Bu yazı ülkemizdeki İnternet yasaklarının kısa tarihinin bireysel bir değerlendirmesidir.

Ülkemizde İnternet 12 nisan 1993′de üniversitelerin önerdiği DPT’nin finansını sağladığı tr-net projesi olarak başladı. Türk Telekom ve genel olarak devlet İnternetin pek farkında değildi. İlk yıllar büyük kurumlar, tek kişilik hesab ile yetiniyordu. 1995′e gelince, bir yandan özel sektör ilgilenmeye başlamıştı, öte yandan devlet internetin farkına vardı. Ankara’da yapılan bir toplantıda interneti kısıtlamak/kapatmak fikri tartışıldı. Ama, o toplantıda internetin olumlu olduğuna devlet ikna edildi.

1995 yılında Turnet ihalesi yapıldı, 1996 sonbaharında çalışmaya başladı. 1999-2000 de TTnet calışmaya başladı. 2000 yılında bir genç kızımız satanistlerin etkisiyle intihar etti. Zamanın Milli Eğitim Bakanı “İnternet’den evlere lağım akıyor” dedi. Toplum İnterneti kapatmayı tartıştı. İnterneti savununlar “Trafik kazaları nedeniyle yolları trafiğe kapatmıyoruz”, “Bıçakla insan yaralanabilir ama bıçağı yasaklamıyıroz” örneklerini veriyordu.

RTÜK Tokadı

İnternet üzerine bir sonraki saldırı RTÜK yasası TBMM de görüşülürken geldi. İnternet Medyası oluşmaya ve muhalefet etmeye başlamıştı. Anayasa komisyonundaki görüşmeler sırasında İnterneti ilgilendiren, endişe verici şu 2 ifade vardı. RTÜK yasası taslağındaki “Her türlü teknoloji ile ve her tür iletişim ortamında yapılacak yayın ve hizmetlerin usul ve esasları … RTÜK tarafından denetlenir” ve basın yasasına eklenmek istenilen “ Bu kanun hükümleri bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü, ileti ve benzerleri hakkında da uygulanır.” Bu en basitinden “İnternetde basın kanuna tabidir” anlamında idi. O an TBMM de TBD öncülüğünde kurulan Bilgi Grubu vardı. Bilgi Grubu ve Bilişim STK’larına hiç bir görüş sorma gereği duymadan, madde taslağa ekledi. İnternet camiası bunun ne anlama geldiğini geç farketti. Basın kanuna bağlı yayınlar için, i) izin almak, en azından yayına ilişkin bildirimde bulunmak, ii) her nüshanın 2 kopyasının Cumhuriyet Savcılığına iletmek gerekiyor. Bu farkedilince kıyamet koptu. Neyin kapsam içinde olacağı açık değildi: e-mektup, chat/ irc, forum ve e-posta listelerde, blog ve weblerde yazılanlar ve ucu açık benzerleri. O zaman sosyal ağlar henüz yeteri kadar gelişmemişti. Her ileti, her mesajı, her web sayfası değişikliğini savcılığına nasıl iletecektiniz ? Savcılığında buna uygun bir altyapısı olmadığı da açıktı. İnternet camiasının isyan etmesi sonucunda basın yasası kısmı basitleştirildi, sadece hakaretle ilgili kısım kaldı. Yasa Cumhurbaşkanınca meclise bir daha görüşmek üzere geri gönderildi, 1 yıl sonra aynen geçirildi. Basın kanuna eklenen madde ise 59. Hükümetçe kaldırıldı. Bu maddeden sadece 1 mahkumiyet oldu. Ama, 2 yıl İnternet camiası bu yasayla meşgul oldu. Ama RTÜK’le ilgili madde duruyor. RTÜK İnternet üzerindeki radyo-TV yayınları izlemeye ve kaydetmeye devam ediyor.

Fiili Yasaklar Başlıyor!

2001-2002 yıllarında Askeriyedeki yolsuzlukları açıklama iddiasıyla yolsuzluk.com webi ortaya çıktı. Türk Hukuk sisteminde bir webi kapatma, erişime engelleme için bir düzenleme yoktu. Gerçi 1991′te Fransız ceza hukukuna giren Bilişim Suçları mevzuatı, Sulhi Dönmezer hocanın inisiyatifiyle Ceza Yasasına 525. madde olarak girmişti. Ama, bu bilişim sistemine girme, verileri değiştirme, zarar verme gibi konuları kapsıyordu. Henüz, İnternet Çağına ayak uydurmamıştı. Bilgisayar yerine de “verileri otomatik işleme tabi tutan makine ” ifadesi kullanılmıştı. ATM makineleri, cine5 modemleri, telefon sistemlerine ilişkin suçlar bu madde kapsamında yargılanıyordu. Yolsuzluk.com Genel Kurmay mahkemesinin kararı ile yasaklandı. O yıllarda webteki bir şikayet üzerine web hizmeti veren servis sağlayıcı şirketlerin genel müdürlerinin apar topar gözaltına alındığı oluyordu. 2004 Ceza Yasasında Bilişim Suçları konusunda oldukca kapsamlı bir düzenleme yapıldı. Türkiye Siber Suç Sözleşmesi çalışmalarına katılmış, ama bazı çekincelerle imzalamaktan kaçınmıştı. Bu çekinceleri ve gerekçesi ise kamuoyuna açıklanmadı. (Uzun yıllar sonra Sözleşmeyi imzaladık ama, sözleşme 2 yıl kadar mecliste beklediten sonra twitter yasağı sonrasında muhalefetin önçülüğünde onaylandı.) Ceza yasası sırasında Bilişim STK’ları olarak ilgili maddeler üzerinde çalıştık, ve TBMM deki ilgili komisyona ilettik. Önerimizin bazı kısımları kabul görmedi, ama bunları tartışmaya fırsat bulmadan taslak yasalaştı. Daha sonra CMUK – Ceza Mahkemeleri Usul Kanunu gündeme geldi, ve jet hızıyla yasalaştı. Bizim STK’lar olarak bir öneri götürme şansımız bile olmadı. Adalet Bakanlığı İnternete ilişkin düzenleme gereğini hissetti ve bir “İnternet Yasası” hazırlamak istedi. Bu amaçla, bir Komisyon kurmaya girişti. Ama, ilk yıl bu komisyon çalışmaya başlamadı. İkinci yıl yeniden bir komisyon kuruldu. Komisyon Başkanı bir Bilgisayar Mühendisliği hocası oldu. Üniversitelerin Hukuk Fakültelerinden uzmanlar, güvenlik kuvvetleri temsilcileri, bakanlık temsilcileri ağırlıklı bir komisyon oluşturuldu. Özel sektör ve Sivil Toplum temsilcileri yok denecek kadar azdı. Servis sağlayıcıları temsilcisi ısrarlar üzerine son dönemde komisyona katıldı. “Bilişim Ağı Hizmetlerinin Düzenlenmesi ve Bilişim Suçları Kanun Tasarısı” hazırlandı, kamuoyuna sunuldu, gelen öneriler büyük ölçüde değerlendirildi. Üzerinde çalışılması gereken az bir nokta kalmıştı.

Sansür Yasası 5651 Şapkadan Çıkıyor!

2006 sonbaharında Emniyet teşkilatında ilk “Bilişim Dairesi” İstanbulda açıldı. Daha önce Bilişim ekipleri Kaçakçılık Dairesi içinde idi. İstanbul Bilişim Dairesi elindeki tüm birikmiş cocuk pornosu dosyalarını basına servis etti. Basınımız her zamanki gibi polisin sunduğu dosyaları olduğu gibi yayınlandı. Ülkemizde ciddi bir çocuk pornosu salgını varmış algısı yaratıldı. Bu arada bir kaç tane çocuk taciz olayı da yaşandı. Başbakan bu sorunun çözülmesi talimatını verdi. Bu arada kamuoyunu hazırlamak amacıyla Ankara’da bir “Temiz İnternet” etkinliği yapıldı. Etkinliğin logosu çamaşır ipine asılmış 3 tane W harfi idi. Yıkanmış temizlenmiş İnterneti temsil ediyordu. Adalet Bakanlığı tasarısı kesip biçilerek, daha dar kapsamlı bir Sansür Yasası hedeflendi. Adalet Bakanlığı ve Bakanlık taslağını hazırlayan komisyon deve dışı bırakıldı, Ulaştırma Bakanlığı, esas olarak “zararlı “ içeriğe erişimi engelleyen bir taslak hazırladı. Söylem “Kirli Bilgiyi temizleyip öyle sunmaktı”. Taslak kamuoyu önünde tartışılmadan Meclise geldi. Mecliste biraz yumuşatıldı. Ve Genel Kurulda 1 saat bile görüşülmeden, ciddi bir itiraz olmadan geçti. Çocuk pornosu etrafında öyle bir hava yaratıldı ki, sivil toplum kuruluşlarının feryadına rağmen, ne Cumhurbaşkanı yasayı meclise geri gönderebildi, ne de muhalefet Anayasa Mahkemesine götürebildi.

5651 Katalog suçları Ceza yasası ve Atatürk Kanunu yoluyla tanımladı. Kapsam Katalog suçlar ile sınırlı idi. “ Uyar Kaldır”ı tanımladı. Esas olarak Erişimi Engellemeyi tanımladı. Web sitelerini, tanımsız olarak, yurtiçi ve yurt dışı olarak ayırdı. Yurtdışındaki webler için TIB’e resen yasaklama yetkisi verildi. TIB uygun bulmadığı bir içerik nedeniyle, hiç bir uyarı yapmadan, hiç bir diyalog olmadan, savunma almadan, bilirkişi değerlendirmesi olmadan bir webi yasaklama yetkisine sahip oldu. Şu anda yasaklanan 48 bin webin büyük çoğunluğu bu şekilde yasaklanmıştır. Yurt içindeki weblerde esas olarak mahkemeler yetkilidir. Acil durumlarda Cumhuriyet savcıları, çocuk istismarı, fuhuş konularında TIB mahkeme kararı olmadan erişimi engelleme kararı verebiliyor, ancak 24 saat içinde mahkemeye başvurmak zorunda idiler.

YouTube Trajedisi

Youtube yasağı ülkemizdeki internetin politikalarının turnosul kağıdı olarak görülebilir. Bir kac defa değişik sürelerle kapatıldı. En uzunu yaklaşık 2.5 yıl sürdü: 5 mayıs 2008-31 ekim 2010. 2014 yasağı bile Anayasa Mahkemesi kararından bir kaç gün sonra ancak kaldırılabildi. İlk yasak Yunanlı bir gencin Atatürk aleyhine bir bir video için alınmıştı. Hürriyet ve Sabah gazeteleri bir kampanya ile kamuoyunun dikkatine getirmişti. Bunun üzerine savcılık bir CD’ye videoyu kopyalayıp mahkemeye yasaklama talebiyle gitti. Mahkeme, videoyu youtube üzerinden doğrulamak gereği duymadan yasaklama kararı verdi. Gerçi, mahkemenin böyle bir olanağı yoktu: çünkü UYAP üzerinden youtube ve benzeri sosyal ağlara erişim engellenmişti. Bu karar öncesinde Youtube ile bir temas çabasına girilmedi. Video kısa bir süre içinde kaldırıldı ve youtube açıldı. Bir kaç sonra, 10 adet Atatürk aleyhine video nedeniyle Ankara 1 nolu Sulh Ceza Mahkemesinin youtube için erişimin engellenmesi kararı çıktı. Bu karar öncesinde ve sonrasında başka mahkemelerin de youtube’u yasaklama kararı vardı. Ama, en uzun soluklu olan Ankara 1. sulh ceza mahkemesin kararı oldu.

Youtube 10 videonun yarıdan fazlasını anında kaldırdı. Geri kalanlar için “bunlar ABD’de ifade özgürlüğü sınırları içinde” anlamında bir gerekçeyle onları kaldırmadı. Ama, bugün twitter’inde yaptığı gibi bu videoları Türkiye’den izleyicilere göstermeme yolunu izledi. Bu videolara Türkiyeden yapılan bağlantılarda “Bu videoyu fikri haklar nedeniyle sizin ülkenizde göstermiyoruz” şeklinde bir açıklama sunuldu. Mahkeme kararına ve Türkiye’nin talebine bir atıf yoktu. Sanki, videonun sahibi Türkiye’den gösterilmesine izin vermiyormuş gibi davranıldı.

Sakıncalı bulunan videoların Türkiye’den izlenememesi üzerine Mahkemeye erişim yasağının kaldırılmasını biz INETD olarak, İnsan hakları savunucusu hukukcular Yaman Akdeniz-Kerem Altıparmak ve youtube avukatları itiraz ettik. Mahkeme söz konusu videoların Türkiye dışından erişebildiği nedeniyle başvurmuzu reddetti, ilgili videoların bütün dünya için yasaklamasını isteğini sürdürdü. Bir başka deyişle mahkemelerimiz yetkisinin tüm dünya olduğunu düşünüyor.
Mahkeme, otomatik olarak, kararını bir üst mahkemeye iletip, onunda kararı onaylamasının yolunu açtı. Bizim, üst mahkemeye yeni belge ve argüman sunmamızın önü kesilmiş oldu.

Verilen karar bir tedbir kararı olduğu için iç yargı yolu bitmişti. Yargıtaya taşıma yolu kapanmıştı. Bunun üzerine biz INETD olarak AIHM’e başvurduk. AİHM henüz bize cevap vermedi. Daha sonra sites.google.com ve muzik weblerin yasaklanması (last.fm) AIHM’e taşındı. Sites.google.com konusunda Yıldıırm-Türkiye kararıyla, 5651′in AIHS’nin ifade özgürlüğü maddesine aykırı olduğuna karar verdi. Türkiye bu kararı görmezden geldi. Yeniden düzenlenen 5651 AİHM kararını göz ardı etti.

Mahkemelerin bir video yada bir sayfa nedeniyle tüm webin; bazen alanadı temelli bazenda hem alanadı temelli hemde IP temelli yasaklaması, orantısız cezalandırma olduğu gerekçesiyle çok eleştirildi. Bu eleştiriye zaman zaman zamanın Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, ve BTK başkanı Tayfun Acarer de katıldı, açıkça mahkemeleri eleştirdikleri oldu. Mahkemelerden, sadece ilgili nesneyi yasaklama kararı çıktığı oldu. BTK’nın çıkardığı yönetmelik URL temelli erişimi engelemeye izin vermiyordu. Ya alan adı bozulması yoluyla o alan adını “Bu sayfaya giriş şu mahkeme kararıyla yasaklanmıştır” içeren sayfaya yönlendiriyordu, ya da o IP’ye giden istekleri çöpe atıyordu.
Pek çok halde mahkemeler ikisini birden yapıyordu: yani hem alanadı hemde IP temelli yasaklama oluyordu. Hatta, youtube, blogger vs örneklerinde olduğu gibi o alan adına ait tüm IP’leri yasaklama yoluna gidiyorlardı. LigTV’nin korsan yayınlarını engellemek isterken, tüm Google servislerine erişim bu nedenle aksamıştı. Yasakların en başında biz, bazı STK’ler, tüm webin yasaklanması yerine URL yasaklanması önermiştik. BTK bunu tartışmadı bile.

BTK ve Ulaştırma Bakanlığının bir taraftan tüm webin yasaklanmasını eleştirmesi, öte yandan kendi çıkardıkları yönetmeliği değiştirmeye yanaşmaması dikkat cekici. Kamu oyunu kazanmaya yönelik demeçler verilirken, sorunun çözümü konusunda bir şey yapmak söz konusu olmadı. Benzeri bir konu, youtube yasağında oluştu. Youtube, sakıncalı bulunan bazı videoları kaldırmış, geri kalanı Türkiye’ye göstermiyordu. Bir başka deyişle URL temelli filtreleme yapıyordu. Bilindiği gibi o dönem, yurttaşlarımız, DNS değiştirme ve başka yollarla youtube.com’a erişiyordu. Başbakanımızda “Ben Youtube’a giriyorum, sizde girin” demişti. Mahkemenin, ülkeye zarar veren uygulmasını geçersiz kılmak için, ilgili yönetmeliği, en fazlası 1 maddelik bir yasa değişikliği ile çözülebilecek bir konu konusunda hiç bir çabaya girilmedi.

Onun yerine konu egemenlik ve vergi boyutuna taşındı. Youtube’un burada bir ofis açması, bakanlığa gerekli saygıyı göstermesi, sürekli iletişim içinde olması ve vergi vermesi gerektiği söylendi. Youtube yasağının bir mahkeme kararıyla oluştuğu, yukarıdaki argumanların yasakla bir ilgisi olmadığı pek dikkati çekmedi. Türk mevzuatında, vergi borcu nedeniyle, bir webin kapatılması mümkün değil. Ama, Cumhurbaşkanı, Columbia Üniversitesinde bir soruya verdiği cevapta, Youtube’un ifade özgürlüğü kapsamında kapanmadığını, vergi nedeniyle kapandığını söyledi. BTK, bilerek Cumhurbaşkanını yanılttı.

Youtube Nasıl Açıldı ?

Youtube’un açılması, ancak bizim bulacağımız bir “hülle” olayıdır. Zamanın İnternet Kurulu, bu videolarda kullanılan Atatürk fotoğrafları nedeniyle bu videoların teklif hakkının Türkiye adına kendilerinde olduğu saptadı, ve Almanya’daki Türklere ait bir firmaya fikri hatları devretti. Bunun üzerine firma, youtube’a bu videoların telif hakkının kendinde olduğunu ve bu videoları youtube’tan kaldırmak istediğini söyledi. Youtube hemen ilgili videoları kaldırdı. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet savcılığı bunu bilirkişi yoluyla tespit ettirdi ve 5651 uyarınca yasak kararının geçersiz olduğu ilan etti. Daha sonra, Youtube Almanyadaki firmaya söz konusu vidoların fikri hakkını görmek istedi. Ve geçerli bir belge olmadığı için, videoları yerine koydu. Videolar açısından yasağın kalkması öncesi ve sonrasında bir fark yok. Hala Türkiye’deki IP’lere o videolar gösterilmiyor. Böylece, ülkemiz, düzgün bir şekilde ilgili yasal mevzuatı düzeltmek yerine gecekondu bir çözüme gitti.

Filtreli İnternet Maceramız

BTK 2011 yılında Avrupa’daki “Safer İnternet”i örnek almak bahanesiyle bir yönetmelik çıkardı. Taslak, ilgili sivil toplum kuruluşlarını dışlayarak oluşmuştu. Çelişkili maddeler içeriyordu. Dört profil tanımlıyordu: standart, cocuk, aile ve yerli. Her kullanıcı bu profillerden birini seçecekti, aksi belitilmeyen herkes standart profilde olacaktı. Standart profil konusunda kafalar karışıktı: yurttaşlar ciddi bir filtreleme yapılacağı düşüncesindeydi, ama BTK ek filtreleme olmayacağını söylüyordu. Bence, en ilginç olanı yerli profili idi: kısaca Türkiye İntraneti ile sınırlı idi. Bir başka deyişle, google, yahoo, amazon, wikipedia gibi Türkiye dışının kapandığı bir profil idi. Bu İnterneti hiç anlamamış, çağın dışında kalmış bir bakış açısının ürünüydü. Ülkede büyük bir tepki oluştu. Bir yandan hukuksal mücadele yolunda danıştaya dava açıldı, öte yandan tepki mitingler şeklinde sokağa taşındı. Sivil toplum örgütlerinden atik davranan girişimci yurttaşlar, büyük ölçüde facebook’u kullanarak, ülkenin kalburüstü şehirlerinde mitingler düzenledi. Daha önce, Sivil toplum Örgütleri öncülüğünde Sansüre Karşı bir Platform oluşmuştu. Bu Platform öncülüğünde ses getiren bir yürüyüş olmuştu. Katılım 20 bin civarında idi. Filtre karşıtı mitingler 10 kadar şehirde yapıldı. İstanbul da yapılan, İnternet konusunda yapılan dünyadaki en büyük miting oldu: 150 bin civarında katılım oldu.
Artan baskılar sonucunda yönetmelik değiştirildi: standart ve yerli profil kaldırıldı, geriye çocuk ve aile profili kaldırıldı ve uygulama bir kaç ay ertelendi. Bu değişiklik sonucunda kamu oyu tepkisi sönümsedi. Bazı Sivil Toplum Örgütleri eleştirmeye devam ediyorlar. Aile profili bir kara listeden oluşuyor; buralara girilemez. Çocuk profili ise bir beyaz listeden oluşuyor: sadece buralara girilebilir.
Bu listelerin oluşmasında ilkeleri belirlemek için bir kurul oluşturuldu. Bu listenin nasıl oluştuğu, içinde kimler olduğu kamuoyundan saklandı. Liste üyeleri çok sonra açıklandı. Kurul ilkeler belirledi, ama uygulamayı BTK/TIB yaptı. Bu listeler oluşturulurken her hangi bir saydamlık ve katılımcılık yok. “ihbarweb” üzeriden şikayet etmek serbest tabii. Bu listelerde kaç web olduğu bilgisi devlet sırrı. Ama, web üzerinden bir alan adının yasaklanaıp yasaklanmadığı sorgulamak mümkün. Bir defada en fazla 10 sorgu yapabilirsiniz. 3 yıl sonunda 1 milyon civarında filtreli aboneye ulaşıldığı ilan edildi . Abone servis sağlayıcı webi üzerinden profil değiştirebilir, çıkabilir. Bu hizmet için ek ücret alınmıyor. Buradaki temel hata, yurttaşa ya hep ya hiç seçeneğinin sunulması ve listenin devlet tarafından belirlenmesidir. Yurttaşın, kendi ailesi için bir filtre koyması en doğal hakkıdır. Burada ciddi bir tehlike, ailelere sahte bir güvenlik hissi verilmesidir. Çocuk filtresi, çocukların bilinçlenme çabalarını engellememeli, ve internete ilişkin güvenlik tedbirlerini göz ardı edilmesine neden olmamalıdır. Yutttaşın, filtre içeriğini değiştirebilme, ekleme ve çıkarma hakkını korumalıdır. Yaklaşık 1 milyar web içinden beyaz ve kara listeyi kim hangi kadroyla, hangi bilimsel yetkinlikle, hangi hukuksal yetkiyle hazırlayabilir?

Yeni 5651 Ne Getirdi?

5651 de son yapılan değişikliklerin önemli bir amacının tüm webin bir kaç URL yüzünden kapatılmasını engellemek olduğu Bakanlık ve BTK tarafından savunulmuştu. Çözüm, sadece sakıncalı bulunan URL’lere erişimi engellemek, webin geri kalanını rahat bırakmaktı. Değişiklikte bunun dışında Erişim Sağlayıcıları Birliği, TİB başkanına bazı hallerde yasaklama yetkisi vermek, çeşitli düzeyde log tutmak, ve kişisel haklar bahanesiyle yargısız infaz yolunun açılması olarak özetlenebilir.

Büyük gürültülerle ilan edilen URL temelli yasaklama uygulanamadı. BTK ve TIB’deki uzmanlar, weblerin çoğunun HTTPS protokolüne geçtiğini farkedemişler. HTTPS tüm trafiği simetrik sifrelemeyle izlenemez hale getirir. Bu temel kriptoloji bilgileri arasındadır. Sunucu sisteminin işbirliği olmadan https trafiğini izlemek mümkün değildir. BTK ve onun baskısıyla/teşvikiyle Türk Telekom https trafiğini de izleyebilecek donanım ve yazılım alıyor haberi basında çıktı. Yapılmaya çalışılan tüm internet tarfigini izlemek, analiz etmek, sınıflandırmak ve bunu çeşitli siyasi, adli ve ticari amaçlarla kullanmaktır. Açıktır ki, bu Anayasal bir suçtur, temel insan nhaklarının ihlalidir ve evrensel hukukun ayaklar altına alınmasıdır.

5651′in getirdiği bir yenilik ise muğlak ifadelerle servis sağlayıcıları yasal olmayan yollara iterek, yasaklama kararlarının her ne pahasına olursa olsun uygulanmasını istemesidir. Alternatif erişim yollarının engellemesi, mahkeme kararı olmadan kişisel içeriği değerlendirip yasaklaması gibi yükümlülükler bir hukuk devletinde kabul edilebilecek şeyler değil.

Twitter ve Youtube Yasakları

Başbakanımız her ne kadar aktif bir facebook ve twitter kullanıcısı gözüksede, facebook, twitter ve youtube’u kısaca sosyal medyayı “insanlığın başbelası” olarak görüyor. Öte yandan AKP, sosyal medyayı en iyi kullanmaktan kıvanç duymakta, geniş bir kadroyu sosyal ağlarda etkin olmakla görevlendirdiği bilinmektedir. Bu çelişkiye dikkati çekmekle yetinelim.

Başbakanımızın, “Twitter miviterin kökünü kazıyacağız” demeci üzerine BTK/TİB twitteri bir yolunu bulup kapattı. 2 mahkemenin 2 hesap hakkındaki kararı vardı, ama twitteri kapatma kararı yoktu. Kanun kuyucu tarafından kapatılan bir mahkeme, yetkisi olmadan twitterı kapatma kararı verdi. Yani, yetkili bir mahkemenin kararı olmadan, TIB yetki gaspıyla twitterı kapattı. Yasağı kaldırma taleplerine, bir mahkeme “yasaklama kararı olmadığı” şeklinde cevap verdi. Bir başka mahkeme, doğrudan yasaklamanın kaldırılması kararını verdi, TIB oralı olmadı. Twitter yasaklaması, 30 mart belediye seçimleri öncesinde gerçekleşmişti. TIB mahkeme kararını, 30 günlük itiraz süresi bahanesiyle uygulamadı. Seçimlerden sonra Anayasa Mahkemesi, ilgili AİHM kararalarına dayanarak, Kerem Altıparmak-Yaman Akdeniz ve benzeri bireysel başvurular üzerine kaldırdı. Bu arada Twitter yöneticileri ile yapılan görüşmeler sonucunda, zaman zaman mahkemelere itirazla birlikte, Türkiye’deki mahkeme kararlarından, cocuk pornosu ve nefret suçları gibi evrensel kabul görenler dışındakilere sadece Türkiye’den erişimi engelleme yoluna gittiler.

Dışışlerindeki bir konuşmanın kayıtlarının internetde yayınlanması ve bir kopyasının youtube konması üzerine, BTK youtube’a erişimi engelledi. Bir yandan ulusal güvenlik nedeniyle bir mahkemeden yasaklama kararı alındı. Ayrıca, youtube’de Atatürk aleyhine videolar olduğu webten ilan edildi. 5651 de ulusal güvenlik nedeniyle erişim enegelleme olanağı yoktu. Ama, yinede yasaklandı. Mahkemelerin yasak kararını kaldırması, yeniden koyması, yürütmeyi durdurma kararları yeterli olmayıp, Anayasa Mahkemesinin Youtube, Barolar Birliği ve bir çok bireysel başvuru üzere ifade özgürlüğü açısından yasağı kaldırması sonucunda erişime açılabildi.

İnternetden korunmak mı, yoksa İnternetle Büyümek mi ?

Ülkemizde İnterneti yasaklamak, çocukları korumak, yurttaşı korumak, ahlakı korumak, ulusal güvenliği korumak, kişilik haklarını korumak, ülkenin “milli çıkarlarını” korumak, değerlerimizi korumak gibi gerekçelerle, kolayca yapılabiliyor. Bu genelde savunma yapmadan, uzman görüşü olmadan, yani yargılama olmadan koruma tedbiri olarak yapılıyor. Bunların hemen hepsi hiç bir zaman bir yargılamayla devam etmiyor. Bunun önemli bir nedeni weblerin yurt dışında oluşu ve pratik olarak itiraz ve yargı yolunun zor ve masraflı oluşudur. Engelliweb’in verilerine göre bu yazının yazıldığı anda 49 bine yakın web kapalı idi. Dünyada 1 milyara yakın web olduğunu gözönüne alırsak, tüm “zararlı “ webleri belirmenin ne kadar zor olduğu açıktır. Çocuk pornosu, nefret söylemi gibi hemen bütün dünyanın uzlaştığı konuların dışında konularda devletin neyin zararlı, neyin iyi, neyin kötü olmasına karar vermesi demokratik değildir.

Devletin, cocuk pornosu ve nefret söylemi dışındaki konularda yapması gereken, yurttaşın neyin iyi neyin kötü olmasına karar vermesini sağlayacak ortamı oluşturarak, kendisinin kenara çekilmesidir. Bu, bilgilendirmek, bilinçlendirmek, gerekli yazılımların gelişmesini sağlamak, ücretsiz dağıtımı ve eğitimini sağlamakla başlanabilir. Devletin bu konularda listeler hazırlayıp uygulatması yanlıştır. Bunu uzman siivl toplum kuruluşlarına ve üniversitelere bırakmalıdır. Yazılımlar konusunda yarışmalar yapabilir, özgür yazılımları geliştirip, bunlar arasında rekabet yaratabilir.

Devletin asıl görevi, yurttaşların internetin zararlarından korumaktan çok, yurttaşın internetden yararlanması, kendini geliştirmesi, işini internete uyarlı hale getirmesi, toplumsal yaşama ve toplumsal denetime katılması, siyasete ve devlet yönetimine aktif bir yurttaş olarak katkı vermesi, sorgulayan ve katılımcı bir yurttaş olmasını sağlayacak, teşvik edecek tedbirler almasıdır. Tabii ki, yurttaşı, intenetden gelebilecek tehliklere karşı eğitmeli, uyarmalı, farkındalık yaratmalı, bu konularla ilgili kurumsal yapılar oluşturmalıdır. Daha da önemli olan, internetin gelişmesi, etkin kullanımı, ülke kalkınması, bireysel gelişim, toplumsal aktılım ve katılımcı demokrasi için çabaların öne çıkmasıdır. Sayısal bölünmenin önlenmesi, bunun için hem internetin kolay, ucuz, hızlı ve güvenli olması, öte yandan bilişim/bilgi/sosyal medya okuryazarlığının, başta ilkokullar olmak üzere, tüm yurttaşlara ulaştırılması önemlidir. Ülkenin Bilgi Toplumu çalışmalarının, ulusal bir strateji etafında, tüm paydaşların katılımı ile saydam bir şekilde açık ortamlarda tartıiılrak belirlenmesi, saydam bir şekilde hayata geçmesi, ve değerlendirilmesi önemlidir. Bunun için araştırma merkezleri, İnternet Enstitüleri kurulmalı; yıllık değerlendirme anketleri, konferanslar yapılmalıdır.

Ülkemiz, İnternetin marjinal problemleri içinde boğulmaktan kurtulmalı, ve internetin bu ülkeye sunduğu potansiyele odaklanmalıdır.

İnternet yaşamdır !

V. İzmir İktisat Kongresinde Bilişim Politikaları Panelinde 31 ekim 2013 tarihinde yaptığım konuşma. izmir 5. iktisat kongresindeki sunumum

Bu tür önemli etkinlikler ülkenin Bilgi Toplumu, Bilişim, Ar-ge İnovasyon gibi politikaların geniş kitlelerin gündemine girmesi ve geniş kamoyunca tartışılması için iyi fırsattır. Ama, ülkemiz dar politik tartışmalar aşıp, ülkenin geleceği ilgilendiren önemli konuları konuşamadı. Cumhurbaşkanının konuşmasında “Bilgi” boyutuna değindi, ama köşe yazılarına bile yansımadı. Kıyaslama için, bir önceki seçimde Merkel’in ana teması Almanya’da inovasyon idi.

Bilişim ve İnterneti Nasıl Görüyorum

Önce Bilişim ve İnterneti nasıl görüyorum konusunda bir kaç şey söylemek istiyorum. İnterneti, Bilişim, bilgi toplumu, ar-ge, inovasyon gibi yeni gelişmeleri temsil eden bir sembol olarak alıyorum. Ve interneti sanayi devriminden daha önemli bir gelişme olarak görüyorum. İnsanlık şimdi Bilgi Toplumuna geçişin sancılarını yaşıyor. Bugün temel zenginlik kaynağı bilgi, ar-ge ve inovasyondur. Dünyanın gündemi, emek ve doğal kaynak yoğun bir ekonomi ve toplumsal yapıdan, bilgi yoğun bir ekonomi ve topluma geçiştir. Tüm yaşamı kökten değiştiren bir sürecin içindeyiz. Bu değişim kendi kültürünü yaratıyor. Kısaca devrimsel bir gelişme ile karşı karşıyayız. Bunun için sistematik, bilimsel, bütünsel bir yaklaşım gerekli.

Bardağın Boş Tarafı

Türkiye’de Bilgi Toplumu ve Bilişim konularında önemli gelişmeler oluyor. Ama, ben bardağın boş tarafına bakacağım, ve onu doldurma konusunda bazı öneriler getireceğim. Kısa vadede değil, uzun vadede nereden nereye geldiğimize bakmaya çalışacağım.

– 2003 Bilişim Zirvesine Başbakanımız Almanyadan telekonferansla başladı ve özetle “Yazılımda Türkiye Geliyor!” mesajını verdi. Bugün, Türkiye dünya yazılım piyasasında önemli bir oyuncu değil.

– 9. planda ar-ge’ye ayrılan payın ulusal gelir içindeki payın %1.5′e cikması hedeflendi. Ama, TUIK rakamları %0.86 olduğunu gösteriyor. (simdi %0.96)

– 2005 Yılında Bill Gates gelince ülkenin gündemine silicon vadisinden esinlenen “Bilişim Vadisi” girdi. 9. planda yer aldı. Araştırmalar yapıldı, Bakanlar Kurulundan bu yönde bir karar da alındı. Şu anda benim bildiğim raflarda bekliyor. (MAM’da minyatör olarak başladı.)

– Ülkemizin 2006-2010 yılını kapsayan Bilgi Toplu Strateji ve Eylem Planı yapıldı. DPT’nin değerlendirmesine göre zamanında %50 kadarı bitti. Bu güne kadar %63′ü bitti. Fakat, devamı olan Strateji ve Eylem Planı yapım sürecinde. Bu ikinci Strateji katılımcı bir şekilde hazırlanıyor, geniş bir paydaş kesiminden görüş alındı. Ama, bunun 2011 başında hazır olması anlamlıydı. Avrupa Birliğinde benzeri bir proje bittiginde yenisi hazır oluyor ve bir değerlendirme raporu yayınlanıyor.

Uluslarası İndekslerde Türkiye

Uluslarası indekslerde ve dünyadaki konumuza bakarsak; kabaca dünya ortalaması yakaladık, bazı konularda öne geçiyor olsakta genelde Avrupa ve OECD’nin arka sıralarındayız.

İnternet kullanımında henüz %50′yi bulamadık. Bu TUIK’in Ağustos 2013′te açıkladığı, 2013 nisanında yaptığı anket sonuçları, ve 15-74 yaş aralığını kapsıyor. Şehir-Kırsal ve Erkek-kadın arasında ciddi bir fark var. Türkiye genelinde ortalama %49, Erkek %60, Kadın %39. Kent’te bu (58,68,48) Kırsalda ise (27, 39, 19). İnterneti devamlı kullanma (en az haftada bir) oranı ise %40. İnsani gelişme indeksinde 90/192, sosyal kapitalde ise 60/122, İnovasyon indeksinde 68/142, internet kullanımında ise 62/142 sırada. Birleşmis Milletlerin e-devlet indeksinde epey salınımdan sonra 80., e-katılımda ise 111. sıradayız. ITU’nun fiyat sepetinde 157 ülke arasında 61, ICT gelişme indeksinde ise 69/142 konumdayız. Dünya Genişbant raporunda sabit hatlarda %10.5 ile 70/173′teyiz. Dünya ekonomik Forumunda indeks girdileri ve hesaplama yöntemini değişiyor ve bizde epey bir salındık: son yıllarda 52, 55, 69, 76, 55, 52 sıradaydık. World Wide Web vakfı webindex’in 81 ülke arasında 58 olduk. Detaylara bakınca, erişim hız, kalite ve fiyatını ve ilgili eğitimi ölçen Erişim İndeksinde 54., özgürlük ve açıklık indeksinde 58, paydaşlara kendi dillerindeki içeriğin kalitesi ölçen İçerik indekinde 59. ve toplum, ekonomi, siyaset ve çevrede olumlu gelişmeleri ölçen katkı/güçlendirme indeksinde ise 57. sıradayız.

Bazı Temel Sorunlar

Sektörde rekabet eksikliği.

Kağıt üzerinde rekabet konusunda eksik yok ama gerçek öyle gözükmüyor. Kamuda bir yandan TT’ye iç güdüsel olarak koruma alışkanlığı sürüyor. TT hukuki olarak artık bir özel kuruluş olmasına rağmen, bir kamu şirketi gibi davranılıyor. Örneğin, merkezi hükümet telefon hizmetini ihaleyle almıyor; yani doğrudan TT’den almaya devam ediyor. Bir kaç ay önce bakanlık ve BTK’ya geçiş hakkı konusunda çabaları için STK’lar teşekkür bildirgesi yayınladık. Ama, fiber yatırımı yapmak isteyen oparatörler hala şikayetçi. Kablo-TV de yapılan devleştirme sonucunda kablo TV üzerinden internet dünyaya kıyasla gelişmedi. Hukuki anlaşmazlık yıllardır sürüyor. Son zamanlarda şirketlerden biriyle olan sorun çözülmüş ama büyük oyuncularla mahkeme devam ediyor. Sonuç olarak, kablo TV ve kablo TV üzeriden telekom ve internet hizmetlerinde önemli bir gelişme yok. Rekabet Kurumunun TT’yi özelleştirmesine onay vermesinin önemli gerekçesi kablo-TV altyapısının hakim operatöre karşı alternatif oluşturma potansiyeli idi. Tübitak ve Türksat’in kamudan bilişim işlerini ihale yapılmadan alması, pek çok projenin kamu ihale yasası kapsamından çıkartılması ciddi bir şikayet konusu. Kamu ihale yasası daha çok inşaat ve benzeri işlere uygun tasarlandığı, bilişim projelere uygun olmadığı bilişim sektörü tarafından yıllardır dile getiriliyor. Yasaya yeterli esneklik getirmek yerine, projeler yasa kapsamı dışına alınıyor.

Yetki/Görev Dağınıklığı

Başbakanlık, Ulaştırma, Kalkınma ve Sanayi Bakanlığı birinci derecede ilgililer. Bakanları, İlgili Kamu Kurumlarını, Sektör temsilcilerini kapsayan e-dönüşüm icra kurulu koordinasyon görevini üstlemişti, ama epeydir toplanmıyor. Tübitak, BTK ve Türksat’da ikincil derecede Bilgi Toplumu, Ar-Ge ve İnternet projeleriyle ilgili. Ana işi bu olan, temel yetkili ve görevli bir birim gözükmüyor. Ulaştırma Bakanı en fazla bilgili ve ilgili Bakan olarak öne çıkıyor. Ama, bakanlık bünyesinde uygun bir yapılanma yok. Ülkenin Bilgi Toplumu Politikalarına yön veren bir bakanlıkta ana işi bu olan birimlere, bilişim, ekonomi, sosyoloji, kamu yönetimi, iletişim gibi konularda doktoralı uzmanları da kapsayan kadrolar bekler. Hic bir bakanlığımızda böyle bir yapılanma yok.

Yönetişim Yapıları Yok

Politika ve uygulamalar konusunda tüm paydaşların görüş, öneri ve eleştirilerini alan, onları karar süreçlerine katan yapılar yok. İnternet Kurulu bu amaçla başlamıştı, önce yeniden yapılandırılarak aykırı sesler kısıldı, sonra küçük ve paydaşları temsil etmeyen güvenilir bir yapıya dönüştürüldü. E-dönüşüm Danışma Kurulu hemen hiç çalışmadı. E-dönüşüm icra kurulu zaten toplanmıyor. Bakanlık, sektör temsilcileri ile arada bir görüşüyor ama bu düzenli, yasal ve temsile dayalı bir yönetişim yapısı olmuyor ve olması istenmiyor. Sektör ve STK’lardan gelen önerilerin tartışılması, irdelenmesi ve sonuçların gerekçeleri il açıklanması, bir diyalog oluşması gerekir.

Özgürlük Boyutu Sorunlu

Yöneticilerimizden Bil Gates, Steve Jobs, Zuckerman örnekleri gündeme gelir. Bunların özgürlük ortamında ortaya cıktığının farkında değiliz. Buluş yapan insanlar farklı düşünebilen, aykırı sorular sorabilen, sorgulayan, inisiyatif alan insanlar arasından çıkar. “Başımıza icat çıkartma”, “soru sorma”, “su küçüğün söz büyüğün” kültüründe, yasakların yoğun olduğunda bir ortamda yaratıcı bireyler yetiştirmek zor olur. Bu konularda topluma önderlik etmek, merakı, soru sormayı, girişimi teşvik eden toplum önderleri yok.

Politikalarda süreklik ve uyum eksikliği

Konunun bütünlüğünden sorumlu ve görevli bir birimin olmayışı, bunu kaçınılmaz olarak ortaya çıkartıyor. Youtube yasağının uzun süre çözülememesi, ve çözümün palyetif oluşu bunun örneklerinden biridir. Bir taraftan her ilde Üniversite açarken, öğretim üyesi yetiştirme için uygun politikların olmayışı bunun bir başka örneği. Kaldıkı 2006-2010 Bilgi Toplumu Strateji ve Eylem planunda bu konuda bir eylem vardı. Sorumlusu YÖK idi, ilk toplantı bile yapılmadı. Bir taraftan Fatih Projesini başlatmak, öte yandan temel bilişim dersini kredisiz ve seçmeli hale getirmek açıkça çelişkili bir duurm yaratıyor.

Geri Besleme Yapıları Yok

Yönetişim eksikliğine paralel olarak geri besleme mekanizmaları yok. web2.0 araçlarını kamu weblerinde göremiyoruz. Projeleri henüz tasarım aşamasında iken görüş alma, farklı bakış açılarını dinlemek yönünde bir çaba söz konusu değil. 2006-2010 Eylem Planı içinde toplumu bilgilendirme ve geri besleme için eylem vardı, yani para ayrılmıştı ama bu yönde bir çaba olmadı. UYAP’ta avukatlar, Fatih’de öğretmenler, veliler büyük ölçüde devre dışı kaldılar. İlk Strateji raporu büyük ölçüde, kamuoyunun bilgisi dışında, sadece kamudan görüş alarak oluşturulmuştu, ama geçikmiş olarak yapılan yenisi kamuoyu ile birlikte, etkileşim içinde, en azından Sektör, STK ve uzmanlarla diyalog içinde oluşturuluyor. Basit, yurttaş memnuniyeti ölçen çabalar pek gözükmüyor. Facebook ve Twitter, çok az kurumda var; onlarda bile Bakanın hesabı var ama Bakanlığın yok. Kamu kurumlarında, kamu oyunu bilgilendiren Blog, bildiğim kadarıyla, yok. Kamuoyunun görüşleri webten yayınlamak sanırım uzun zaman göremiyeceğimiz bir şey. Yeni anayasa için alınan görüşler bile yayınlanmadı.

Kültür Boyutu

İnternet katılım, saydamlık ve paylaşım ortamı olarak öne çıkıyor. Web 2.0 ile sosyal ağlar ve yeni medya ile geniş kitleler meraklarını, birikimlerini, görüşlerini internet taşıyor ve paylaşıyor. Kitleler bu ağlarda üretiyor, eğleniyor, örgütleniyor, öğreniyor. Bilgi Toplumunun bireylerinin bağımsız hareket edebilen, inisitif alabilen, girişimci, farklı bakabilen, yaratıcı bireyler olduğunu öngörebiliriz. Yaratıcılığın gelişmesi için farklı düşünebilen, aykırı sorular sorabilen, hoş görülü davranabilen bireyler gerekir. Tüm bunlar için hem ortam hemde bu ortamı geliştirecek, destekliyecek kurumlar olması gerekir.

Tüm dünyada geniş kitleler sosyal ağlarda örgütleniyor ve bilgilenme, yönetime katılma, saydamlık, bilgiye erişim ve refahtan pay istiyorlar.

Ne Yapılmalı ?

Ne yapılması konusundaki görüşlerimi bir kaç alt başlıkta toplamak istiyorum. Bunu siyasal sahiplenme, strateji, kurumsal yapılanma, insan gücü, sayısal bölünme, özgür yazılım, sayısal bölünme, sektörler için bilişimin ve özgürlük boyutunda özetliyeceğim.

Kurumsal Yapılanma

En başta toplum olarak işin önemini kavramış ve stratejik bir hedef olarak Bilgi Toplumu seçmemiz gerekir. Bunu söylem düzeninde yaptık, 2006-2010 Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planımız vardı. 2003 sonunda e-dönüşüm İcra Kurulunun kurulmuş olması sevindirici ama yeterli değil. Benim gördüğüm en temel eksikliklerden biri ana işi Bilgi Toplumu ve Bilişim olan bir siyasetçinin olmayışı. Kamuda bu işten doğrudan sorumlu kişi DPT-Kalkınma Bakanlığında Bilgi Toplumu Dairesi Başkanı. Daireyi bir Genel Müdürlüğüne bile çıkaramadık. İcra kurulunda en az 3 bakan vardı. Kurul başkanlarının vaktinin çok azı e-dönüşüm, e-türkiye yada Bilgi Toplumu konusuna ayrılmıştı. Kanımca siyasi geleceğini bu konuya bağlı bir siyasetçi olması çok önemli. Bilgi Toplumu çalışmalarını koordine edecek, paydaşlarla diyalog içinde, kamuoyu ile etkileşimi olan kapsamlı bir örgütlenme gerekir. Bu müsteşarlık, bakanlık yada Bilgi Toplumu Kurumu gibi bir yapı olabilir. Bu yapının esnek, saydam ve katılımcı olması, icinde farklı sektörlere ilişkin bağımsız yapılar içermesi gerekir. Gelişmeleri ölçen, talep ve görüşleri tespit eden araştırmaları destekleyen, yıllık değerlendirme konferanslarını düzenleyen, İnternet Enstitüleri gibi yapıları destekleyen bir örgütlenme olmasında yarar. Bunun bir de parlamento ayağı olmalı, sadece Bilgi Toplumu ve Bilişim konularına odaklanmalı.

İnsan Gücü ve Eğitim

Bilişimde sabit sermaye yatırımın düşük oluşu, bilişime yatırımın kolay ve karlı olacağı sanısını uyandırdı. Hindistanın yazılım ve cağrı merkezindeki başarısı bu yönde beklentileri artırdı. Bir masa ve bir bilgisayar yatırımıyla büyük başarılar elde edileceği düşünüldü. Asıl sermayenin yetişmiş insan olduğunu pek algılayamadık. Özel sektör, düşük ücretle çalışacak yazılımcı peşinde. Ülkenin Bilişim ve Bilgi Toplumu Stratejilerinde insan gücü yetiştirmesine ciddi bir yer ayrılmadı. 2006-2010 Bilgi Toplumu Stratejisinde Bilgisayar Mühendisliği için öğretim üyesi yetiştirme eylemi vardı. Sorumlusu YÖK idi; hiç bir şey yapılmadı, bir toplantı bile. Ülke olarak insan gücü planlaması yapmamız, teknikyenden doktoralıya her kademede binlerce bilişimci yetiştirmemiz lazım. Bu ülkeyi Bilgi Toplumuna taşımamız, bir başka deyişle tüm ekonomiyi, tüm kamu hizmetlerini, toplıumu emek yoğun bir yapıdan bilgi yoğun bir yapıya dönüştürmemiz gerekiyor. Bunun için de insan gücü çok önemlidir. İlk ve orta öğretimi bilişim eğitimi açısından yeniden tasarlamak lazım. Bütün dünya programlama kavramlarını ilk fırsatta tanıştırmanın yollarını arıyor. RaspberyPie ortaokul öğrencileri 25$/35$ ile bütün yetenekleri olan bir bilgisayara kavuşabilsinler diye tasarlandı. Üzerinde bir Linux dağtımıyla geliyor, sadece çevre birimlerini bağlamak gerekiyor. ABD’de meslek örgütü ACM (Association of Computing Machinary) lise fen bölümünü biitiren bir öğrencinin 6 bilgisayar dersi alması gerektiğini söylüyor. Kanımca, bizim her öğrenciye temel bilişim/bilgi okur yazarı olmanın yanında konunun etik, estetik, mahremiyet, güvenlik boyutlarını, limitlerini ve olanaklarını öğrenmesi gerekir. Temel programlama, ağ, veritabanı ve güvenlik kavramlarıyle tanışmalıdır. Bunları sadece bilişimcilere değil, her meslekten insana öğretmemiz gerekir: iş dünyası, tarım, sosyal bilimler vs. Olanaklar, limitleri ve temel kavramlar herkes için önemli.

Bilgisayarla ilk tanışma ve ilk eğitimlerin, marka temelli değil kavram temelli olmalı ve alternatif işletim sistemleiryle tanışmalıdır. Önemli olan, öğrencinin öğrenmeyi öğrenmesi, farklı ortamlarda rahatça çalışabilmesidir.

Özgür Yazılım

Özgür yazılımlarla ve açık kaynak yazılım kavramlarıyla her öğrencinin tanışmasında yarar var. Özgür yazılım ülkeler için tasarruf, güvenlik, verimlik ve istihdam için önemlidir. Dünyada 1 milyona yakın özgür yazılım projesi ve 10 milyona yakın özgür yazılım geliştiricisi var. Kamunun, üniversitelerin bu nedenlerle özgür yazılımdan yararlanması önemlidir. Daha önemlisi, bilişimci olmak isteyen bir kişinin özgür yazılımla ellerini kirletmesi, yazılım örneklerini incelemesi, özgür yazılımları kütüphane olarak kullanması, onları geliştirek kendi ürünlerini oluşturması önerilir. Özellikle güvenliğin kritik olduğu uygulamaları özgür yazılım temelli yapma olanağının araştırılması önemlidir. Pardus projesi böyle bir amaçla başlamış ama maalesef sönümsemeye bırakılmıştır. Özgür yazılımın güçlü olduğu bir diğer alan ise gömülü sistemlerdir. Ülkemizin bir özgür yazılım stratejisi olmalıdır. Özgür yazılım konusunda bir ulusal konsey ve ulusal eylem planının katılımcı bir şekilde hazırlanmasını öneririm.

Bilişimin Yatay Rolü

Bilişim yatay olarak tüm sektörler için dönüştürücüdür. Bu dönüşümü hızlandırmak için bilinçli, örgütlü koordineli çaba gerekir. Savunma sanayinde bu yönde kapsamlı çalışmalar yapılıyor. Bunu bütün sektörler için yapmak gerekir. Meslek örgütleri ile birlikte çalışılmalı, yarışmalar yapılmalı, araştırma enstitüleri kurulmalıdır. Devlet her sektör için prototip özgür yazılımları ürettirmeli ve herkesin kullanımına sunmalıdır. Bilişim sektörünün dikey olarak gelişmesi için çalışmalar yapılmalı, bu kapsamda üniversitelerde uzmanlaşma, kapsamlı araştırma enstitüleri/merkezleri ve doktora programları oluşturulmalıdır. Farklı disiplinleri bir araya getiren araştırma programları oluşturmalıdır. Çok disiplnli çalışamaları da bir kültür olarak topluma kazandırmalıyız.

Sayısal Bölünme

Ülkemizi Bilgi Toplumuna dönüştürmek için tüm yurttaşlarımızı bilişim kültürü ile tanıştırmalı, onu bilgi okuryazarı, yeni medya okur yazarı yapmalıyız. İnternernete güvenle dolaşabilir, işini internete uyumlu hale getirebilir, güvenlik, mahremiyet, etik gibi kavramları özümsemiş hale getirmeliyiz. Evrensel Hizmet Fonunu bu amaçla kullanabilmeliyiz. TV’leri bu amaçla kullanabilmeliyiz, en azınaan kamu spotları ile başlayabiliriz. STK’lar bu yönd katkıda bulunabilirler. Fatih projesi bu yönde katkı yapabilir, ama yeniden tasarlanmalı. Konuya bir seferberlik ruhuyla yaklaşabilmeliyiz.

Özgürlük Boyutu

Ulus olarak İnternetden toplumsal yarar sağlamak için özgürlük boyutuna özen göstermeliyiz. İnternetin marjinal sorunlarından çok ana sorunlarına ve katkılarına odaklanmalıyız. İçerik sorunlarının çözümüne ifade özgürlüğünü esas alarak çözmeliyiz. Devlet yurttaşı eğitmeli, onu yetkin kılmalı, ona gerekli yazılımları sağlamalı ama neyin iyi neyin kötü olduğu kararını yurttaşa bırakmalıdır.

Sonuç olarak, İnterneti, Bilgi Toplumu Hedefini ciddiye almalı, kuvvetli bir siyasal sahiplenme, katılımcı, saydam bir yapılanma ile oluşturulacak kapsamlı eylem planını el birliği ile hayat geçirmeliyiz.

İnternet Yaşamdır !

ab2014-logo
Sayın Rektörüm, Sayın Konuklar, Sayın katılımcılar, Sayın Basın mensupları, netdaşlarım; hepinize, yürütme kurulu adına, 16. Akademik bilişim Konferansına hoş geldiniz diyorum. Bu konferansın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese, başta Rektörümüz, Rektör Yardımcımız ve Bilgi İşlem Dairesi mensupları olmak üzere, tüm Mersin Üniversitesi mensuplarına, sponsor firmalarımıza, bildiri veren, seminer veren, panellerde konuşan tüm katkı verenlere, tüm konferans katılımcılarına teşekkür ederiz.
Konferans öncesi kurslarında ders veren hocalarımıza ve kurumlarına çok teşekkür ederiz; Linux Kullanıcıları Derneği ve PHP Geliştiricileri Derneğine özellikle teşekkür ederiz.


Bu Konferans Neyi Amaçlıyor ?

Akademik Bilişim Konferansını İnternet ve Bilişimin dünya ve ülkemizde yarattığı etki açısından değerlendirmek gerekir. Bizler, İnterneti Sanayi Devrimi boyutlarında bir gelişme olarak görüyoruz. Sanayi Devrimi, Sanayi Toplumunu getirdi, İnternet de Bilgi Toplumunu getirecek. İnsanlık İnternetin tetiklediği adına Bilgi Toplumu ya da Bilişim Toplumu dediğimiz, bu yeni toplum biçimine geçişin sancılarını ve çalkantılarını yaşamakta. Sektörler yeniden yapılanmakta, meslekler yeniden şekillenmekte, ekonomiler ve toplumsal yapı yeniden düzenlenmektedir. Sosyal ağlar milyonları örgütlemekte, rejimleri sarsmakta, yer yer devirmeye vesile olmaktadır. Sosyal ağlar halkla ilişkiler, tanıtım, pazarlama, iletişim ve örgütlemeyi yeniden tanımlamaktadır. İnternetin temsil ettiği değişim, bağımsız ve yaratıcı bireyleri öne çıkartmakta, hiyerarşik olmayan ve ağ yapılarını içeren toplumsal modelleri öne çıkartmakta; katılımı ve saydamlığı, demokrasiyi, gelişmenin önemli bir parçası ve etmeni olarak öne çıkartmaktadır.

İnternetle somutlaşan bilgi ve iletişim alanındaki gelişmeler, üniversitelerin konumunu; teknoloji politikalarını, ar-ge, inovasyon, uzaktan eğitim, ömür boyu eğitim gibi kavramları yeniden tanımlamaya zorlamaktadır. Bu değişim, hayatın her boyutunu köklü olarak değiştirmeye başlamıştır. Ülkemizi bütün dünya ile birlikte bilim ve bilgi ağırlıklı bir rotaya girmeye, bir başka deyişle, Bilgi Toplumuna yönelmeye zorluyor. Bu değişimler devrimsel değişimlerdir. Nasıl sanayi devrimi sancılı olduysa, Bilgi Toplumuna dönüşüm de uzun ve sancılı olacaktır

Bizler bu konferans dizisini İnternetin tetiklediği bu değişime ve bu meydan okumaya Türk Üniversitelerinin cevabının arandığı ve oluşturulduğu bir platform olarak görüyoruz. Akademik Bilişim konferansları, üniversitelerde bilgi teknolojileri konusunda ilgili grupları bir araya getirerek, bilgi teknolojilerini tüm boyutlarıyla tartışmak, tecrübeleri paylaşmak, ve ortak politika oluşturmak amaçlarıyla ulusal boyutta 1999′dan beri yapılmaktadır. Bu nedenle, bilimsel bildirilerin yanında, seminer, çalıştay ve paneller, teknoloji bildirileri, özel sektör deneyimleri ve konferans öncesi kurslar önemli yer tutmaktadır.

Akademik Bilişim Konferansı, büyük şehirlerin dışında, Anadolu Üniversitelerini dolaşmakta , ve yapıldığı şehri bir Bilişim Fırtınası ile sarsmaya çalışmaktadır. Konferans üniversitelere yönelik gözüksede internet ve bilişimle ilgilenen herkese açık ve ücretsizdir. Öğretmenler, lise öğrencileri, ana babalar, iş dünyasına kapımız açıktır. Meslek odaları, ticaret ve sanayi odaları, baroları da aramızda görmek isteriz. Basın ve TV’leri de bu Bilişim Fırtınasına çekmek isteriz.


Türkiye Bilgi Toplumu Yarışında Nerede ?

Ülkemizdeki durumu ben “parçalı bulutlu” olarak görüyorum. Önemli gelişmeler olsada, Ülkemiz bir bütün olarak, işin boyutlarını kavramış, katılımcı mekanizmalarını kurmuş, strateji ve eylem planını yapmış, emin adımlarla ilerleyen bir görüntü veremiyor.

Dünyada 2.7 milyar internet kullanıcısı, 980 milyon kayıtlı bilgisayar, 900M web, 250M civarında alan adı var. Dünya internet kullanımı %35 civarında.
Türkiye’de internet kullanımı 16-74 yaş grubunde %49, Erkekler %59.3, Kadınlar %38.3, bu kırsal kesimde %28.6, % 39.4, % 18.4 düşüyor. Bir başka deyişle kırsal kesimde kadınların internet kullanımı henüz %20′ye ulaşmadı. Internete kayıtlı bilgisayar 7.2 milyon rapor edildi. TR altında 347 bin alan adı var. Yurt dışında da 1.3M civarında var . Kabaca değerlendirirsek; dünya ortalamasını yakaladık ama, Avrupa ortalamasını yakalayamadık. Facebook’ta epey öndeyiz, Gezi nedeniyle de twitter kullanımında sıçradık. 2006-2010′u kapsayan, ama coğumuzun farkında olmadığı bir strateji ve eylem planımız vardı; büyük ölçüde eylemler bitmedi. 2013 de yenisi için çalışmalar katılımcı bir şekilde devam ediyor.
Uluslarası indekslere durum, parçalı bulutlu; coğunlukla bulutlu. ITU indeksilerinde durum: ICT gelişmede 69/157, beceride 55/157, internet kullanımında 73/177, erişimde 61/177. Fiyat sepetinde ise 61/161, geniş bant 70/173. Dünya ekonomik formu indeksinde uzunca bir dönem geriledik; indeksi değiştirdiler, 70′lerden 52′ye sıçradık. Yine Dünya Ekonomik Forununda Rekabet indeksinde bir sıçrama yaparak 59 dan 43′e sıçradık. Ama, WIPO ve INSEAD’ın ürettiği Inovasyon indeksinde 68. Birleşmiş Milletlerin e-devlet indeksinde 80/192 ama e-katilimda 111/192 sıradayız. İnsani gelişme, demokrasi, basin ve ifade özgürlüğü, ve toplumsal cinsiyet indekslerinde çok kötüyüz; 90, 88/167, 154/179 ve 121/135. WWW vakfının sıralamasında 58/81 durumdayız: bu özgürlük, içerik ve yarar alt indekslerinde de aynı civarda. Sayısal yerlilerin 15-24 yaş oranı sıralamasında %9.3 ile 49/180 konumundayız.

Ülkemiz ar-ge ve inovasyona yönelik önemli teşviklerde çömert bir görüntü izlenimini veriyor. Ulusal gelirde henüz ar-ge’nin payı %0.92′e ulaştı, yüzde %2′yi aşması hedeflenmişti. Ülkemizinde bu konudaki çabalarda İnsan gücü, rekabet, ve özgürlük boyutları eksik. Örgütlenme, ve katılımcı yapılar, yönetişim büyük ölçüde eksik. Bilişim firmaları kalite insan gücü yerine ucuz insan gücü peşinde. Enerjimizi ana sorunlar yerine marjinal sorunlara harcıyoruz. İnternet gündemimizi yasaklar ve filtreler oluşturuyor. Özgürlükler-güvenlik dengesi, güvenlik lehine bozululmaya devam ediyor. İnternetdeki önemli gelişmelerin özgürlük ortamında, farklı ve aykırı düşüncelerin yeşerebildiği, hoşgörü ve rekabetin olduğu, hukuk devletinin yerleştiği ortamlarda geliştiği pek fark edemedik.
Kısaca, Türkiye gemisinin rotasını Bilgi Toplumuna henüz döndüremedik!

Ülkemizin gündeminde olan Fatih ve Pardus Projesi hakkında bir kaç noktaya değinmek istiyorum. Fatih projesi çok endişe verici bir şekilde gelişiyor. Ortada kapsamlı bir yol haritesi ve yönetim gözükmüyor. Eğitim ve bilişim sektörü büyük ölçüde devre dışı. İnternete kapalı tabletlerin mantığını anlamak mümkün değil. Pardus projesi, sönümsemek üzere kendi haline bırakılmış durumda. Bu, ülkenin özgür yazılım konusunda tutarlı bir politikası olmadığının göstergesi.


İnternet Tehdit Altında !

Her devrimsel gelişmede birileri kaybeder, birileri kazanır. Kaybetme korkusunda olanlar değişime direnir. Ansiklepodiler kaybetti, bilimsel dergiler yavaşta olsa kaybediyor. Sayısal ürünlerde marjinal maliyet ve dağıtım maliyetinin pratik olarak sıfır olması, Fikri Haklarda ciddi bir sorunu yarattı. Film, Muzik ve İlaç endüstrisinin başı çekmesiyle, İnternet’e Fikri Haklar nedeniyle ciddi bir saldırı var. PIPA, SOPA tasarılarının ardından ACTA, CISPA ve ITU ile, hukukun evrensel ilkelerini çiğneyen uygulamalara kapıyı açan bir bakış açısı öne çıkıyor: “korsan” bahanesiyle, yargısız infaz ile orantısız cezalandırma söz konusu. İnsanlık, yaratıcılığı teşvik etmek zorunda, ama bu değişen teknolojiler ışığında geniş kitlelerin hayati çıkarlarını gözönüne alarak makul bir düzeyde olmalı.

Bu kapsamda ülkemizin gündeminde olan internet düzenlemesinin, interneti zapturapt altına çabasının, bir yandan hukuk devleti ilkelerine, anayasamıza ve AIHS’e aykırı olacagını, ifade ve basın özgürlüğüne ciddi darbe vuracağına, ülkemizin gelişmesine ciddi zarar vereceğine dikkat çekmek isteriz.

İnternetden Korkmayın!

İnternet yaşamın her boyutunu değiştiriyor; bir devrimsel değişimin temsilcisi. Teknolojiler ise kaygan. Bu değişimi zapturapt altına almak hem zor, hem de tehlikeli; önemli gelişmeleri engellemek söz konusu. Bu nedenle, düzenlemelerin, asgari, platformdan bağımsız, yavaş ve çok dikkatli yapılması gerekir. İnternet, sosyal ağlarla, yeni medyayla, kitlesel projelerle, pek çok insanı tedirgin ediyor. Biz diyoruz ki, İnternetden Korkmayın! Onu öğrenin! Olanaklarını ve olası risklerini öğrenin. İnterneti kendinizi geliştirmek, işinizi geliştirmek, daha iyi yapmak, daha iyi dünya vatandaşı olmak için kullanın. Nasıl elektriği, telefonu kullanıyorsanız, interneti de aynı ölçüde doğal, yaşamın bir parçası olarak kabul edin. Kendinizi özgürleştirmek, yenilemek için kullanın. Demokrasiyi geliştirmek, bir yurttaş olarak katkınızı göstermek için kullanın, toplumsal katılım ve denetim için kullanın.

Bu konferans dizisinde eğitim seminerleri önemli bir rol oynamıştır. Bilişimci yetiştirmenin, yeni gelişmeleri aktarmanın, insanların ellerini kirletmekten geçtiğini bildiğimiz için hem konferans öncesi hemde konferans sırassında eğitim seminerlerine yer veriyoruz. Konferans öncesi eğitimler önceleri 1 gün, 1 salonda 30-40 kisinin eğitimiyle başladı. Sonraları gelişti. Çok sayıda yeni üniversite kurulduktan sonra 4 günlük kurslara başladık. O da tek salonda başladı. Bu konfereransta ise 700 öğrenciye 16 konuda 20 salonda, 40 egitici ile eğitim verdik. Kursların ve eğitim seminerlerin ana teması Linux, açık kaynak ve Özgür Yazılımlardır. Bizler, bunların ülkede bilişimin gelişmesi, rekabet gücü, istihdam, tasarruf, güvenlik açılarından önemli olduğunu düşünüyoruz.

Özgür Yazılıma Eşit Şans Tanıyın !

Açık kaynak ve özgür yazılım konusunda Üniversitelere önemli görevler düşmektedir. En başta temel bilişim eğitimin markadan bağımsız, kavram temelli eğitim olması gerekir. Bu eğitim öğrenciyi tüm seçeneklerle çalışabilir konumuna getirmesi gerekir. Daha temelde, MEB’in temel bilişim eğitimini yüzeysel ve tekele odaklı eğitim yerine, kavram temelli; konunun etik, estetik, güvenlik, mahremiyet boyutlarınıda kapsayan temel mantığını, olanak ve sınırlarını anlatan kademeli bir eğitimi gündeme alması gerekir.

Her üniversite öğrencisinin Linux ve özgür yazılımlara tanışmış olması gerekir. Üniversitenin kendisinin markalara bağımlı olmadan, tüm seçenekleri fayda, maliyet, taşınabilirlik, bakım gibi kriterler açısından değerlendirerek seçim yapmasını gerekir diye düşünüyoruz. Üniversitelerin açık kaynak’in yanında, Açık Erişim ve Açık Ders Malzemesi projelerini daha yakından takip etmesi ve desteklemesi gerekir. Üniversitelerin, ülkede bilgi birikimine ve insan gücü yetiştirmeye katkıda bulunması gerekir. Bu bakımdan, hem özgür yazılımlara destek olması, hemde internet servislerini kendisi çalıştırması gerekir.

Konferansta, toplam 100 oturum var. 9 Panel, 4 Çalıştay, 27 seminer ve 30 Teknoloji sunumu oturumu gerçekleşecektir. Toplam 50 Bildiri oturumunda 237 bildiri sunulacaktır. Oturumlar arasında, e-öğrenme, güvenlik, yazılım, yeni medya, inşaat ve mekansal bilişim, Tıp, Tarım, e-ticaret, gömülü sistemler, Temel Bilişim Eğitimi, Temel Bilimlerde Bilişim, Mobil, Üniversite , Açık Üniversite ve Sosyal Ağlar oturumları göze çarpmaktadır.

Biz, düzenleyiciler olarak, bu konferansı bildiri sunma ve yayınlamanın çok ötesinde bir bilgi ve deneyim paylaşımı, fikir kıvılcımlarının aktarıldığı, ortak sorunların tartışıldığı, ve çözüm arandığı bir ortam olmasını hedefliyoruz. Esas olan diğer bildirileri dinleme, tartışmaya katılmadadır; bildiri sunma buna vesile olduğu için önemlidir. Bir konferans aynı zamanda sosyal bir birlikteliktir; yeni dostlukların, ortaklıkların, projelerin ortaya çıktığı ortamlardır. Tüm katılımcıların 3 gün boyunca konferansta kalmasını, tartışmalara katılmasını, istiyoruz.

Biz, İnterneti çok önemsiyoruz. Bu konferansları da ülkemizde üniversiteler ve internetin gelişmesine katkı verecek bir platform, ortak akıl için bir ortam olarak tutmaya çalışıyoruz, çalışacağız, bu davet bizim!

Katkı veren herkese tekrar teşekkür eder, başarılar dilerim.

5 Şubat 2014 Mersin Üniversitesi

İnternet yasasında yapılan yeni düzenlemeyle, 5651 ve filtreli internet felsefesi devam ettirilerek, bir kaç ufak düzeltme ile birlikte kişisel hakların korunması görüntüsünde daha fazla sansür, daha hızlı yasaklama, otosansür ve vatandaşı daha uzun süreli izleme altyapısı kurmak hedefleniyor.

İnternet bilgiye erişim ve ifade özgürlüğün en temel aracı haline gelmiştir. Bu Birleşmiş Milletler kararı ile pekiştirilmiştir. İnternet her yurttaşa kendi matbasını kurmak, kendi gazete, radyo ve tv’sini oluşturmak ve bunu ucuz, kolay ve hızlı yapma olanağı sunmaktadır. Bunun tüm toplumu değiştireceği açıktır. Ama bu topluımsal değişim zahmetli ve yavaş olacaktır.

İnternetin yaşamsal önemi, yurttaşların İnternete erişimini temel insan hakkı olarak öne çıkartmakta ve güvence altına alınması için de Anayasalara girmeye başlamıştır. Bir çok ülkede geniş bant erişimi evrensel hizmet kapsamında değerlendirilmekte ve hükümetler yurttaşlara 30-100M hızı sağlama çabalarına başlamıştır. Bu bakımdan her yurttaşa, ucuz, güvenilir, güvenli ve hızlı internet erişimi sağlanması önemlidir. Yine aynı şekilde, her yurttaşın, interneti tüm boyutlarıyla hiç bir kısıtlamaya uğramadan kullanabilmesi onun toplumun aktif ve eşit yurttaş olması için elzem.

Ortak Üretim

İnternet ekonominin çarklarınınn hızlı ve bilgiye dayalı dönmesini sağlamakta, hayal edemediğimiz yaratıcılıklarını ortaya çıkartmakta, ve İnternet ekosistemi tüm ekonomiye ivme kazandırmaktadır. İnternet dünyaya yayılmış milyonları buluşturmakta, ortak üretimi, paylaşım ve dayanışmayı tetiklemektedir.

Ülkemiz ise, İnternetin bu devrimsel boyutunu kavrayamamış, onu kontrol edebileceği ve yayarlanabileceği teknik bir gelişme olarak algılamış, vergi almak, tasarruf etmek ve yurttaşı denetlemek için kullanmış; demokrasi, katılım, saydamlık boyutları, ülkenin kalkınması, ve tüm ülkeye ivme verme potansiyeli hiç farkedilemiştir. İnternetdeki önemli gelişmelerin özgürlük ortamında, farklı ve aykırı düşüncelerin yeşerebildiği, hoşgörü ve rekabetin olduğu, hukuk devletinin yerleştiği ortamlarda geliştiği pek farkedilemedi. Bunun sonucunda chat, irc, facebook ve twitter kullanımı öne çıkmakta, genelde dünya ortalamasını yakalamakta, ama avrupa ve OECD sıralamasında hemen her konuda en gerisinde kalıyoruz.


Google’i bile yasaklarız

5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yuoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” 23 Mayıs 2007′de, “kirli bilgiyi temizleyip sunmak” iddiası ve dünyaya örnek olmak hedefiyle çıkmıştır. 40 bini aşkın yasaklı web, tüm dünyaya rezil olduğumuz Youtube, Alibaba ve benzeri yasaklar, AIHM’de mahkumiyet, gelişmemiş bir internet sektörü, internet bağlantılı özgürlük indekslerinde geri düşmeyle sonuçlanmıştır. 5651 Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda (TİB) bürokratik bir kadroya yargısız infaz yetkisi vererek Evrensel Hukuk ilkeleri ve anayasamızı ayaklar altına alınmıştır. 5651 yasaklamayı katalog suçları ile sınırlamayı hedefledi, ama Medeni Yasa, Fikir Sanat Eserleri yasası, Terör ve organize suçlar ve dini metinlere kadar uzanmıştır. Bugün her hangi bir mahkeme, her hangi bir nedenle bir webi yasaklayabilmektedir. Google.com’un yasaklandığını ama uygulanmadığını hatırlatmak isterim.

Bugün, Türkiye İnternetinde temel sorunun strateji, siyasal sahiplenme, katılımcı yapıları, yönetişim ve insan gücü eksikliği ile rekabet ve vergi sorunudur. Devletimiz, içinde tüm paydaşların olduğu katılımcı yapılar kurup, onlarla diyalog içinde olmaktan rahatsız oluyor, şayet varsa ilk fırsatta onlardan kurtuluyor. İnternet düzenlemelerinin ana ekseninin, başta ifade özgürlüğü olmak üzere özgürlükleri genişletmek, interneti büyütmek yerine yasaklamayı, mahremiyeti yok etmeye ve vatandaşı izlemeye odaklanması ne acı!

5651′i aile ve çocuk profileleriyle Filtreli İnternet takip etmiştir. BTK’nin “Milli Arama Motoru” gibi söylemleri sık sık gündeme getirdiğini, ve sadece yerel webleri kapsayan “yurtiçi” profilini, Filtreli İnternet kapsamında önerdiğini hatırlatmak isterim. BTK’nın hukuka saygısızlığının bir göstergesi da içinde “sarışın, haydar, baldız” gibi 130+ kelimeden birini içeren weblerin ISP’lerce oto-sansür ile yasaklanması isteği idi. Bu yetki aşımı olan hukuksuz istekten vaz geçilmesi, BTK’nin bakış açısı ve hakim felsefenin açık göstergesidir. Şu andaki 5651 ve Filtreli İnternet uygulamasında ana sorun, büyük ölçüde yargının devre dışı kalarak idari bir kadronun yasaklama yetkisini kullanması, bunun yargılama ayağının çoğunlukla olmaması, sürecin saydamlık ve hesab verilebilirlik boyutunun olmamasıdır. Bugün hem 5651 hem de Filtreli İnternetde kaç tane webin yasaklandığı/sakıncalı bulunduğu bilgisinin bir devlet sırrı gibi saklanmaktadır. Sivil toplumun tespit edebildiği sayı 40482, gerçeği Allah bilir. Bir webin ne zaman, hangi gerekçeyle yasaklandığı yada sakıncalı bulunduğu kimseye haber vermeden, savunma almadan, yargılama olmadan tek taraflı, ve dolaylı olarak gizlice alınıp uygulanıyor. Devletimiz, yapılan başta basın ve ifade özgürlüğü, girişim, ticaret, öğrenme, eğlence gibi özgürlüklere zarar verdiğini fark edemiyor.


Yeni Düzenleme Ne Getiriyor ?

15 Ocak’ta torba yasanın içinde Meclis Plan Bütçe Komisyonu’ndan geçen ve 5651 sayılı internet kanununda Yeni düzenleme 5651 ve Filtreli İnternet felsefesinin devam ettirerek, bir kaç ufak düzeltme ile birlikte kişisel hakların korunmasını görüntüsünde daha fazla sansür, daha hızlı yasaklama, oto-sansür ve vatandaşı daha uzun süreli izleme altyapısı kurmayı hedefliyor. Kanımca, yapılmak istenen ABD Ulusal Güvenlik Kurulu NSA’dan esinlenerek benzeri bir yapı kurarak, farklı, aykırı ve muhalif düşünceleri baskılamak ve izleyebilmektir.

Devletin görevi tüm vatandaşları korumak adına kendi görüşlerini herkese empoze etmek değil, yurttaşların kendi kararlarını verip uygulayabilecekleri becerileri kazandırmak ve altaypıyı kurmaktır. Devlet, yarışmalarla alternatif filtre ve savunma yazılımlarını üretir, özgür yazılım olarak dağıtır, özel sektörü teşvik eder, ve yurttaşı eğitir. Sivil toplum, alternatif filtre listeler, filtre yazılımları üretebilir. Ama, devletin kendi başına, kimseye danışmadan, kapalı kapılar ardında yasaklama yapması bir hukuk devletinde kabul edilemez.

5651 hakkında Abant (2009) ve Kartepe’de (2011) uygulamayı gözden geçiren toplantılar yapıldı, kararlar alındı, ama hiç biri uygulanmadı. BTK, kendi içine kapanmayı tercih etti. Bu tasarı ISP Birliği ile bir diyalog çabası yerine, oto-sansürü teşvik eden, kamuya bağlı STK gibi garip bir yapı önermekte. TİB başkanına yasaklama yetkisi vermesi, bir hukuk devletiyle ile çelişir.

Bu tasarının Temel Hukuk ilkelerine, Anayasamıza, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, bireysel haklara aykırı olduğunu; ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı, kişisel mahremiyete aykırı, ülkemizin gelişmesine ve henüz yeşerme aşamasında olan İnternet sektörünün gelişmesine ciddi zarar vereceğini düşünüyoruz.

Devletin yasakcı refleksinden kurtulup, insana güvenen, fikir ve ifade
özgürlüğünü temel alan, farklı ve aykırı düşünceleri yeşerten, bir toplum
yaratmaya çalışmalıyız. Çünkü İnternet Yaşamdır !

Radikal 2 – 2 Şubat 2014

inet13

Sayın Hocalarım, Sayın Konuklar, Sayın katılımcılar, Sayın basın mensupları, ve bizi internetden izleyen netdaşlarım, hepiniz 18. İnternet Konferansı açılış törenine hoş geldiniz, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Bu konferansın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese, Konferans Yürütme Kurulu ve İnternet Teknolojileri Derneği adına teşekkür etmek istiyorum. Başta ev sahibimiz, İstanbul Üniversitesine sayın rektörümüzün sahsında teşekkür ederiz.

Bildiri veren, panele katılan, seminer veren, oturum yöneten aktif katılımcılara ve dinleyicilere, izleyicilere çok teşekkür ederim. Yerel organizasyonu yapan, canlarını dişlerine takıp gece gündüz çalışan, en başta Sıddık Yarman, Alper Cihan, Sevinç Gülseçen, Zerrin Ayvaz Reis hocalarımıza, tüm Enformatik Bölümü ve Bilgisayar Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi mensuplarına, ve yerel ekibin lokomotifi olan Şebnem Özdemir’e çok teşekkür ederiz.

Bu konferans fikri Türkiye İnternetinin emekleme günlerinde 1995 baharında yurt dışının 64K, iç hatların 9.6 veya 19.2K olduğu günlerde, daha 2 Mbitlik omurga hayal edilirken, ortaya çıkan çalkantıyı azaltmak, paydaşları bir masa etrafında toplamak, ve ortak akıl oluşturmak amacıyla ortaya atılmıştı .
Türkiye İnterneti çok büyüdü, büyük oyuncuları ve iş dünyasını bu konferansa pek çekemiyoruz. Ama, biz hala, bu konferansın, internetle ilgilenenlerin buluşma noktası, sorunların tartışıldığı bir platform, ortak aklın arandığı bir ortam olmasını arzuluyoruz. Bu konferansın, internet konusunda, topluma entelektüel liderlik etmesi arzumuzdan ve çabamızdan vazgeçmedik. Ana sorunların ülkenin gündemine taşınması, o sorunlar için alternatif çözüm arayışlarına ortam sağlama amacı hala geçerli.

İnterneti Nasıl Algılamalı ?

İnternet artık toplumun yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir; ve yaşamı sürekli olarak değiştirmektedir. Bu konferansı düzenleyenler olarak, interneti, insanlığın yeni toplum biçimi olduğunu düşündüğümüz, Bilgi Toplumunu oluşturan araç ve kavramların temsilcisi olarak görüyoruz. Sanayi devrimi insanın kol gücünü çokladı, onun etkin kullanımını mümkün kıldı. İnternetin temsil ettiği devrim ise, insanın beyin gücünü çokluyor, onun ürünlerinin paylaşılmasını, yeniden üretilmesini kolaylaştırıyor. İnternet Bilgi Toplumun taşıyıcısı, ön modeli, katalizörü konumunda. Bireyi özgürleştiriyor, güçlendiriyor. Kitlelere örgütlenme ortamları sunuyor, onları güçlendiriyor. Hiyararşik yapıları kırmaya başlıyor. Nasıl sanayi devrimi sancılı olduysa, Bilgi Toplumuna dönüşüm de uzun ve sancılı olacaktır. İnternet dünya üzerinde 2.7 milyar insanın katıldığı bir paylaşım, öğrenme, üretim ve eğlence ortamıdır. İnternet, sektörleri yeniden yapılandıran, meslekleri değiştiren, kamu yönetimi, demokrasi, hizmet ve ticareti yeniden tanımlayan devrimsel bir gelişmedir. Birbirlerini hiç görmeyen insanlar, insanlığın ortak mülkiyeti için ürünler geliştirmekte; özgür yazılım, açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık tıp, açık biyoloji gibi projeleri hayata geçirmektedirler.

Dünya Nerede, Türkiye Nereye Gidiyor ?

Internetin boyutları konusunda bir kaç rakam verirsek: 2.7 milyara yakın insan internet kullanıcısı. İnternete kayıtlı bilgisayar sayısı 996 M(Milyon). 861M web var. 145M’sı uluslararası, toplam 265M kadar alan adları var. Blog ve video sayısının yüz milyonlar ölçüsünde olduğunu biliyoruz. Google artık sayfa sayısı vermiyor, ama 2008 de 1 trilyon URL’e ulaştığını açıklamıştı. Facebook milyarı aşt (1.120M)ı, twitter 555, Linkedin 184, wordpress 73 M blog var, toplamda 160M blog kabul ediliyor. Türkiye’ye gelince 16-74 yaş grubunde kullanım %49, Erkekler %59.3, Kadınlar %38.3, bu kırsal kesimde %28.6, % 29.4, % 18.4 düşüyor. Internete kayıtlı bilgisayar 7.2 milyon rapor edildi. TR altında 342 bin alan adı var. Yurt dışında da 1.3M civarında var . Kabaca değerlendirirsek; dünya ortalamasını yakaladık ama, Avrupa ortalamasını yakalayamadık.

Uluslarası indekslere durum, parçalı bulutlu; coğunlukla bulutlu. ITU indeksilerinde durum: ICT gelişmede 69/157, beceride 55/157, internet kullanımında 73/177, erişimde 61/177. Fiyat sepetinde ise 61/161, geniş bant 70/173. Dünya ekonomik formu indeksinde uzunca bir dönem geriledik; bu sene indeksi değiştirdiler, 70′lerden 52′ye sıçradık. Yine Dünya Ekonomik Forununda Rekabet indeksinde bir sıçrama yaparak 59 dan 43′e sıçradık. Ama, WIPO ve INSEAD’ın ürettiği Inovasyon indeksinde 68. Birleşmiş Milletlerin e-devlet indeksinde 80/192 aam e-katilimda 111/192 sıradayız. İnsani gelişme, demokrasi, basin ve ifade özgürlüğü, ve toplumsal cinsiyet indekslerinde çok kötüyüz; 90, 121/135, 154/179 . WWW vakfının sıralmasında 58/81 durumdayız: bu özgürlük, içerik ve yarar lat indeksleirnde de aynı civarda.

Türkiye İnterneti gelişiyor. Mobilde ilginc uygulamalar var, en yeni cihazları alıyoruz. Finans sektörümüz internet işinde oldukça başarılı. Kamuda Maliye, Sağlık, Adalet sisteminde önemli projeler var. E-devlet hizmetleri sunumunda Avrupa ortalamasının üstündeyiz. Büyük özel sektör interneti oldukça iyi kullanıyor. Okullar için 8 milyarlık Fatih Projesi yürüyor gözüküyor. Çeşitli ar-ge teşvikleri var, teknokentler çoğalıyor. İnternet ve Bilişimle ilgili bakanlarımız var. Silikon vadisine Steve Job, Bill Gates olmak üzere 10 girişimci gencimizi gönderiyoruz.


Türkiye Gemisi Rotasını Bilgi Toplumuna henüz döndüremedi!

Bütün bunlara rağmen, ülkede Bilişim, Bilgi Toplumu konularında bir dağınıklık söz konusu. Ülkemizde planlı, sistematik, kapsamlı ve tutarlı bir Bilgi Topluma yöneliş olduğunu söylemek mümkün değil. 2006-2010 kapsayan Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı vardı, yenisi için bu sefer katılımcı bir şekilde çalışılıyor. Türkiye gemisinin rotasını bilgi toplumuna döndürecek boyutta sahiplenme, yapılanma, program, ve çaba yok. Arada bir söylenen iyiniyetli, parlak sözler, başlayan bir çok proje bu gerçeği değiştirmiyor. En başta, yeterli kapsamda siyasal sahiplenme ve örgütlenme olduğunu söylemek zor. Vaktinin yarısını, 1/3′ünü buna ayıran bakan, müsteşar ve genel müdür düzeyinde kimse yok. Bilgi Toplumu çalışmalarını koordine edecek kapasitede bir yapılanma yok. Yapılanma olarak, Bilgi Toplumu Dairesi, Başbakanlık e-devlet grubu, Türksat, BTK, Sanayi Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı var. Bunun bir Parlamento ayağı yok. Sivil toplumu, özel sektörü, üniversiteyi ve basını işin içine çekecek, ortak aklı arayacak, saydam ve katılımcı, felsefe, kadro ve yapılar yok. Türkiye İnternetinde yönetişimin yeterli düzeyde olmayışı, ve özgürlük boyutunun eksik olması da altı cizilmesi gereken önemli ekikliktir.
Bilgi Toplumu Strateji ve Eylem Planın temel hedefi, emek yoğun bir ekonomiyi ve kırsal ağırlıklı bir toplumu, bilgi yoğun bir ekonomi ve toplumsal yapıya dönüştürmek olmalıdır. Farklı disiplinlerden uzmanları barındıran, esnek, bağımsız, inisiyatif alabilen, yönetişimi temel alan bir yapı gerekir. Türkiye’yi Bilgi Toplumuna taşıyacak kadroları yetiştirmeye yönelik çalışan bir programımız ve politikalarımız yok, ve var olan kadroları kamuda tutacak insan kaynakları politikalarımız sorunlu. Serbestleşme mevzuat olarak tamam ama, pratikte ağır aksak ilerliyor; istatistikler fiili tekelin devam ettiğini gösteriyor.

İnternetden ve Sosyal Ağlardan Korkmayın, onları ciddiye Alın!

Bu konferans, 3 gün 4 paralel salonda sürecek. 10 Panel, 7 çalıştay, 3 seminer, 11 bildiri ve 1 forum oturumu olacaktır.. Fatih projesi, çok önemli, çok maliyetli ve çok riskli bir proje. Fatih oturumunda projenin mevcut durumunu öğrenmeye çalışacağız ve nasıl katkı verebileceğimizi tartışacağız. Projenin özgürlük ve toplumu aydınlatma, etkileşim boyutlarının endişe verici olduğunu belirtmekte yarar görürüz. Fatih oturuu öncesinde “İnternet ve Demokrasi” temalı foruma “Demokrasimizi Geliştirmek için İnterneti Nasıl Kullanabiliriz?”i tartışacağız. Daha sonra Türksat, Başbakanlık ve Kalkınma Bakanlığı sunumlarında Türkiye’de e-devlet ve Bilgi Toplumu Stratejisini konuşacağız.

Sosyal Ağlar ve Yeni Medya konferansın en ağırlıklı konusu. Ülkeler, kurumlar ve bireyler için artık mesele iş süreçlerin internetle uyumlu olması, onların yeniden tanımlanmasıdır. Aynı şekilde, sosyal ağlarda yer almak, web 2.0/3.0 ile uyumlu olmak, Halkla ilişkiler, reklam, tanıtım, mezun ilişkileri, örgütlenmenin sosyal ağ ayağını sağlam bir şekilde oluşturmak gerekmektedir. Kurumlarda Sosyal Ağlardandan sorumlu bir yapı olmalıdır.

Ülkemizde Bilişim insan gücünde ciddi sorunlar var; en başta vizyon ve plan eksikliği öne çıkıyor. Okullarda bilişim eğitimini sorunlu. İlk 12 yılı düşünürsek, temel eğitim seçmeli ve medya okuryazarlığı de seçmeli halde idi. Şimdi Bilişim Teknolojileri ve Yazılım Dersi kararı verildi. ACM lise fen kolunda bir öğrencinin 6 bilgisayar bilimi dersi almasını öneriyor; bu kültür derslerin ötesinde. Öğrencilerimize, bilgisayar/bilgi okur yazarılığı dışında, etik, güvenlik, estetik ve temel programlama, ağ, veritbanı ve bilişim sistemleri kavramlarını öğretmeliyiz

İnternet Girişmciliğinin başarı ve başarısızlık örneklerine hep yer vermek istedik. Ebru Baranseli hocamızın öncülüğünde bazı Girişimcilik Başarı öykülerine peogramda yer verdik. Yine aynı ekipten arkadaşlarımız, deneyimlerini “Bir İçerik Nasıl Üretilir” çalıştayında katılımcılarla paylaşacaklar. Mahremiyete ve Güvenliğe yoğun saldırılardan kendi korumak isteyenlere “Kişisel Güvenlik” çalıştayı 3 günde tekrarlanacak. Mobil Pazarlam akonusunda seminer-çalıştay arası bir oturumuz var. Özgür Yazılımlar bu konferans serisinin önmeli bir parçası olmuştur. Bu yılda 2 seminer ve 1 çalıştay özgür yazılım temelli. İki kızımız “Nasıl Linux Çekirdeğine Katkı Yapılır ?” da deneyimlerini paylaşacaklar. Linux ve özgür yazılım ülkemiz için, güvenlik, tasarruf, istihdam, rekabet ve bilişimci yetiştirmek için önemlidir. Özgür yazılım dünya üzerinde çok geniş bir insan ağının imece usulüyle ürettiği ve insanlığın ortak mülkiyetinde olan yazılımlardır. Dünya üzerinde 1 milyon civarında özgür yazılım projesi devam etmekte, bu projelerde 10 milyonu aşkın geliştirici katkı vermektedir. Özgür Yazılımın yansımaları olarak açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık kitap, açık biyoloji, creative commons, crowd sourcing, crowd funding, wikipedia gibi paylaşma ve katılım felsefeli projeler gelişmektedir. Bir Paylaşım Ekonomisin; bisiklet, araba paylaşmak gibi, öne çıkmasına öncülük etmektedir.

İnternet Yasakları ve wikileaks/Snowden hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Ülkemiz 5 yıldır, 5651 nolu yasa yoluyla, tabir caizse, “İnternetle Savaşıyor”. Ülke olarak kanıksadık ama, 5651′in getirdiği yapı, demokratik hukuk devletinde kabul edilemez bir Hukuk Faciasıdır. Bu filtre uygulaması ile daha kötü bir hal aldı. Filtre haktır, ama devlet yaparsa sansürdür. Çocukları koruma konusunda bir anlaşmazlık yok. Sorun bunun nasıl yapılacağında. Devletin “ben kendi başıma gizli bir liste hazırlarım, bunu kimseyle paylaşmam ve tartışmam” demesi, yasal olabilir ama, meşru ve hukuki olamaz. Hoşgörü, diyalog ve yönetişim içinde insan odaklı çözüm aramalıyız. Saydam ve katılımcı yapılarla, ifade özgürlüğü ekseninde sorunu çözmeliyiz.
Türkiyenin dünya İnternet literatüre girdiği iki nokta öne çıkıyor: biri YouTube engellemesiyle öne çıkan yasakçı bakış, diğeri ise Gezi olayları sırasındaki Sosyal Ağ kullanımıdır.

Bütün dünyada devletler, interneti zapturapt altına almak istiyorlar, ama kitleler daha açık bir toplum istiyorlar; saydamlık, hesap verilebilirlik, yönetime katılma, ve refahtan pay istiyorlar. Bunu kamu yönetiminden istedikleri kadar, tüm kurumlardan istiyorlar. Wikileaks’i dünya yurttaşlarının gerçekleri öğrenme, saydamlık talebi penceresinden bakmak gerekir. Snowdeni de aynı yönde yapılmış önemli bir katkı olarak görmek gerekir.

İnternet, sosyal ağlarla, yeni medyayla, kitlesel projelerle, pek çok insanı tedirgin ediyor. İnternet yaşamın vazgeçilemez bir gerçeği oldu. Biz diyoruz ki, İnternet’den Korkmayalım! Onu öğrenelim! Olanaklarını ve olası risklerinin farkında olalım. İnterneti kendimizi geliştirmek, işimizi geliştirmek, daha iyi yapmak, daha iyi dünya vatandaşı olmak için kullanalım. Nasıl elektriği, telefonu kullanıyorsak, interneti de aynı ölçüde doğal kabul edelim. Kendimizi özgürleştirmek, yenilemek için kullanalım. Demokrasiyi geliştiren bir yurttaş olarak katkımızı göstermek için kullanalım, toplumsal katılım ve denetim için kullanalım.
Biz, İnterneti çok önemsiyoruz. Bu konferansları da genelde interneti, özelde Türkiye internetini tartışacak, toplumun gündemine koyacak, ve ülkemizin gelişmesine katkı verecek bir platform, ortak akıl için bir ortam olarak tutmaya çalısıyoruz, çalışacağız. İnternet konferansını, ülkenin Bilgi Toplumu ve e-devlet çabalarının gözden geçirileceği, geri besleme yapılacağı bir dost ortamı yapmak istiyoruz.

Bu hedefe ulaşmada bugüne kadar istediğimiz başarıyı elde edemedik ama bu davet bizim!

Katkı veren herkese tekrar teşekkür eder, başarılar dilerim.

İnet-tr YK Adına
Mustafa Akgül
9 aralık 2013

fatih-projesi-logo

FATİH ( Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İlerletme Hareketi ) Projesi 2010 Kasımında ülkemizin gündemine girdi. Proje 2010 yılındaki stratejik planda yer almamış ve halen projenin amaçlarını, metodolojisini, yol haritasını anlatan kapsamlı bir dokümanı yok; bu http://fatihprojesi.meb.gov.tr webi ile yapılmaya çalışılmaktadır. Fatih, MEB’in okullardaki bilgi teknolojisi kullanımını bir ileri düzeye götürme projesi olarak başladı. Epey bir değişiklikten sonra, kamuoyunca tablet, etkileşimli tahta projesi olarak algılanmış durumda.

Başlangıçta 3 yıllık bir proje olarak düşünülmüştü, ancak 3 yıl sonra tüm okul ve öğrencileri kapsaması planlanıyor. Bütün iyiniyete rağmen, eğitim ve bilişim dünyası ve paydaşlarla süregelen bir diyaloğun olmaması, projenin bir yol haritası ve hedeflerinin açık bir şekilde olmayışı, tüm ülkeyi pilot alan bir görüntü vermesi ana sorun olarak gözümüze çarpıyor. Katılımcı ve saydam yapıların eksikliği, geri besleme eksikliği, özgürlük boyutu bizi endişelendiriyor. Projenin başarı kriterlerinin net bir şekilde ortaya konmaması, bunu sürekli ölçecek ve gerekli düzeltmeyi yapacak yapıların eksikliği kanımızca ciddi riskler içeriyor. Projenin, bilişim sektörü ve eğitime ivme verme potansiyeline rağmen, ders kitaplarına girecek bir başarısızlık örneği olma riski var. Kamu oyu proje konusunda yeterli bilgiyi alamıyor. Eğitim ve Bilişim dünyası endişe ile uzaktan izlemeye çalışıyor.

Bilgi Teknolojilerini her düzey eğitimde kullanmak, bütün dünyanın ilgisini çeken, araştırdığı bir konudur. İnternetin ortaya çıkardığı olanaklar eğitimi de değiştirme çabasındadır. Açık ders malzemeleri, wikipedia, açık kitap, ABD’deki büyük üniversitelerin başlattığı, herkese açık, ücretsiz ve diplomasız çevrim içi kurslar (MOOC) bu yönde önemli gelişmeler arasındadır. Bilişim eğitimi ve eğitimde bilişim sürekli bir inceleme, araştırma ve deney konusu olmuştur.

100 dolarlık Bilgisayar, her çocuğa bir dizüstü, ve her çocuğa bir tablet projeleri bu yönde gözlenen başarılardan yola çıkan devam eden projelerdir. Bu deneylerde bilgisayar/tablet öğrencilere verilmiş, yanında taşıması ve eve götürmesi söylenmiştir. Öğrencinin motivasyonunda olumlu bir gelişme olmuş, kendi kendine tableti kullanmayı öğrenmiş, ve bilgisayarın internete çıkabilmesi nedeniyle ailenin de dünyaya bakışında bir değişme gözlenmiştir.

Fatih Projesi başarılı olduğu takdirde: bilişimi etkin kullanan kuşaklar, daha eğitimli kuşaklar, bilişim insan kaynağı zenginliği ve ülkemizde bilişim sektörünün gelişmesine önemli katkıda bulunması, ülkemizin Bilgi Toplumuna yönelmesine önemli bir ivme vermesi beklenmektedir. Bu nedenle iyi düşünülmüş, planlanmış ve doğru şekilde hayata geçirilen Fatih projesi ülkemiz için yararlıdır.

Fatih projesinin tüm paydaşların katılımı ile saydam, planlı ve bilimsel bir şekilde hayata geçirilmesi gerekir. Ülkemizde yaşadığımız önceki deneyler ve uygulamalardan edindiğimiz deneyimlerden ve başka ülkelerin deneyimlerinden yararlanmalıyız. Süreç, plan ve programlar, ortak aklımızı ortaya çıkartmak için açık ortamlarda tüm paydaşların katılımı ile tartışılmalıdır.

Projenin Gelişim Süreci

2010 Kasımında Proje açıklandığında Şubat 2011 de Pilot projenin başlaması düşünülüyordu. Etkileşimle tahta ve öğretmenlere verilecek taşınabilir bilgisayarın tasarımına odaklanıldı. İstanbul Fatih ilçesinde ve Ankara’da bir kaç okulda “Akıllı Tahta” deneyleri yapıldı. Basit pdf okuyucu cihazlarla bazı deneyler yapıldı ve doğal olarak pek başarılı olmadı. 2011 seçim sırasında Başbakan, “gençlerin ufuklarında bilgisayar var” söylemiyle tüm gençlere e-kitap vaat etti. Bunu yaparken elinde tablet vardı. Seçim sonrasında Milli Eğitim Bakanlığı, tableti öne çıkardı, ve 5 yılık bir dönemde ilkokul sonrası her öğrenciye tablet vereceğini ve bu amaçla Ulusal Bütçeden 8 milyar ayırdığını belirtti. Bu rakamın nasıl hesaplandığı açıklanmadı. 2012 Şubat’ında 17 ilde 57 okulda (esas olarak lise 1 de, bir kac tane ilkokulda) pilot çalışma başladı. Buna paralel okullara etkileşimle tahta ve internet altyapısı yenileme ve yüksek hızlara çıkarma çabaları sürdü. Şubat 2013 döneminde Pilot okulların sayısı artırıldı; 315 okulda 36 bin 9. sınıf öğrencisine ve 13 bin öğretmene tablet dağıtıldı. 100 bin civarında etkileşimli tahta sınıflara yerleştirildi. İlk aşamada 3362 okulda İnternet altyapısının yenilenmesi yapım aşamasında. 2013 sonbaharında 271 okulda etkileşimli tahta ve tablet dağıtıldı. Proje tamamlandığında 42000 okulda geniş bant internet, 570 bin derslikte etkileşimli tahta ve 11 milyon öğrenciye ve tüm öğretmenlere tablet dağıtılması hedefliyor. Tabletler için yerli katkının yüksek olması ve üretimin Türkiye yapılması isteniyor. Yerli üretim tabletin fiyatının makul olması (150-200 $ civarı) bekleniyor. İhale yapıldı, değerlendirme devam ediyor. Öte yandan tablet için sınıfta etkileşim ve okullarda çalıştırılacak yönetim yazılımları ve derslerde kullanılacak içerikler çeşitli yöntemlerle alınma, kiralanma ve yazdırılma sürecinde. EBA gelişme çabasında, sivil toplumla ve özel sektörle çeşitli işbirliği çabaları sürüyor.

Proje Nasıl Hayata Geçmelidir ?

Bu boyutta ve kapsamdaki projeler risk içeren projelerdir; başarısız olma ihtimali ciddidir. Bu tür projelere aşamalı olarak, kapsamlı araştırmalar, pilot uygulamalar sonrasında hayata geçirilmelidir. Pilot aşamasında farklı seçenekler ve platformlar planlı bir şekilde denenmelidir. Farklı firmaların seçenekleri, firma ve MEB katkısıyla, bağımsız bilimsel kurulların denetiminde yeterli uzunlukta ve kapsamda bilimsel olarak denenmeli, sonuçlar açık ortamlarda tartışılmalıdır. Ana aktörler öğretmen ve öğrencilerin farklı etkinliklerini kurgulayan alternatif öğrenme senaryoları kurulmalı ve bunlar da pilot değerlendirme çalışmalarında yer almalıdır. Bir büyük projenin başarısı için proje maliyetinin önemli bir kısmı araştırma ve geliştirmeye ayrılmalıdır. Ülkemizin eğitimde Bilgi Teknolojileri Kullanım stratejisi ortaya konmalı ve eğitim stratejisi ve Bilgi Teknolojileri stratejisi uyumlu olmalıdır. Eğitimde Bilgi Teknolojileri Kullanım stratejisinin ise 21. yy için özlediğimiz temel eğitim ve öğrenim hedeflerinden bağımsız olması düşünülemez. Bunlar arasında öğrencinin aktif katılımı ve ‘içerik üretebilmesi’ ile öğretmenin verimliliğinin artması Fatih projesinin de temel hedefleri olmalıdır. Fatih projesinin donanım boyutu göreceli en kolay boyutudur. Öğretmenlerin eğitimi ve kazanılması, müfredatın yeni teknolojilere uyarlanması, içeriğin hazırlanması, öğretim tasarımının dikkatlice yapılması, yeni teknolojilerin istediği özgürlük ve iş birliği ortamının oluşturulması işin en kritik boyutlarıdır. Ülkemiz ilkokullarında yetersiz bir “Bilgisayar Eğitimi” başlamış, ama daha sonra bu seçmeli bir ders haline gelmiştir. Yine seçmeli olarak “Medya Okuryazarlığı” dersi sunulmuştur. Son olarak 5. ve 6. sınıfa “Bilgi Teknolojileri ve Yazılım” dersi konuldu; zamanla hayata geçecek. Yeni nesil cihazların kullanım kolaylığıyla yetinmeyip, bilişim eğitimi ciddiye alınmalıdır; sadece bilişim okuryazarlığı ile yetinilmemeli, işin temelleri, güvenlik, mahremiyet, etik ve estetik boyutu öğretilmeli, içselleştirilmesi sağlanmalıdır. ABD’de saygın meslek kuruluşu ACM, lise fen kolundan mezun bir öğrencinin 6 bilgisayar dersi almasını önermektedir. Bu dersler bilişim kültürünün yanında bilişim sistemleri, programlamanın temelleri, ağ ve veritabanın temellerini içermelidir. Dünyada programlama kavramlarıyla olabildiğince erken tanışılması yönünde deneyler yapmaktadır. Öğrencilerin bilgisayarla haşır neşir olabileceği, programlama deneyleri yapabileceği 25′$lık Raspberry Pi gibi gelişmeler var. Bilişim/Medya/Bilgi okuryazarlığı yeniden tanımlanmalı, araçların ötesinde düşünce ve alışkanlık düzeyinde içselleştirmeyi hedeflemelidir. Öğrencinin okuduğundan bir anlam çıkartabilmesi, ve okuduğunun doğruluğunu tartabilmeyi öğrenmesi hayati önemdedir. Öğretmenlerin eğitilmesi, sürece ortak edilerek kazanılması, bu teknolojileri benimseyerek, gönül rahatlığı ile kullanması sağlanmalıdır; bu ise ciddi bir iştir; çok hızlı yapılamaz. İnternet farklılığı, çeşitliliği ve çok kültürlülüğü temsil etmektedir. Müfredatın bir çerçeve ile yetinmesi, öğretmene ve öğrenciye farklı olabilme esnekliğini ve özgürlüğünü tanımalıdır. Mevcut kitapların elektronik ortama aktarılması, yani z-kitap, arzulanan e-kitap olmayacaktır. Teknolojiyi ve eğitimi anlayan, işin felsefesini iyi bilen uzmanlar e-kitapları yeniden tasarlamalıdır. Öğretmenler, internetde buldukları öğrenme nesnelerini, açık öğrenme malzemelerini rahatça kullanma ve onları geliştirme ve paylaşma özgürlüğüne ve ortamına sahip olmalıdır. İnternet ortamında bu ilkelerle tasarlanmamış ve uygulamaya geçmemiş her düzeydeki “öğrenme” ortamının ve programının, eski paradigmayı destekleyen yani hala merkezi bir kaynaktan bilgi yüklemesi yapmaya çabalayan uygulamaları ezip geçtiğini ve onları birer birer yok ettiğini görmekteyiz.

Ayrıca uygulanacak programın sürdürülebilirliği de daha en baştan “ana uygulayıcıları” yani “öğretmenleri” işin içine çekerek sağlanabilir. Donanım gereksinimlerinin belirlenmesi, MEB müfredat kazanımlarının düzenlenmesi, yeni ders senaryolarının oluşturulması, ancak bundan sonra hiç değilse eş güdümlü yapılması gereken tablet üzerine konacak malzemenin seçimi ve tasarımı, sınıfta uygulama şartları, ödevler, sınavlar, bakım, onarım.. vb. Öğretmenlerin bütün bu adımların her birinde yer almaması baştan projemizi kendi kendimize sabote etmemiz anlamına gelir. Bütün dünyadaki örnekleriyle araştırmalar “yukarıdan aşağıya” gelen en anlamlı ve etkileyici görünen “eğitim reformlarının” bile öğretmenleri bu biçimde işin içine dahil etmezsek onlar tarafından haklı gerekçelerle sabote edildiğini gösteriyor. Tüm süreci yönetecek çeşitli Bilimsel Kurullar oluşturulmalı, sonuçlar açık ortamlarda tartışılmalı ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Buna özen gösterilmezse, sadece milyarlar heba olmaz, Türkiye ciddi zaman kaybeder, ve her birlikte hayal kırıklığı yaşarız. İlgili tüm paydaşları, Üniversiteler, Bilişim ve Eğitim STK’ları, uzmanlar, özel sektör, kamu, öğretmen, öğrenci ve velileri bu projeyi sağlıklı bir şekilde hayata geçirmek için çaba harcamalıyız.

Pilotların Değerlendirilmesi

2012 Şubatında Pilotlar başladıktan bir kaç ay sonra Bakanlık 5 üniversiteden ekiplere bir değerlendirme yaptırdı. Sonuçlar ortaya karışık çıktı. Raporu akademisyenler kendi aralarında tartıştılar. Rapor webte yayınlanmadı. Bildigimiz kadarıyla pilotları izleme çalışması yapılmadı. Rapor, Radikal gazetesinde 27 Şubat 2013’de özetlendi. Gazetenin başlığı “Fatih Sınıfta kaldı” idi. Bu kadar kısa sürede, bu yönetim anlayışıyla daha iyi sonuçlar beklemek gerçekçi degildi. Projeyi biraz yakından inceleyenler için bu sonuçlar hiç de şaşırtıcı değildir.

Bir grup akademisyen projeyi MEB’le diyalog içinde 2 yıl izledi, konferanslarda tartıştı. Bir kaç okulu gezdi, Proje ekibini dinledi. Ortaya çıkan raporu yayınladı, Bakanlığa ve Projenin Icra kuruluna sunum yapıldı. Bu çalışmalar http://fatih.inetd.org.tr/ adresinde bulunabilir.

Başlıca tespit ve önerilerimiz:

-proje yönetimi konusunda lider eksik gözüküyor, halkla ilişkiler zayıf

-projenin kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerin belli olması

-tabletlerin internete çıkışında sorun var, evden de bağlanabilmesi, ailenin tableti kullanabilmesi önemli, gerekirse bunun için maddi destek sağlanmalı,

-projenin iç ve dış denetimi, ve sınıf denetimin bağımsız ve tarafsız kurumlarca yapılması,

-eğitim katılımcı, işbirlikci ve üretken; eğlenme ve öğrenme birlikte, okulla sınırlı kalmayan ve çok kanallıya yönelmeli

-eğitim sistemi sınav odaklı olmaktan kurtulmalı, aksi halde Fatih işe yaramaz

-Pardus aktif hale gelmeli ve okullarda kullanılmalı

-öğretmen ve öğrenci Bakanlık dışı kaynaklara ulaşabilmeli, etkileşebilmeli, ve yeni içerik üretebilmeli

-öğretim tasarımı çok kritiktik, uzman desteği gerekir

-öğretmen en kritik unsurdur, kazanılmalı, eğitilmeli ve sürekli desteklemelidir

-zararlı içerik konusunda insana güvenen liberal bakış açısıyla yaklaşılmalı

-içerik sonsuz bir döngüde sürekli yeniden üretilmelidir, bunu destekliyecek yapılar kurulmalı

-özgürlükçü bir bakış açısıyla, üniversiteler ve STK’larla birlikte çalışılmalı

Pardus Bağlantısı

Tübitak bir özgür yazılım projesi olan Pardus’u özgün bileşenleri de olarak geliştiriyordu. Bir yönetim değişikliği sonucunda deneyimli teknik elemanlar kaybedildi, bir başka özgür işletim sisteminin adı ve görselleri değiştirilen kopyası yeni Pardus oldu. Projenin adı da Fatih için Pardus oldu. Etkileşimli tahtalarda Pardus kulllanılacağı ilan edildi. Tabletlerin özgür yazılım olması şartnameye kondu, ama Apple ve Microsoft’un tablet ihalesine katılmasına izin verildi. Öğretmen eğitimlerinde esas olarak Windows eğiitimine devam edildi.

Sonuç

Bilgisayar, cep telefonu, gittikce akıllaşan, küçülen ve gelişen halleriyle hepimizin günlük hayatına giriyor. Bunları elektrik ve telefon gibi doğal kabul etmeliyiz. Bu araçları etkin kullanmanın, kendimizi, işimizi, kurumuzu geliştirmek için kullanmanın yollarını bulmalıyız. Steve Jobs’ın 1996 dediği gibi “Teknoloji Eğitimdeki Sorunları Çözemez”. Teknoloji, eğitime yardımcı olabilir; zenginleştirebilir; motivasyonu yüksek kişiye yol gösterebilir; hızlandırabilir. PISA sıralamasında en üste olanlar, yoğun teknoloji kullandıkları için değil, iyi öğretmenleri olduğu için öndeler.

Okullarda geniş bant İnternet olması, öğretmenin gerek gördüğünde internete bağlanabilmesi, uygun bulduğu malzemeyi kullanmasına gayet yerindedir. Öğretmen ve öğrencilere güvenmeli, onların birbirleriyle ve dünya ile etkileşime geçmesini desteklemeliyiz. Öğretmenlere, “alın bu bilgisayarı, kendinizi geliştirin, dünyaya ile irtibatta olun” diye bilgisayar /tablet vermeye de benim bir itirazım yok. Ama, öğretmene bu z-kitabı, bu etkileşimli tahtayı kullanacaksın, bu tableti kullanacaksın, seni izleyeceğiz baskısına endişe ederim.

8 milyarlık bir projede, yeterli hazırlık, planlama, pilot çalışma yapılmadan, kamu oyu ile etkileşime girmeden, uzmanlarla diyaloga girmeden, bütün ülkeyi bir pilot haline getirmeye itirazım var. Geri kalan her şey doğru olsa bile, öğretmeni ikna etmeden, onu sürecin bir parçası yapmadan, ciddi bir başarı söz konusu olamaz.

Mevcut projenin yönetim yapısı genişletilmeli, bağımsız bilimsel kurullar proje dahil edilmeli, ve ancak pilotlardan olumlu sonuçlar çıktıktan sonra proje tüm ülkeye yayılmalıdır. Proje katılımcı, saydam ve özgürlükçü bir bakış açısıyla tüm paydaşlarla diyalog içinde gelişmelidir. Açıklık, katılımcılık ve diyalog ancak pojeye desteği artırabilir, projenin doğru yolda gelişmesine katkıda bulunabilir.

Kasım 2013′de Bilgisayar Mühendisleri Odası edergi 2. sayısında yayınlanmış, burada bir kaç typo düzeltilmiştir.

5 Nisan 2013 günü Bilgi Üniversitesi Özgür Yazılım Günleri açılışında yapılan konuşmanın biraz genişletilmiş hali.

Kısa Tarihçe

Ülkemizde Linux Çamiası oluşumu 1993 sonunda linux@bilkent.edu.tr ve ODTU’deki kardeş liste ile başladı . Daha sonra bilkent listesi devam etti. 1992′de tek tük bireysel çabalar olsa da bu ilk örgütlü çaba idi. Aslında, bilkent arsivlerinde 91 den itibaren Özgür yazılımlar, esas olarak Tricle’den Unix_C dizininden seçilmiş GNU yazılımları bir e-posta temelli dosya sunucusu olan Bilserv ile sunulmaya başlamıştı. İnternetin 12 Nisan 1993′de Üniversite çamiasına açılması ve Linux yazılımlarının sunulmaya başlaması ile yavaş yavaş camia oluşmaya başladı. Ülkemizde İnternet ve Linux/Özgür yazılımın gelişmesinde içiçe geçmiştir. 2001 öncesi Linux@bilkent.edu.tr nin yazışmaları büyük ölçüde http://listweb.bilkent.edu.tr/linux/ adresinde bulunabilir.

Linux camiasının ilk fiziki buluşması ise 1995′de yapılan ilk “Türkiye’de İnternet” Konferansında (inet-tr’95) http://inet-tr.org.tr/inetconf/ gerçekleşmiştir. Konferansın tarihi belli olduktan sonra Yavuz Selim Kömür’ün Akdeniz Üniversitesinde açtığı bir liste kanalıyla, Linux Camiası hazırlık yapmıştır. İnet-tr’95 2 gün yapılmış, ilki Bilkent Üniversitesi Müzik Fakültesi salonunda tek salonda yapılan oturumlarla gerçekleşmiş, 2. gün ise Mühendislik Fakültesinde paralel oturumlarda gerçekleşmiştir. Linux camiası 2. gün, Bilgi İşlemde bir araya gelmiş ve bilgi ve deneyim paylaşımı olmuştur. 1996 yılında Yeditepe Üniversitesinde yapılan inet-tr’96 öncesi linux.org.tr açılmış, konferansta bir Linux Laboratuvarı kurulmuş, demo ve eğitimlere başlanmıştır. ODTÜ’de yapılan 3. İnternet Konferansında ise çok daha kapsamlı Linux etkinlikleri olmuştur. Geniş bir linux labı kurulup, kullanıcıların kullanıma sunulmuş, bir Linux CD’si ve bir linux kitabı dağıtılmıştır. İnet-tr’98 de ise Turkuaz CD ve kitabını dağıttık. Turkuaz ilk Türkçe Linux dağıtımı idi ve Redhat temelliydi. Artık inet-tr de linux en az 1 salonu kendine ayırıyordu. 1999′da Akademik Bilişimle birlikte Linux oturumları yılda 2 etkinliğe çıkmıştı. İnternet Haftasında Linux eğitimleri ve Gezici seminerlerle Anadolu da Linux ve Özgür yazılım seminerleri başlamıştı.

Artık bağımsız, sadece Linux ve Özgür yazılımın kapsanacağı etkinliklerin vakti gelmişti. LKD henüz kurulma sürecindeydi. Aslında 2000 yılında kurucu ekip ilgili makamlara başvurmuştu. 2001 yılı aralığında ODTU IEEE deki arkadaşlarımız öncülüğünde “Linux ve Serbest Yazılım Konferansı” ile yapıldı. LKD de o günlerde ilk Genel kurulunu yaptı ve “Linux Şenliği” fikrini dile getiren Ahmet Derviş, Şenlik Komitesi başkanlığına atandı. Mayıs 2002 de Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesinde 3 salonda 4 günlük “Linux ve Özgür yazılım Şenliği”ni yaptık. Türkiyenin her tarafından gelen 1500 civarında katılımcı ile içinde oyun yarışması, Film gösterisi, Piyano dinletisi; kapanışında sucuk ekmek partisi de olan çok eğlenceli ve başarılı Şenlik oldu. Sırasıyla Yıldız Teknik Teknik Üniversitesi (2003), Milli Kütüphane (2004, 2005), ODTÜ (2006,2007) ve Ege Üniversitesinde (2008) Linux Şenliğini yaptık. 2008′de Ankara’da ETÜ’de Özgür Yazılım Konferansı da yaptık. Biz Şenlik Yaparken, Bilgi Üniversitesi de Açık Yazılım Günleri (Open Days) adıyla, ulusları konuşmacıları (Stallaman, Murduck gibi) getirdiği etkinlikler yapıyordu. Biz LKD olarak, bu etkinliğine elimizden gelen desteği veriyorduk. 2009′da iki etkinliği birleştirmeye karar verdik, ve “Özgür Yazılım ve Linux Günleri” olarak birlikte yapıyoruz. Biz LKD olarak “Özgür Web Teknolojileri”, ve “Linux Kampı” etkinliklerine devam ediyoruz. Son yıllarda Akademik Bilişim öncesi 4 gün süren kurslar Linux ve özgür yazılım konularında oluyor.

Linux ve Özgür Yazılım Ekosistemi

LKD’nin 1000 civarında üyesi var. LKD dışında Alternatif Bilişim Derneği, Pardus Kullanıcıları Derneği ve PHP Geliştiriciler Derneği Özgür Yazılım Ekosistemi içindeler. Linux ve Özgür yazılım eko sistemi içinde yazılım geliştiren, çözüm üreten, eğitim ve destek veren 47 firma linux.org.tr portalında listeleniyor. 15 Yerelleştirme Grubu özgür yazılım dünyasında çeşitli dağıtım ve yazılımlara destek oluyorlar. 8 tane e-dergi Özgür yazılıma destek oluyor. Buna şu anda durmuş olan Penguence ve çeşitli üniversite klup dergileri dahil değil.Bazıları çeviride olsa Özgür yazılım alanında 29 Türkçe kitap söz konusu. Türkiye Özgür Yazılım dünyası 11 Özgür yazılım çıkartmıs, bazıları atıl durumda. 87 adet özgür yazılım projesi canlı, geliştirmeye devam ediyor. 37 özgür yazılım projesi ise duraklamış durumda.

Dünyqda ise 1 milyon Özgür yazılkım projesi ve 10 milyon civarında geliştirici söz konusu.

Özgür yazılım Niye Önemli?

Dünya üzerinde 1 milyon civarında özgür yazılım projesi var, ve bunları geliştirmek için 10 milyon civarında insan kendini açık ortamlarda geliştirici olarak kaydettirmiş, ve yazılımlara destek olmaya çalışmaktadır. Bizler Özgür yazılımın ülkemiz için İstihdam, Tasarruf, Güvenlik ve Rekabet için önemli olduğunu düşünüyoruz. Özgür yazılımlar ticari yazılımların kalitesine çoktan ulaştı, yer yer onlardan çok daha başarılı konumdadır. Özgür yazılım, bireyler, kurumlar ve ülkeler için ciddi bir tasarruf sağlayacaktır. İşletim sistemi ve ofis yazılımlarına verilen lisans parası bile yeteri kadar büyüktür. Kaldı ki özgür yazılımlar, en kritik işlere de taliptir. Bunları daha mütevazı donanımla da yapabilirler. Özgür yazılımların açık kaynaklı oluşu, yazılım geliştirme camiasının büyüklüğü bunların pek çok insan tarafından kontrol edilmeleri nedeniyle daha güvenli olacağını ortaya koyuyor. Avrupa Birliği, güvenlik yazılımların açık kaynak temelli olmasını öneriyor. Güvenlikle ilgili algoritmaların yayınlanması, ve açık ortamlarda tartışılması, onların güvenli olması için gerekli görülmüştür. Özgür yazılımların ücretsiz oluşu, bunların uyarlanması ve desteğini ucuzlatmakta, bu ise bir yandan istihdam olanaklarını artırmakta, öte yandan bilişimin daha çok kurum/firma tarafından kullanılması ve bu yolla katma değer artmasına neden olmaktadır. Yazılım bileşeni olan her üründe özgür yazılımın hem geliştirme maliyeti hemde lisans maliyeti açısından ciddi bir avantaj sağlayacağı, bunun ise ülkenin rekabet gücünü artıracağı açıktır. Android’in bu hızla yaygınlaşmasın nedeni tabii ki açık kaynak oluşudur. Ayrıca, özgür işletim sistemleri ve özgür yazılımlar, bilişimi öğrenmek isteyenlere devasa bir laboratuvar ve milyon ölçüsünde inceleyebileceği, uyarlıyabileceği yazılımlar sunmaktadır. Bu ise bilişimci yetiştirmek için ciddi bir olanaktır.

Özgür yazılımın Yansımaları

Özgür yazılımın temel felsefesi açıklık, paylaşım ve daha önceki çalışmaların üzerine yenileri kurma düşüncesi bilimin ve yaşamın pek çok alanında yansılanmıştır. Bunların başlıcaları, bilimsel makalelerin paralı dergilerin astronomik fiyatlarından kurtarmayı hedefleyen Açık Erişim, ders malzemeleri paylaşan Açık Ders Malzemeleri, bunun gelişmiş hali olarak MOOC (Massive Online Open Courses), dünyanın her tarafına sunulan, ücretsiz, sertifikalı çevrimiçi dersler, patentleri paylaşmaya hedefleyen Açık Biyoloji, çeşitli Açık Kitap Projeleri, çeşitli Açık Bilim Projeleri, Açık İlaç Geliştirme Platformu‘nu sayabiliriz. Ardino ve RaspberyPi’ın başını çektiği Açık Donanım, edX’in MOOC’un kurs geliştirme SDK’sı olan Xblock yazılımı özgür yazılım olarak kamuya açıldı. Binlerce kişinin katkısıyla üretilen Wikipedia, OpenStreetMap ve Stanford Felsefe Sözlüğü kitlelerin ürettiği ve insanlığın ortak malı projelerdir. Creative Commons kültür, sanat ürünlerinde kullanılan özgür yazılım çıkışlı lisans ailesidir.

Pardus ve Fatih Projeleri

Bu iki proje ülkemiz Bilişimi için önemli projelerdir. Pardus 2002 de Başbakanlık tarafından başlatıldı. 2012 yılında yönetim değişikliği ile ciddi sekteye uğradı. Bünyesindeki tüm araştırmacıları kaybetti. Pardus’un özgün bütün projeleri, başta paket yönetim sistemi Pisi bırakıldı. Pardus eko sistemini kapsayan bir Çalıştay’da, fiilen Yürütme Kurulu olarak çalışacağı vadedilen bir Pardus Danışma Kurulu kararı çıktı ve pardus yönetimi bunu uygulama sözü verdi. Sonra MSB sözleşmesi gerekçe gösterilerek, debian temelli, hiç bir özgün pardus bileşenin yer almadığı bir debian dağıtımı Pardus olarak dağıtıldı. Pardus Danışma Kurulu bir kere gayri resmi toplantı, daha sonra hem resmi olarak hayata geçmedi ve çalışmadı. Bu arada pardus projesi, Ulusal İşletim Sistemi adlandırmasından “Fatih için Pardus” projesi haline geldi.

Fatih Projesi 2010 Kasımında okullarda İnternet Altyapısını geliştirmek, sınıflara etkileşimli tahta ve bazı gereçleri getirmek ve öğretmenlere dizüstü bilgisayar dağıtma projesi olarak başladı. 2011 seçim kampanyası sırasında bir tablet projesine dönüştü. Bugüne kadar pilot olarak 17 ilde 57 okulda deneniyor. Etkileşimli tahta 85 bin sınıfa yerleştirildi. Ama, proje bileşenleri henüz hazır değil. Öğretmen eğitimi, ders içerikleri, sınıf içinde kullanılacak, değerlendirme ve izlemeye yönelik yazılımlar henüz hazır gözükmüyor. Proje öğretmen, öğrenci ve velilere tanılan özgürlük açısından sorunlu. Daha da önemlisi, tabletlerin ülkemizde kurulacak bir fabrikada en az 50% yerli katkı ile üretilmesi gündemde. Proje yönetimi, halkla ilişkileri, üniversite ve eğitim camiası ile ilişkiler ciddi bir endişe kaynağı. Projenin kapsam, hedef, ve yol haritasını içeren bütünsel bir dokümanı yok. Bu çapta bir proje dünyanın hiç bir ülkesinde yok. Projenin başarısız olması ciddi bir tehlike. Benim samimi korkum, projenin dünya ölçeğinde “Nasıl Yapmamalı” için bir aday olması.


Türkiye olarak Ne Yapmalı ?

Özgür Yazılımın gelişmesi, bilişim sektörünün gelişmesi, ülkenin rekabet gücünün artması ve ülke kalkınmasına katkı sağlaması için ne yapılmalı konusunda bir kaç noktayı belirtmek isterim. Her yurttaşın özgür yazılımla tanışması, özgür yazılım ürünlerinin farkında olması için STK’ların okulların ve kamunun üzerine düşen görevler var. En başta her kademede okullarda özgür yazılımla, tanışma, çalışma becerisi kazandırma hedef olmalı. Her ilkokul, ortaokul öğrencisi, hem işletim sistemi hemde bireysel kullanım konusunda temel becerileri kazanmalıdır. Her kademede verilen bilişim eğitimi, markadan bağımsız, kavram temelli olmalı, ve öğrenci farklı markalarla çalışabilecek beceriyi kazanmalı. Bilgisayar Meslek Lisesi, Bilgisayar/Bilişim Meslek okulları ve bölümlerinde özgür yazılım dünyasıyla tanışmalı, özgür yazılım araçlarıyla yazılım geliştirme becerisini kazanmalı. Kamu kurumları, kendi gereksinimleri karşılarken, özgür yazılıma eşit şans vermelidir; ihale şartnameleri bir markayı tarif etmemelidir. Güvenlik yazılımlarında, özgür yazılımlara özel ilgi gösterilmelidir.

Ülkenin Bilişim Stratejisinin bir parçası olarak Özgür Yazılım Stratejisi oluşturulmalıdır. Bununla birlikte Özgür Yazılım Konseyi adıyla bir yapı oluşturulmalıdır. Konsey, Kamu, Özel Sektör, Üniversiteler ve STK’ların olduğu, süreklilik arz eden, bir diyalog, danışma, yol gösterme ortamı olmalıdır. Bunun yanında kamuya yol gösterecek, danışmanlık yapacak bir Kamu Özgür Yazılım Merkezi kurulmasında yarar var.

LKD olarak Özgür Yazılım kültürünün yayılması, topluluğun buluşması için yoğun bir çaba harcıyoruz. Çeşitli Ulusal Politikalar konusunda da çalışmalar yapıp, bildiriler yayınlayıp, kampanyalar yapıyoruz. Gücümüzün olduğu ölçüde bunları artırmanın yollarını araştırmalıyız. Ülkemizde 180 civarında Üniversite var. Her birinde yılda bir etkinlik yapmak bile başlı başına ciddi bir çaba harcanmasını gerektiriyor. Her üyenin yılda en az bir etkinliğine katkıda bulunma hedefi olmalıdır. Bilgisayar Meslek Liseleri ve Bilgisayar/Bilişim Meslek Yüksek okullarını hedeflemeliyiz.

Bunun ötesinde Türkiye İnterneti ve Bilişim sektöründe Özgür yazılım kullanımı ve önündeki engelleri izlemeli, yıllık raporlar yayınlamalı, kampanyalar düzenlemeliyiz. Örneğin, W3C standartlarına uymayan kamu weblerini tespit edebilmeli, ilgili kurumları uyarmalı, bu konuda istatistikler yayınlamalı, özgür yazılım ürünlerin yaygınlığı ölçmeye yönelik çalışmalar yapmalıdır.

LKD Ülkemizde Özgür Yazılımın önderliğini, kardeş STK’larla dayanışma içinde yapmaktadır. Bu çorbada tuzu bulunanlara teşekkürler.

Ülkemiz önemli gelişmeleri algılayamamış ve gecikmeli olarak farkettiğinde ruhunu anlamadan yararlanmaya çalışmış, bunda da doğal olarak başarılı olamamıştır. Matbaada, bilimsel teknolojik devrimde, sanayi devriminde, şimdi de İnternetin başını çektiği yeni çağda da, yani internet ve bilişim çağında da aynısını yaşıyoruz.

İnternet, Sanayi Devrimi Boyutlarında bir Gelişmedir!

Ülkemiz, İnterneti içinden faydalı araçları seçebileceğimiz, İnternet öncesi tercihlerimizi koruyabileceğimiz bir gelişme olarak görmüş, bu nedenle Youtube’u yasaklamış, kendimize özgü filtreler kurmuş, “milli” arama moturu kurma hayalleri kurmuş, bunları da açık ortamlarla tartışmadan, uygulamaya çalışmıştır. Şimdide sosyal medyayı zapturapt altına almaya çalışmaktadır.

Bilim ve teknolojideki gelişmeler, bir yandan İnterneti ortaya çıkartmış, öte yandan Bilgi’nin temel zenginlik ve istihdam kaynağı olduğunu ortaya koymuştur. Burada Bilgi; Bilimsel Bilgi, Ar-ge, inovasyon, patent, örtük bilgi, her türlü enformasyonu kapsayan geniş bir kavramdır. Bunun sonucunda, ulusların temel zenginliği, doğal kaynak ve kasalardaki birikimlerden çok, insanların entellektüel ve bilgi birikimleridir. Bu nedenle, insanlığın sanayi ötesi yeni toplum biçimine Bilgi Toplumu demeye çalışıyoruz.

Bilgi Çağı, Bilgi Toplumu, Bilişim Toplumu, Bilgiye Dayalı ekonomi, Bilgi temelli ekonomi gibi adlandırmaya çalıştığımız bu yeni toplum biçiminin tam nasıl gerçekleşeceğini bilemiyoruz: Nasıl Buharlı makine bulunduğu zaman sanayi toplumunu tanımlamak mümkün değildiyse. Ama kalın çizgilerle şu an görebildiklerimize bakalım.

Birey Öne Çıkıyor !

İnternet bireye sınırsız kendini geliştirme olanakları sunuyor; zaman ve mekan farkını ortadan kaldırıcı etkisi var. Hızlı bir internet bağlantınız olunca, dünyanın neresinde olduğunuzun önemi azalıyor. İnsanlığın kültür ürünlerine, entellektüel birikimine, pek çok ticari ürüne erişebiliyor, kitlelerle buluşabiliyor, kendi fikirlerini paylaşabiliyorsunuz. İnternet 2.5 milyar insanın, 900 milyon bilgisayarın, 700 milyon webin, 30 trilyon sayfanın bulunduğu bir ortam; dünyanın bütün sokaklarına, bütün okullarına, kütüphane,ve müzelerine, hastanelerine, kısaca her yerine açılan bir ortamdır. İnternet, modern yaşamanın ayrılmaz bir parçası olmuştur. İnternet, her yurttaşa kendi gazetesini, kendi matbaasını, radyo ve televizyonu kurma, işletme olanağı sunmaktadır. Bunu kimseden izin almadan, pratik olarak ücretsiz, hızlı ve çabuk yapabilmektedir. Gezi Parkı direnişinde de gördüğümüz gibi, sokaktan cep telefonu ile TV yayını yapabilmekte, resim ve filmleri çeşitli internet araçları ile arkadaş grupları, STK’lar ve giderek milyonlarla paylaşabilmektedir. Facebook’ta kullanıcı sayısı 1.1 milyarı aştı, twitterda ise 500 milyonu. Türkiye 32 milyon civarında facebook, 10 milyon civarında da twitter kullanıcısı vardı, bunun artmış olmasını bekliyoruz.

Hiyerarşik Yapılar Kırılıyor; Katılım Artıyor

İletişimin artması açıklık, katılım ve paylaşımın artmasını sağladı. Bunun sonucunda Hiyerarşik yapılar daha yatay yapılara dönüşüyor. Bir kurumdaki tüm çalışanların karar süreçlerine katılım ve katkısını öne çıkaran gelişmeler oluyor.

Kitleler Birlikte Üretiyor !

İnternetle sayısal ürünlerde paradigma değişiyor. Marjinal maliyeti ve dağıtım maliyeti pratik olan sıfır olan ürünler de ciddi bir sarsıntı yaşanıyor. Fikri Haklar Hukuku çatırdıyor. Henüz yaratıcılığı teşvik ve geniş kitlelerin çıkarları arasında makul bir denge kuramadık, ama eski hukuk değişmek zorunda. Wikipedia gibi yüz binlerin katkısıyla ayakta duran, insanlığın ortak malı bir ansiklepodimiz var. Binlerce ders notu, video, milyonlarca makale insanlığın ortak kullanımı için ücretsiz olarak sunulmuş durumda. Özgür Yazılım/Açık Kaynak dünyasında 10 milyon civarında geliştirici, 1 milyon proje üzerinde çalışıyor. Ortaya çıkan ürünler büyük ölçüde insanlığın ortak malı. Gittikçe artan bir oranda ve konularda, insanlar birikimlerini, kültürlerini, tasarımlarını, ürünlerini paylaşıyor. Birlikte üretiyorlar, dayanışma içinde hareket ediyorlar.

Bilgi Toplumu Doğuyor!

Bilginin temel zenginlik ve istihdam kaynağı olmasının sonucunda bazı sektörler yıkılıyor, bazı sektörler öne çıkıyor, bazı meslekler ölüyor, yeni meslekler doğuyor. Bilgi toplumun işçileri, bireyleri de yeniden tanımlanıyor. Oluşmakta olan bu yeni toplum biçiminde, bağımsız düşünen, girişimci, aykırı sorular sorabilen, farklı bakabilen, yaratıcı ve eğitimli insanlar Bilgi Toplumun bireyi olmaktadır. İnternet ve özellikle sosyal ve yeni medya bireyin gelişmesi, topluma katılması ve demokrasi için vazgeçilmez bir araç haline gelmiştir. Bu nedenle, İnternete erişim temel bir hak olarak anayasalara girmeye, genişbant erişim de hükümet programlarına girmeye başlamıştır. Ağ üzerinden örgütlenen insanlar için, sınırlar önemli ölçüde ortadan kalkmakta, global bir dünyanın bireyi olmaktadır. İnsanlar, dünyadaki gelişmeleri anında öğrenebilmekte, ona dünya yurttaşı sorumluluğu ile destek olabilmektedir. Bu hem felaketlerde, hem toplumsal olaylarda gerçekleşmektedir. Avaaz.org, Change.org, GreenPeace, Amnesty International, Sınır Tanımayan Gazeteciler, Sınır Tanımayan Doktorlar bunun örneklerini sunmaktadır. Avaaz.org’da 24 Milyon, Change.org’da ise 15 milyon dünya vatandaşı var.

Temsili Demokrasi Tıkanmış Durumda !

Demokrasi en basitinden Halkın kendini yönetmesidir. Bunu seçilmiş temsilciler yoluyla yapar. Seçim’in adil olması ve seçmenlerin tüm seçenekler konusunda yeterli bilgiye sahip olması gerekir. Seçim sistemine bağlı (seçim barajı, hazine yardımı, seçim harcamalarının finansmanı) adillik konusunda endişeler olabilir. Partilerin ana yaklaşımları, felsefeleri konusunda seçmende yeterli bilgilenme olduğunu var sayabiliriz. Ama, parti programları, seçim beyannamesi ve somut projeler konusunda fikri olduğunu var saymak pek kolay değil. Daha önemlisi, seçmenin bir partinin tüm program ve projesini desteklediğini var saymak mümkün değil. Bunlar çok boyutlu konular olduğu için, her seçmenin farklı bir tercih vektörü olması doğaldır. Liberal ekonomiyi destekleyip, çevreci olabilir. Bireysel özgürlükler konusunda, sosyal devlet konusunda tercihe ettiği partiden farklı düşünebilir. Seçmen, en ehveni şer bulduğu partiyi seçecektir. Yeteri kadar kendine yakın hissetmediği zaman da, pek çok seçmen, seçimde oy kullanmayacaktır.

Seçimlerin düzenli yapılması demokrasi için gerekli ama yeterli değildir. Ülkede, kuvvetler ayrılığının olması, bunların birbirini denetlemesi ve dengede tutması, Hukuk Devletin geçerli olması ve insan haklarının tüm yurttaşlar için garanti altına alınmış olması, özellikle azınlıkların hakların korunması gerekir. Bir ülkeye demokrasi diyebilmek için, başta basın, ifade, bilgiye erişim, barışcıl toplanma ve mahremiyet hakkı olmak üzere temel insan haklarının gerçekten var olması gerekir. Seçmenin temsilcisini izlemesi, onu denetlemesi, hatta geri çağırabilmesi, özellikle dar bölge sistemlerinde gündemdeki bir konudur. Temsilci de seçim bölgesindeki talep ve eğilimleri tespit etmeye çalışmaktadır. İletişimin kolay, ucuz ve hızlı olması yurttaşın karar süreçlerine katılmasının yolunu açmıştır. Konuların uzmanlık gerektirmesi, STK’ların, Meslek Örgütlerinin işin içine dahil olmasını gerektirmektedir.

Katılımcı Demokrasiye Doğru

Antik Atina Agorası ve demokrasisi insanlığın hayalini süslüyor. Agorayı milyonlarca kişiyi kapsayacak duruma nasıl getireceğimizi bilemiyoruz. Hem teknik olarak hemde kültür olarak hazır değiliz. Milyonlarca seçmeni kapsayan bir seçimin çevrim içi yapılması da henüz mümkün değil; teknik sorunların yanında fayda maliyet analizi de uygun değil. Ama, yerelden başlıyarak daha fazla katılım ve saydamlık sağlayabiliriz. Mahalle temelinde doğrudan demokrasiye yanaşabiliriz. Ulusal ölçeğe doğru Doğrudan demokrasiden Katılımcı Demokrasiye yönelmek durumundayız.

Demokrasi müzakere ve uzlaşma gerektirir. Karar verme sürecinin, katılımcı ve saydam olması; önceden belirlenmiş sürecin bütün belgeleriyle kamu oyuna açık olması demektir. İlgili bütün tarafların bilgi ve belgeleri ile açık ortamlarda tartışması, bilimsel raporlarını, gerekçelerini ortaya koyması ve bu görüşmelerin açık ortamlarda yayınlanması gerekir. İlgili tarafların tartışmalarının önceden belirlenen gündemle, herkese açık yapılmasının yanında, internet ve medya üzerinden yayınlanması ve arşivlenmesi gerekir. Örneğin bir projenin yapabilirlik, çevre etki, olası ulaşım, istihdam vs boyutlarının araştırılmış, raporları açık ortamlarda yayınlanmış, ilgili Üniversite, STK ve Meslek odası uzmanları ve isteyen yurttaşın katılabileceği açık ortamlarda tartışılması gerekir. Bir projeye karar verilmesi kadar onun nasıl hayata geçirileceği de önemli, kullanılan teknoloji, zamanlaması, güzergahı, toplam maliyeti gibi boyutları da önemlidir.

Katılımcı demokrasi yurttaşın, STK’ların, Meslek Örgütlerinin yönetime katılma, açıklık, hesap verilebilirlik, bir anlamda ortaklık talebidir. Yönetimin, kamu kaynaklarını, ortak çevresini, düzgün kullandığından emin olma talebidir. Yurttaşların kendi, bilgi, uzmanlık ve isteklerinin hayata geçmesi için demokratik bir taleptir. Kamunun, “her şeyi en iyi ben bilirim” den vazgeçip, yurttaşlarla, sivil toplumla diyalog talebidir. Daha yaşanabilir bir dünya için, taşın altına elini koyma çabasıdır.

Türkiye Demokrasisi Nasıl Gözüküyor ?

Biz sadece bazı uluslararası indeksleri özetleyeceğiz. Economist dergisi araştırma birimi dünya Demokrasi indeksini hazırlıyor. Her ülkeye 0-10 arası bir sayı veriyor, en iyisi 10. 8-10 arasını tam demokrasi, 6-7.99 arasını kusurlu demokrasi, 4-5.99 hibrid, 0-3.99 ise otokratik rejim olarak adlandırılıyor. Ülkemiz 5.76 ile 167 ülke arasında 88. olarak hibrid ülke kategorisinde. İndeks 5 alt indeksin ortalaması. En iyisi 7.92 ile Seçim alt indeksinde, en kötüsü ise 4.12 ile Sivil Özgürlüklerde. Basın Özgürlüğünde Sınır Tanımayan gazetecilerin indeksinde 179 ülke arasında 154, Freedom House indeksinde ise 196 ülke arasında 120-125 aralığını paylaşıyoruz. Freedom House genel Özgürlük İndeksinde ise 195 ülke arasında 102-116 aralığındayız. Yaşam kalitesini ölçen İnsani Gelişme İndeksinde ise 196 ülke arasında 92. sıradayız.

Kitleler Katılımcı Demokrasi İstiyor!

Arab baharından, Wall Street İşgali’ne, İran’dan İspanyaya, Brezilya’dan Bulgaristan’a bütün dünyada geniş kitleler İnternetin olanaklarını etkin bir şekilde kullanarak taleplerini protestolarla dile getiriyorlar. Kitleler, özgürlük, bilgiye erişim, açıklık, katılım ve refahtan pay istiyor, etkin bir aktör olarak sayılmak ve karar süreçlerinde yer almak istiyor.

Kısaca kitleler katılımcı demokrasi istiyor!

İnternet, Basın, Ekonomik ve Temel Özgürlükleri ve Demokrasi indekslerin kısa özetini verecegiz.

Basın Özgürlüğü:
RSF (rsf.org) Reporters Sans Frontier – Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü indeksinde ülkemiz 179 ülke arasında şu anda 154. sırada. Geçen yıl 148., bir öncesinde ise 138. sırada idi.
Freedom House: (freedomhouse.org)·
100 üzerinden bir puanlama var, 0 en iyisi. 0-30 arası Özgür, 31-60 arası Kesmi Özgür, 61 ve yukarsı ise Özgür değil kabul ediliyor.·
Ülkemiz 56 puanla, 196 ülke arasında 120-125 sırası 6 ülkeyle Kısmi Özgür kategorisinde paylaşıyor.··
Dünya Ekonomik Forumu (weforum.org): Yıllık Ağ Hazırlık İndeksi için de basın özgürlüğü vardı. 2010 yılından sonra indeksten çıkardı.
2010 raporunda 133 ülke arasında 124. sırada idik. WEF 2010 Türkiye Sayfası

İnternet Özgürlüğü.
Freedom House 2012 de “Freedom On The Net” Raporunda, yine aynı puanlama ve sınıflandırma geçerli. 100 puan’ın 25′i altyapı ve erişim engellerine, 35′i içerik kısıtlamalarına,
40 ise kullanıcı hakları kısıtlamalarına ayrılmış. Türkiye sırasıyla, 12, 17 ve 17 ve toplamda 46 almış durumda. Ülkemiz bu durumda 47 ülke arasındaTunusla birlikte 25-26 sırayı Kısmen Özgür ülkeler olarak paylaşıyor.
RSF Türkiye’yi İnternet konusunda gözlem altında tutuyor; henüz “İnternet’in
Düşmanları” kategorisine aday durumdayız.

Ekonomik Özgürlük:
Fraser Enstitüsünün World Ecomomic Freedom Network adına ürettiği EFW (Ekonomik Özgürlük) Indeksi 144 ülkeyi kapsıyor ve ülkemiz en yüksek 10 üzerinden 6.92 ile 75. sırada. Bu 2010 verilerine göre. Ülkemizde 2003-2010 arasında bu indekste sürekli bir iyileşme gözükmekte: 5.93, 6.07, 6.09, 6.20, 6.33. 6.65, 6.57, 6.56.
ABD’deki Heritage Vakfı‘da 196 ülkeyi kapsayan Ekonomik Özgürlük İndeksi
üretiyor. Türkiye 100 üzeriden 62.9 ile 177 arasında 69. sırada.

Freedom House:
Freedom House, Freedom in the World (FIW) indeksini üretti. İndeksin 2 alt parçası var: Siyasal Haklar (PR) ve Sivil Özgürlükler (CL). 3 indekste 1-7 arasında bir değer alıyor: 1 en iyisi. 1-2.5 özgür, 3.0-5.0 kısmi özgür, 5.5-7 ise özgür değil. Ülkemizde Siyasal halklarda 3, sivil özgürlüklerde 4 ve ortalama 3.5 ile kısmı özgür. Bu sınıflamda 90 özgür, 58 kısmi özgür ve 47 özgür olmayan ülke var, toplam 195. indeksi 3.0 olan 11, 3.5 olan 15 ülke var. Böylece ülkemizin önünde 101 ülke ve Türkiye ile aynı durumda 15 ülke var, yani 102-116 aralığındayız.

Fraser Enstitüsü ayrıca bir İnsan Özgürlüğü (Human Freedom) İndeksi üretiyor. Bunun parcaşı olarak Kisisel ve Ekonomik özgürlük indeksleri de üretiliyor.İindexler 1-10 arasaında en iyisi 10. Ülkemiz 123 ülke arasında 6.37 ile 83. sırada. Bireysel Özgürlük indeksi 5.8, ekonomik indeks ise 6.91. Ülkemiz bu 3 indekstede hem ortalamanın altında hem de ortancanın altında.

Demokrasi İndeksi
Economist Araştırma Grubunun ürettiği 5 altindeksin ortalaması olarak demokrasi indeksini tasarlandı. Her index 0-10 arasında ve en iyi 10. 8.00-10.00 arası tam demokrasi, 6:00-7:99 Kusurlu Demokrasi, 4:00-5.99 Hibrid, 0-3.99 ise otokratik kategorisini oluşturuyor. Ülkemiz 5.76 ile hibrid grubunda, 88. sırada. Alt indeksler ve Türkiyenin durumu şöyle: seçim 7.92, devletin etkinliği 6.79, siyasal katılım 5.0, politik kültür 5.0, sivil özgürlükler 4.12.

Bir ülkenin yaşam kalitesini ölçen en kapsamlı index İnsani Gelişme İndeksidir. Ülkemiz hiç bir zaman ilk 80′e giremedi. Son 2 yılki indekslerde 186 ülke arasında 90. sırada.

Bu yazıdaki kaynak dosyalara http://akgul.bilkent.edu.tr/demokrasi/ adresinde erişebilirsiniz.

15. Akademik Bilişim Konferansı 23-25 Ocak 2013 tarihlerinde gerçekleşti. Konferans açılışında yaptığım konuşmanın biraz genişletilmiş halini sunuyorum.

Bu Konferans Neyi Amaçlıyor ?

Akademik Bilişim Konferansını İnternet ve Bilişimin getirdikleri açısından değerlendirmek gerekir. Bizler, İnterneti Sanayi Devrimi boyutlarında bir gelişme olarak görüyoruz. İnsanlık İnternetin tetiklediği yeni bir toplum biçimine, Bilgi Toplumuna, geçişin sancılarını ve çalkantılarını yaşamakta. Sektörler yeniden yapılanmakta, meslekler yeniden şekillenmekte, ekonomiler ve toplumsal yapı yeniden düzenlenmektedir. Sosyal ağlar milyonları örgütlemekte, rejimleri sarsmakta, yer yer devirmeye vesile olmaktadır. Sosyal ağlar halkla ilişkiler, tanıtım, pazarlama, iletişim ve örgütlemeyi yeniden tanımlamaktadır. İnternetin temsil ettiği değişim, bağımsız ve yaratıcı bireyleri öne çıkartmakta, hiyerarşik olmayan ve ağ yapılarını içeren toplumsal modelleri öne çıkartmakta; katılımı ve saydamlığı, demokrasiyi, gelişmenin önemli bir parçası ve etmeni olarak öne çıkartmaktadır.

İnternetle somutlaşan bilgi ve iletişim alanındaki gelişmeler, üniversitelerin konumunu; teknoloji politikalarını, ar-ge, inovasyon, uzakten ağitim, ömür boyu eğitim gibi kavramları yeniden tanımlamaya zorlamaktadır. Bu değişim, hayatın her boyutunu köklü olarak değiştirmeye başlamıştır. Bu değişim ülkemizi de bilim ve bilgi ağırlıklı bir rotaya girmeye, bir başka deyişle, Bilgi Toplumuna yönelmeye zorluyor. Bu değişimler köklü değişimlerdir. Nasıl sanayi devrimi sancılı olduysa, Bilgi Toplumuna dönüşüm de uzun ve sancılı olacaktır

Bu konferans dizisini İnternetin tetiklediği bu değişime ve bu meydan okumaya Türk Üniversitelerinin cevabının arandığı ve oluşturulduğu bir platform olarak görüyoruz. Akademik Bilişim Konferansı Türkiye’de İnternet Konferansının türevi olarak ortaya çıktı. İnternet Konferansında Üniveristelerin sorunlarına yönelik otuurmlar hep olurdu. 1997′de “Akademik Bilişim” adlı bir bildiriyi “Bilişiş Zirvesinde” sunmuştuk. inet-tr’98 de Üniversitelere yönelik bir konferansın, “Akademik Bilişim” Konferansı fikrini onay aldı. Bu konferans dizisi, üniversitelerde bilgi teknolojileri konusunda ilgili grupları bir araya getirerek, bilgi teknolojilerini tüm boyutlarıyla tartışmak, tecrübeleri paylaşmak, ve ortak politika oluşturmak amaçlarıyla 1999′da ODTÜ’de başladı. Bu nedenle, bilimsel bildirilerin yanında, seminer, çalıştay ve paneller, teknoloji bildirileri, özel sektör deneyimleri ve konferans öncesi kurslar önemli yer tutmaktadır.

Akademik Bilişim Konferansı, büyük şehirlerin dışında, Anadolu Üniversitelerini dolaşmaktadır. ODTÜ sonrasında sırasıyla, İsparta Süleyman Demirel, Samsun Ondokuz Mayıs, Konya Şelçuk, Adana Çukurova, Trabzon KTÜ, Gaziantep, Denizli Pamukkale, Kütahya Dumlupınar, Çanakkale Onsekiz Mart, ŞanlıUrfa Harran, Muğla, Malatya İnönü, ve Uşak Üniversitelerinde yapıldı. Konferans yapıldığı şehri bir Bilişim Fırtınası ile sarsmaya çalışmaktadır. Konferans üniversitelere yönelik gözüksede internet ve bilişimle ilgilenen herkese açık ve ücretsizdir. Öğretmenler, lise öğrencileri, ana babalar, iş dünyasına kapımız açıktır. Meslek odaları, ticaret ve sanayi odaları, baroları da aramızda görmek isteriz. Basın ve TV’leri de bu Bilişim Fırtınasına çekmek isteriz. Zaman zaman, Liselerde konferans, kamu çalışanlarına yönelik seminer, panel, Ana babalara yönelik internet güvenliği, Ticaret Odası ve Orgenşze sanayi bölgelerinde e-ticaret, e-imza seminerleri yapıldı. Yerel TV ve radyolarda çeşitli pogramlar yaptığımız da oldu. AB’de katılan firmaların oluşturduğu Bilişim Fuar’ı şehrin gördüğü en büyük Bilişim Fuarı olarak gerçekleşmektedir.
Konferansı ve Fuarı şehre yeteri kadar tanıtamadığımızı kabul etmek gerekir.


Türkiye Bilgi Toplumu Yarışında Nerede ?

Ülkemizdeki durumu ben “parçalı bulutlu” olarak görüyorum. ülkemizde hatırı sayılır bir internet kullanımı, önemli uygulamalar söz konusu. Önemli gelişmelere rağmen, Ülkemiz bir bütün olarak, işin boyutlarını kavramış, katılımcı mekanizmalarını kurmuş, strateji ve eylem planını yapmış, emin adımlarla ilerleyen bir görüntü veremiyor. Kaba cizgilerle dünya ortalamasını yakalamış, ama AB ve OECD’de genel olarak en geride bir konumdayız. Bazı indekslerde ilk 50′de olsak bile, kardeş indekslerde 70′lerde, 90′larda hatta 120′lerdeyiz. Rekabet indeksinde biraz ilerledik, 43. olduk, ama inovasyon indeksinde 73′ye geriledik. ITU’yunun indekslerinde Avrupada 36/37 konumundayız. Fiyat sepetinde 65/155 konumdayız. BM e-devlet indeksinde 80/192, bas1n özgürlüğünde 148., kadın erkek eşitliginde 120/140′lerdeyiz. Halkımızın %48′i internet kullanıyor; ama %52 hiç internet kullanmamış. Erkekte 58, 67,37 olan oranlar kadınlarda 37, 46, 16 oranında. Bir başka deyişte kırsal kesimde kadınlar sadece %16′sı internet kullanıyor. 2006-2010′u kapsayan, ama coğumuzun farkında olmadığı bir strateji ve eylem planımız vardı; büyük ölçüde eylemler bitmedi. 2013 de yenisi için çalışmalar yeni başladı.

Ülkemizde son zamanlara ar-ge ve inovasyona yönelik önemli teşvikler gündemde. Ülkemizinde bu konudaki çabalarda İnsan gücü, rekabet, ve özgürlük boyutları eksik. Örgütlenme, ve katılımcı yapılar, yönetişim büyük ölçüde eksik. Bilişim örgütleri kalite insan gücü yerine ucuz insan gücü peşinde. Enerjimizi ana sorunlar yerine marjinal sorunlara harcıyoruz. İnternet gündemimizi yasaklar ve filtreler oluşturuyor. Kısaca, Türkiye gemisinin rotasını Bilgi Toplumuna henüz döndüremedik!

Ülkemizin gündeminde olan Fatih ve Pardus Projesi hakkında bir kaç noktaya değinmek istiyorum. Fatih projesi çok endişe verici bir şekilde gelişiyor. Ortada kapsamlı bir yol haritesi ve yönetim gözükmüyor. İnternete kapalı tabletlerin mantığını anlamak mümkün değil.

Pardus projesi, amaçsız bir şekilde kendi haline bırakılmış durumda. Bu, ülkenin özgür yazılım konusunda tutarlı bir politikası olmadığının göstergesi.


İnternet Tehdit Altında

Her devrimsel gelişmede birileri kaybeder, birileri kazanır. Kaybetme korkusunda olanlar değişime direnir. Ansiklepodiler kaybetti, bilimsel dergiler yavaşta olsa kaybediyor. Sayısal ürünlerde marjinal maliyet ve dağıtım maliyetinin pratik olarak sıfır olması, Fikri Haklarda ciddi bir sorunu yarattı. Film, Muzik ve İlaç endüstrisinin başı çekmesiyle, İnternet’e Fikri Haklar nedeniyle ciddi bir saldırı var. PIPA, SOPA tasarılarının ardından ACTA, CISPA ve ITU ile, hukukun evrensel ilkelerini çiğneyen uygulamalara kapıyı açan bir bakış açısı öne çıkıyor: “korsan” bahanesiyle, yargısız infaz ile orantısız cezalandırma. İnsanlık, yaratıcılığı teşvik etmek zorunda, ama bu değişen teknolojiler ışığında geniş kitlelerin hayati çıkarlarını gözönüne alarak makul bir düzeyde olmalı.

İnternetden Korkmayın!

İnternet yaşamın her boyutunu değiştiriyor; bir devrimsel değişimin temsilcisi. Teknolojiler ise kaygan. Bu değişimi zapturapt altına almak hem zor, hem de tehlikeli; önemli gelişmeleri engellemek söz konusu. Bu nedenle, düzenlemelerin, asgari, platformdan bağımsız, yavaş ve çok dikkatli yapılması gerekir. İnternet, sosyal ağlarla, yeni medyayla, kitlesel projelerle, pek çok insanı tedirgin ediyor. Biz diyoruz ki, İnternetden Korkmayın! Onu öğrenin! Olanaklarını ve olası risklerini öğrenin. İnterneti kendinizi geliştirmek, işinizi geliştirmek, daha iyi yapmak, daha iyi dünya vatandaşı olmak için kullanın. Nasıl elektriği, telefonu kullanıyorsanız, interneti de aynı ölçüde doğal, yaşamın bir parçası olarak kabul edin. Kendinizi özgürleştirmek, yenilemek için kullanın. Demokrasiyi geliştirmek, bir yurttaş olarak katkınızı göstermek için kullanın, toplumsal katılım ve denetim için kullanın.

Seminer ve Kurslar

Bu konferans dizisinde eğitim seminerleri önemli bir rol oynamıştır. Bilişimci yetiştirmenin, yeni gelişmeleri aktarmanın, insanların ellerini kirletmekten geçtiğini bildiğimiz için hem konferans öncesi hemde konferans sırassında eğitim seminerlerine yer veriyoruz. Konferans öncesi eğitimler önceleri 1 gün, 1 salonda 30-40 kisinin eğitimiyle başladı. Sonraları gelişti. Çok sayıda yeni üniversite kurulduktan sonra 4 günlük kursalara başladık. O da tek salonda başladı. Bu konfereransta 14 konuda seminer listesi ile başladık. Bunlar, başlangıç, orta ve ileri düzeydeydi. Kurslar önceliklerle üniverste ve kamu personeline yönelik olarak düşünüldü ise herkese açıktı. 2 konuya talep yoktu. Sonuçta, 530 öğrenciye 12 konuda 15 salonda eğitim verdik. Kursların ve eğitim seminerlerin ana teması Linux, açık kaynak ve Özgür Yazılımlardır. Bizler, bunların ülkede bilişimin gelişmesi, rekabet gücü, istihdam, tasarruf, güvenlik açılarından önemli olduğunu düşünüyoruz. Kursların gerçekleşmesinde Linux Kullanıcıları Derneği ve PHP Geliştiricileri Derneği emeği geçmiştir.


Özgür Yazılıma Eşit Şans Tanıyın !

Açık kaynak ve özgür yazılım konusunda Üniversitelere önemli görevler düşmektedir. En başta temel bilişim eğitimin markadan bağımsız, kavram temelli eğitim olması gerekir. Bu eğitim öğrenciyi tüm seçeneklerle çalışabilir konumuna getirmesi gerekir. Daha temelde, MEB’in temel bilişim eğitimini yüzeysel ve tekele odaklı eğitimden vazgeçip, kavram temelli; konunun etik, estetik, güvenlik, mahremiyet boyutlarınıda kapsayan temel mantığını, olanak ve sınırlarını anlatan kademli bir eğitimi gündeme alması gerekir.

Her üniversite öğrencisinin Linux ve özgür yazılımlara tanışmış olması gerekir. Üniversitenin kendisinin markalara bağımlı olmadan, tüm seçenekleri fayda, maliyet, taşınabilirlik, bakım gibi kriterler açısından değerlendirerek seçim yapmasını gerekir diye düşünüyoruz. Üniversitelerin açık kaynak’in yanında, Açık Erişim ve Açık Ders Malzemesi projelerini daha yakından takip etmesi ve desteklemesi gerekir. Üniversitelerin, ülkede bilgi birikimine ve insan gücü yetiştirmeye katkıda bulunması gerekir. Bu bakımdan, hem özgür yazılımlara destek olması, hemde internet servislerini kendisi çalıştırması gerekir.

Konferansta, 14 Panel/Forum/Çalıştay/Davetli oturum, 25 seminer ve 7 Teknoloji sunumu oturumu gerçekleşecektir. Türkiye İnternetin ilginç deneyimlerin paylaşıldığı 5 Başarı Öyküsü oturumları yapılıyor. Toplam 60 Bildiri oturumunda 260 bildiri sunulacaktır. Oturumlar arasında, e-öğrenme, güvenlik, yazılım, yeni medya, inşaat ve mekansal bilişim, Tıp, Tarım, e-ticaret, gömülü sistemler, Temel Bilişim Eğitimi, Temel Bilimlerde Bilişim, İnternet Hukuku, Mobil, Üniversite , Açık Üniversite ve Sosyal Ağlar oturumları göze çarpmaktadır.

Biz, düzenleyiciler için, bu konferansı bildiri sunma ve yayınlamanın çok ötesinde bir bilgi ve deneyim paylaşımı, fikir kıvılcımlarının aktarıldığı, ortak sorunların tartışıldığı, ve çözüm arandığı bir ortam olmasını hedefliyoruz. Esas olan diğer bildirileri dinleme, tartışmaya katılmadır; bildiri sunma buna vesile olduğu için önemlidir. Bir konferans aynı zamanda sosyal bir birlikteliktir; yeni dostlukların, ortaklıkların, projelerin ortaya çıktığı ortamlardır. Tüm katılımcıların 3 gün boyunca konferansta kalmasını, tartışmalara katılmasını, istiyoruz.

Biz, İnterneti çok önemsiyoruz. Bu konferansları da ülkemizde üniversiteler ve internetin gelişmesine katkı verecek bir platform, ortak akıl için bir ortam olarak tutmaya çalışıyoruz, çalışacağız, bu davet bizim!

Katkı veren herkese tekrar teşekkür eder, başarılar dilerim.