
kullanımı, eğitimi ve üretimini tüm boyutlarıyla tanıtmak, tartışmak,
tecrübeleri paylaşmak, ve ortak politika oluşturmak amaçlarıyla ulusal
boyutta 1999′dan beri yapılmaktadır. Bu Konferanslar bilişime bulaşmış;
üreten, kullanan, yöneten tüm üniversite topluluklarına ev sahipliği
yapmaya çalışıyor. Bilgisayar, Bilişim, Enformatik bağlantılı bölümlerin
yanında, kütüphaneciler, medikal bilişimciler, tarımsal bilişimciler,
mekansal bilişimciler, bilişim hukukçuları, inşaat bilişimcileri, eğitim
bilişimcileri de konferansın doğal katılımcılarıdır. İnternet ve Bilişim
yaşamanın her boyutunu etkilediği için, kamu yönetimi, siyaset,
sosyoloji, psikoloji, ekonomi gibi sosyal bilimcileri de bu konferansın
doğal katılımcıları olduğunu düşünüyor, ve onları da aramıza katılmaya
davet ediyoruz.

Akademik Bilişim Konferansı, ODTÜ’de başladıktan sonra, Isparta, Samsun,
Konya, Adana, Trabzon, Gaziantep, Denizli, Kütahya, Çanakkale ve
Şanlıurfa da yapılmıştır. Önümüzdeki 2 yılda Malatya ve Uşakta
yapılacaktır. Konferansın büyük şehirlerin dışında, her yıl Anadolu’daki
başka bir üniversitede konaklaması, hem üniversiteye ve şehre kendini
tanıtma fırsatı vermekte, hem de konferans katılımcılarına her yıl
yurdumuzun bir başka köşesini yakından tanıma şansı sunmaktadır.

Akademik Bilişim Konferansı, yapıldığı şehri bir Bilişim Fırtınası ile
sarsmaya çalışmaktadır. Lise öğrencilerine ve öğretmenlerine yönelik
İnternet ve açık kaynak etrafında bir sohbet toplantısı, kamu
çalışanlarına yönelik bir e-devlet paneli, yurttaşlara yönelik güvenli
internet, KOBİ’lere yönelik e-ticaret etkinlikleri yapmaya
çalıştıklarımız arasında. Yerel TV ve radyolar kanalıyla şehri bir
bilişim ve internet fırtınasıyla sarsmak fırsat bulduğumuzda
gerçekleştirdiğimiz bir eylemdir. Gönlümüzde, konferansın yapıldığı
şehir ve bölgeyi kapsayan bir Bilişim Fuarı yapmak da var. Burada
gerçekleşen Fuar, Akademik Bilişim Konferanslarında gerçekleşen en büyük
Fuar’dır. Sponsorlarımıza ve emeği geçenlere tekrar teşekkür ederim. Bir
diğer hayalimiz ise, Bilişim, ar-ge, inovasyon ve teknokentlerin
bölgesel kalkınmada rolünü, yerel aktörlerle, ve ulusal aktörlerle,
STK’larla birlikte tartışmak ve bu yönde bir ivme vermektir.

Bu konferans ilk başladığında biz ağırlığı davetli bildiriler, panel,
çalışma grupları ve eğitim seminerleri vermiştik. Ama, AB’00 dan
itibaren bildiri sunmaya olan gereksinim kendini kabul ettirdi ve
ağırlıklı olarak bilişimin her alanında bildiriler sunuluyor.
Konferansta bir Özet Kitapçığı, daha sonra da editoryal süreçten geçmiş
Bildiriler kitapçığı çıkartmaya çalışıyoruz.

Bildiri kitapçıklarını üniversite kütüphanelerine ÜNAK kanalıyla
gönderme sürecindeyiz. Yazarlara Bildiriler Kitabını talep üzerine
gönderiyoruz. Bu konuda yazarlara bir duyuru yapacağız. Yazarların
ardından katılımcılara bu olanağı sunacağız.

Konferans Bilişim ve Bilgi Toplumu konularında Ulusal Politikaların
tartışıldığı, kafa yorulduğu oturumları hep barındırdı ve barındırmaya
devam edecek. Bizler Üniversitelerin birincil görevleri arasında topluma
Entelektüel liderlik etmenin en başta geldiğini düşünüyoruz.

Üniversitelerin bilişim etrafında, kendi iç sorunları, sektörün ve
toplumun sorunlarına ışık tutma, çözüm arama, dünyayı Bilgi Toplumuna
götüren Bilişim Fırtınası’na üniversitelerimizin cevap verme çabasının
yansıdığı bir konferans olmasını istemekteyiz.

Türkiye Bilgi Toplumu Yarışında Nerede ?

Türkiye Osmanlı geleneğini devam ettirerek mehter marşını çağrıştıran
bir görüntü sergiliyor: iki ileri bir geri. Maalesef, ülkemiz bir bütün
olarak, işin boyutlarını kavramış, katılımcı mekanizmalarını kurmuş,
strateji ve eylem planını yapmış, emin adımlarla ilerleyen bir görüntü
veremiyor. Kaba cizgilerle dünya ortalamasını yakalamış, ama AB ve
OECD’de genel olarak en geride, 100 ülke arasında genelde 50-60
arasında, 190 ülke arasında 70-130 gibi konumlarda oynuyor. Halkımızın
%35′u internet kullanıyor; ama interneti hiç duymamış olanlar önemli
miktarda; kadın-erkek, şehir-kırsal farkı önemli. 2006-2010′u kapsayan,
ama Entelektüel çevrelerin bile bilmediği, bir strateji ve eylem
planımız var; ama hala başlamamış eylemler var: Bilgisayar Mühendisliği
için öğretim elamanı yetiştirme, eylem planını tanıtma, geri besleme
alma, kamuda açık kaynak kullanan pilot kurum gibi. 130 civarında
eylemden 10 civarında olanı bitmiş durumda. 2 yıl gecikmeyle açılan
e-devlet kapımız var; ama üzerinde işlem yapmak isteyen yurttaş sayımız
25 binin altında. Ülkemizi bilgi toplumuna taşımakla görevli DPT Bilgi
Toplumu dairesi 5 kisi ile başladı, halen 10 kişi civarında, BTK
“Sansür” dairesine 90 kişilik kadro verildi, ve 33 kişi ile başlandı.
Ülkemizde ana işi Bilgi Toplumu olan en yüksek kamu görevlisi bir daire
başkanı. Öte yandan, serbestleşme kağıt üzerinde başarılmış, ama fiili
tekel devam ediyor ve oligopol dışı firmaların pazar payı hala %10
civarında, bu Avrupada ortalama %50′larda. E-dönüşüm İcra Kurulu ve
kuruldaki STK’lar önemli bir gelişme ama, Yönetişim, siyasal sahiplenme,
örgütlenme, serbestleşme, insan gücü planlaması, sayısal uçurum
konularında ciddi sorunlar var.

Türkiye’nin İnternetle Savaşı: Donkişot, Devekuşu, Harakiri

Ülkemizinde Bilgi Toplumu çalışmalarında ki dağınıklığın, Mehter hızının
somut bir göstergesi youtube.com da en çarpıcı örneğini bulan İnternet
Yasakları’dır. Kamuoyu pek farkında değil ama, ülkemiz kendi başına
Uluslar arası hukuku tesis etmeye çalışıyor; internete kurallar
getirmeye çalışıyor. Mahkemelerimiz, dünya üzerinde yaşayan Türkler
yoluyla, yetki alanını tüm dünya olarak ilan ediyor. Yasaklara herkes
karşı ama kimse bir şey yapmıyor. Cumhurbaşkanı, Baş müzakereci yanlış
bulduğunu söylüyor, Başbakan yasağı deldiğini söylüyor, hatta Ulaştırma
Bakanı da yasağı eleştiriyor; yasağı uygulayan kurumun başkanı da
eleştiriyor ama yasak 2 yıla yakın devam ediyor. Yetkili herkes karşı,
ama yasak yerinde duruyor. Yasakları 5 yaşındaki çocukların bile
delebileceğini herkes biliyor; ama Devekuşu gibi başımızı kuma gömmeyi
sürdürüyoruz. Türkiye “Temiz İnternet” istiyor; “kirli ve zararlı
bilgi”den arındırılmış bir internetin peşinde. Ve bunda dünyaya örnek
olma iddiasında. Ülkemiz dünyadaki tüm yer sağlayıcılardan, Türkiye’de
büro açmasını, BTK’ya kayıt olmasını istiyor. Bunlar, Türkiye’nin kendi
başına dünya internetini yönetmeye kalkması demek kanımca. Bu maalesef,
Donkişot gibi, internete savaş açmak demek. İnternet yasakların,
Hukuk’un evrensel ilkelerine, Anayasamıza, Uluslar arası sözleşmelere
karşı olduğunu düşündüğümüz için INETD olarak AİHM’e başvurduk.

Kısaca, *Türkiye gemisinin rotasını Bilgi Toplumuna henüz döndüremedik!*

Dünya Bilgi Toplumuna doğru yolalıyor. Bu pek çok konuda sancılı
değişimleri de doğal olarak birlikte taşıyor. Sayısal ürünlerin marginal
üretim maliyetlerin, dağıtım ve iletim maliyetlerinin pratik olarak
sıfır olması müzik, film ve basın sektörünü ciddi olarak sıkıntıya
sokmuştur. Bu sektörler, paradigmanın değiştiğini farketmek
istemiyorlar; internetin tanıtım, dağıtım olanaklarını işlerine geldiği
gibi kullanırken, bunun doğal sonucu olarak sayısal ürünlerin
paylaşımına isyan ediyorlar, ve ortaçağ yöntemlerine başvuruyorlar.
Fransanın başını çektiği bir akım “3 vuruş” adıyla, 3 kere izinsiz
sayısal ürün indiren kullanıcının, İnternet erişiminin yargısız olarak
kesilmesini öneriyorlar. Türkiye’de bu kervana katılmak istiyor. Müyap,
bu bakış açısıyla 3 bini aşkın webi yasaklattı. İnsanlık, fikri ve sinai
haklar konusunda yeni bir uzlaşma arayışında. Bizim yaratıcılığı
desteklememiz, onu mükafatlandırmamız gerekir. Ama, milyonların hayati
çıkarlarıyla, bir azınlığın çıkarı arasında tercih söz konusu olunca
tabii ki milyonları seçmek zorundayız. Bu insan hayatını ilgilendiren
ilaçlar gibi konuları da kapsar.

İnternetden Korkmayın!

İnternet kültürünü Anadoluya yayma amacıyla sürdüğümüz, İnternet
Haftasının sloganı İnternet Yaşamdır! Bununla İnternetin yaşamanın bir
yansısı olduğunu, her türlü olumlu ve olumsuz unsurların İnternetde
olduğunun altını çiziyoruz. Nasıl trafik kazaları oluyor diye yolları
kapatmıyorsak, insanları yaralıyor diye bıçakları yasaklamıyorsak,
İnterneti yasaklamak refleksinden, internetden korkmaktan vazgeçmeliyiz.
İnternet yaşamın bir parçası olduğunu görüp, bir bütün olarak
yaklaşmalıyız. Olumsuz unsurlar konusunda tabii ki çaba harcamalıyız;
ama bu bireyi temel olan, ona hareket alanı veren bir yaklaşım olmalı.
İnternet, insanlık tarihinde bireyin önünü açan, ona kendini geliştirme,
ifade etme, ve örgütlenme olanağı sunan en büyük gelişmedir. Son
araştırmalar, bilgisayar ve internetin, soysal ağların olumlu yanlarını
ortaya çıkardı. Gençlerin hızlı düşünmesine, beyinin gelişmesine,
insanların hayatlarında olumlu etkileri olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bireye güvenen, onunla diyalog içinde olan kurumlar daha verimli olduğu
gözlenmektedir. UYAP üzerinde, .gov.tr, .edu.tr, .org.tr dışına
uygulanan kıstlamayı şaşkınkınlıkla karşıladığımızı ve yanlış
bulduğumuzu belirmek isteriz. Tüm yurttaşlarımıza bir kere daha
seslenmek isterim: İnternet’den Korkmayın! çünkü İnternet Yaşamdır !

Bu konferans dizisinde eğitim seminerleri önemli bir rol oynamıştır.
Bilişimci yetiştirmenin, yeni gelişmeleri aktarmanın, insanların
ellerini kirletmekten geçtiğini bildiğimiz için ortalama 2 salonu eğitim
seminerlerine ayırıyoruz. Eğitim seminerleri arasında Linux, açık kaynak
ve Özgür Yazılım önemli bir yer tutmaktadır. Bizler, bunların ülkede
bilişimin gelişmesi, rekabet gücü, istihdam, tasarruf, güvenlik
açılarından önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu konferans öncesinde 4 günlük
yoğun “Linux, Sistem ve Ağ Yönetimi” kursu ve 2 günlük Güvenlik eğitimi
yaptık. Linux eğitimi için LKD üyeleri, Kartaca’dan Erdem Bayer’e,
İstanbul’da yaşayıp, Canada’da command.prompt firmasında çalışan Devrim
Gündüz’e; Güvenlik seminerleri için Bilişim Güvenliği Derneği ve TUBİTAK
UEAKE’ye , ve Yılmaz Çankaya’ya teşekkür ederiz.


Özgür Yazılıma Eşit Şans Tanıyın !

Açık kaynak ve özgür yazılım konusunda Üniversitelere önemli görevler
düşmektedir. En başta temel bilişim eğitimin markadan bağımsız, kavram
temelli eğitim olması gerekir. Bu eğitim öğrenciyi tüm seçeneklerle
çalışabilir konumuna getirmesi gerekir. Her üniversite öğrencisinin
Linux ve özellikle ulusal işletim sistemi Pardus’la tanışmış olması
gerekir. Üniversitenin kendisinin markalara bağımlı olmadan, tüm
seçenekleri fayda, maliyet, taşınabilirlik, bakım gibi kriterler
açısından değerlendirek seçim yapmasını gerekir diye düşünüyoruz.
Üniversitelerin açık kaynak’in yanında, Açık Erişim ve Açık Ders
Malzemesi projelerini daha yakından takip etmesi ve desteklemesi gerekir.

Biz, düzenleyiciler olarak, bu konferansı bildiri sunma ve yayınlamanın
çok ötesinde bir bilgi ve deneyim paylaşımı, fikir kıvılcımlarının
aktarıldığı, ortak sorunların tartışıldığı, ve çözüm arandığı bir ortam
olmasını hedefliyoruz. Esas olan diğer bildirileri dinleme, tartışmaya
katılmadadır; bildiri sunma buna vesile olduğu için önemlidir.
Katılımcıların, tüm konferans süresinde aktif bir şekilde anlama, soru
sorma, katkı verme çabasında olmasını arzuluyoruz. Bir konferans aynı
zamanda soysal bir birlikteliktir; yeni dostlukların, ortaklıkların,
projelerin ortaya çıktığı ortamlardır. Bazen konferans salonları kadar
kahve salonları, geziler, kokteyller daha verimli olabilir. Bu nedenle,
tüm katılımcıların 3 gün boyunca konferansta kalmasını, tartışmalara
katılmasını bekliyoruz, istiyoruz.

AB10 3 gün 8 paralel salonda 89 oturum olarak gerçekleşecek. Bu yılki
konferansa e-öğrenme, yazılım, ağ, güvenlik ve universite konuları
damgasını vuruyor. Tıp, Web Teknolojileri, e-devlet, teknik, tarımsal
bilişim, İnşaat ve Mekansal Bilişim ağırlığını sürdürüyğr.. 12 eğitim
semineri oturumu var. 8 panel, calıştay türü oturum var. Bildiri sayısı
ise 220′yi buldu.

Tüm katılımcıların Muğla Üniversitesinin bu güzel kampüsünde eğlenceli,
faydalı 3 gün geçirmesini, bölgenin tadını çıkartmasnı diler, emeği geçen herkese, tüm katılımcılara, sponsorlara, Muğla ekibine çok
teşekkür eder; konferansa başarılar dilerim.

Teşekkür ederim

Kamuoyuna Açık Mektup

ACTA (Anti-Counterfeiting Trade Agreement- Taklitciliğe Karşı Ticaret Anlaşması) hükümetler arasında ilaca erişim[1] gibi temel sosyal konulardan internet suçlarına geniş bir yelpazede müzakereleri süren bir anlaşmadır. Bizler ise, bunun temel özgürlüklere ve demokrasi zarar verirken, sayısal tek pazarda Avrupanın inovasyonuna zarar vermesinden korkuyoruz.

Müzakere sürecinin kendisi, şeffaflık ve sürecin demokratikliği konusunda ciddi sorunları ortaya çıkartıyor. Çünkü taslak anlaşma metni, arada bazı ayrıntılar son zamanlara sızsada, 18 ayı aşan bir süre gizli tutuldu. Avrupa Parlamentosundan gizli tutulan dökümanlar, ABD şirketlerine, gizli tutma anlaşmasıyla, erişime açıldı.

Avrupa Komisyonun yaptığı ACTA internet bölümün çalışamlarının analizi [2] tartışılan konuların mevcut AB hukukunun çok ötesinde olduğunu kanıtlıyor. En önemlisi, Komisyonun analizi, ACTA’nın mevcut taslağının, Avrupa yurttaşlarının, başta ifade özgürlüğü ve iletişimin mahremiyeti olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerine ciddi kısıtlama getireceğini doğrulamkatadır. Bu temel hak ve özgürlüklükler ciddi tehlike altında; çünkü mevcut taslak üç defa kuralları ve içerik filtreleme politikalarının uygulanması için baskı yapıyor. Ve internet servis sağlayıcıları gibi teknik aracıları sivil ve cezai sorumluluk empoze etmek istiyor. Bu taslak l tüketici hakları ve rekabet için gerekli olan birlikte çalışabilirlik koşullarını büyük ölçüde aşındırmak olacaktır.

Sonuç olarak, Avrupa Parlamentosunu, Avrupa müzakerecilerinden, müzakere sürecinin şeffaflığı oluşturmak, taslak anlaşmayı yayınlamak, ve vatandaşların hak ve özgürlüklere zarar verecek herhangi bir öneriyi kabul etmemesi talimatını vermesini istiyoruz. Dahası, Parlamentodan, Avrupa Komisyon ve Avrupa Konseye bu çekirdek ilkelerine uymayan herhangi bir anlaşmanın Parlamentonun tüm metni reddetmesi ile sonuçlanacağını söylemesini istiyoruz.

[1] http://www.oxfam.org/en/pressroom/pressrelease/2009-07-15/criminalize-generic-medicines-hurt-poor-countries

[2] http://sharemydoc.org/files/philip/ec_analysis_of_acta_internet_chapter.pdf

——
Biz INETD olarak imzaladık. İmzalamak için:

http://www.laquadrature.net/en/acta-a-global-threat-to-freedoms-open-letter