ihafta16

19. İnternet Haftası Bilişim STK’ları Bildirisi

Biz Bilişim STK’ları İnternet kültürünü yaymak, İnternetin Türkiye için önemini anlatmak, ülkemiz İnternet politikalarını tartışmak, yeni projeler başlatmak için İnternet Haftalarını yapıyoruz. Bu yılda, Türkiye İnternetinin 23 yaşı nedeniyle, 11- 24 Nisan tarihlerinde 19. İnternet Haftasını kutluyoruz.

Bizler, İnterneti, insanlığın yeni toplum biçimi olduğunu düşündüğümüz, Bilgi Toplumunu oluşturan araç ve kavramların temsilcisi olarak görüyoruz. Sanayi devrimi insanın kol gücünü çokladı, onun etkin kullanımını mümkün kıldı. İnternetin temsil ettiği devrim ise, insanın beyin gücünü çokluyor, onun ürünlerinin paylaşılmasını, yeniden üretilmesini kolaylaştırıyor. Yaşam gittikçe artan bir şekilde bilgi ve enformasyon üzerine dönüyor. Artı değer yaratmanın ana unsuru, bilgi, ar-ge, inovasyon, yani eğitimli insanların beyinsel ürünleri oluyor. İnternet bireyi özgürleştiriyor, güçlendiriyor. Kitlelere örgütlenme ortamları sunuyor, onları güçlendiriyor. İnternet dünya üzerinde milyarlarca insanın katıldığı bir paylaşım, öğrenme, üretim ve eğlence ortamıdır. Biz, toplum olarak sosyal medya da kavga ederken pek fark etmiyoruz, ama İnternet, sektörleri yeniden yapılandıran, meslekleri değiştiren, kamu yönetimi, demokrasi, hizmet ve ticareti yeniden tanımlayan devrimsel bir gelişmedir. Birbirlerini hiç görmeyen insanlar, insanlığın ortak mülkiyeti için ürünler geliştirmekte; özgür yazılım, açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık tıp, açık biyoloji gibi projeleri hayata geçirmektedirler. Bu bağlamda İnternet, Sanayi devriminden daha önemli bir gelişmedir. AB’nin bir önceki Sayısal Gündem sorumlusu, toplumu yeniden yapılandırmak açısından, İnternetin elektrik, telgraf ve matbaadan daha önemli olduğunu söylemiştir. Bu gün, 4. Sanayi Devrimi, İnternetin tetiklediği bir gelişmedir.

Dünyada 3.4 milyara yakın insan İnternet kullanıcısı, bunun yaklaşık yarısı Facebook kullanıyor. Türkiye’de 16-74 yaş grubunda İnternet kullanımı %56, Erkekler %66, Kadınlar %46, Kent ve Kırsal arasında kadın erkek arasında ciddi bir fark var. 2013 verilerine göre Kent’te %61 Erkek -%42 Kadın ve Kırsalda bu %33 ve %14. Kabaca değerlendirirsek; dünya ortalamasını yakaladık ama Avrupa ortalamasını yakalayamadık.
Ülkeler, İnterneti ekonomiyi geliştirme, kamu hizmetlerini iyileştirme, toplumsal katılımı artırmak, demokrasiyi geliştirmek için kullanmak çabasında. Dünya bireyin gelişmesi, toplumun üretken bir parçası olması için İnternetin önemli olduğuna karar vermiş ve bilgiye ve İnternete erişimi temel bir yurttaşlık hizmeti olarak ilan etmiştir. Bu temel hak, anayasalara ve hükümet programlarına girmeye başlamıştır.

Önemli gelişmelere rağmen, maalesef, ülkemiz bir bütün olarak, İnterneti ekonomik kalkınmanın, bireysel gelişmenin, toplumsal katılımın motoru olarak görememiş, marjinal problemlere odaklanarak, İnterneti olanak değil, baş edilecek bir sorun olarak görmüştür. Siyasi kadrolar, gündelik siyasi hesaplarını bir kenara koymalı ve yurttaşların temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermelidir.

Uluslararası indekslerde olmayı hedeflediğimiz yerde değiliz. Genellikle, 190 ülke arasında 60’ın üstündeyiz. İnsani gelişme indeksinde 192 ülke arasında 72. sıradayız: 72/192, demokrasi indeksinde 97/167 hibrid kategorisinde. Web vakfının sıralamasında 38/86 durumdayız. Toplumsal cinsiyet indeksinde 130/145. ITU’nün IDI (Bilişim Gelişmişlik) indeksinde 167 ülke arasında 69. sıradayız. IDI’de Avrupa da 40 ülke arasında 38. sıradayız. Sadece Bosna ve Arnavutluk’tan daha iyiyiz. Tüm Bilişim için sepet fiyatının sıralamasında ise 63/170 konumundayız. Sınır tanımayan gazetecilerin basın özgürlüğü indeksinde de 149/180’deyiz. Freedom House özgürlük indeksinde 100 üzerinden 53 ile kısmi özgür durumunda, alt indekslerde siyasal özgürlük 3/7, sivil özgürlüklerde 4/7, ortalama 3.5/7. Freedom House İnternet indeksinde de 100 üzerinden 60 ile kısmi özgür konumundayız.
Türkiye İnterneti gelişiyor. Mobilde ilginç uygulamalar var, en yeni cihazları alıyoruz. Finans sektörümüz İnternet işinde oldukça başarılı. Kamuda Maliye, Sağlık, Adalet sisteminde önemli projeler var. E-devlet hizmetleri sunumunda Avrupa ortalamasının üstündeyiz. Ülkemizde çeşitli ar-ge teşvikleri var, teknokentler çoğalıyor. İnternet ve Bilişimle ilgili bir kaç bakanımız var. Bütün bunlara rağmen:
Türkiye Gemisi Rotasını Bilgi Toplumuna Döndüremedi
Ülkemizde önemli gelişmelerde olsa, bütünsel bir bakış açısıyla koordineli bir çaba eksik. Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı ile e-devlet eylem planımız var, ama pek bir kimsenin haberi yok. Yönetişim yapısı yok. Bilişim STK’ları olarak önerimiz:
Ülkemiz Bilişim ve İnterneti stratejik sektör ilan etmelidir. Bunun için en başta Bakan düzeyinde bir siyasal sahiplenme olmalıdır. Tüm paydaşları kapsayan, katılımcı saydam yapılar kurulmalı, kamuoyunca açık ortamlarda yeterince tartışılan, gözden geçirilen eylem planları yapılmalı ve hayata geçirilmelidir. Yurttaş ve sivil toplum bu gelişmelerin odağında olmalı, gelişmeler saydam ve katılımcı bir şekilde hayata geçmelidir.
Telekom ve Bilişim sektöründe adil rekabet koşulları yok. Devlet ve tarafsız olması gereken kurumlar tekeli koruyorlar. Fiber altyapısında ülke olarak geri kaldık. Ağ tarafsızlığını sağlamak üzere hem ekonomik, hem siyasi önlemlerin alınması, bu önlemlerin bilginin serbest akışını güvence altına alacak politikalarla desteklenmesi gerekmektedir.
50 milyona yakın yetişkin insanın önemli kişisel verilerin ele geçmiş olması ve bunun webden indirilebilir olması çok ciddi bir sorundur. İlgili tüm kurumların konu üzerinde ciddi olarak durması, olası riskleri, yarar ve zararları, alternatif çözüm yollarını bulmaya çalışması gerekir. Konuyu bir polemik konusu yapmadan, suçlu aramanın ötesine geçip, ne yapılması gerektiğini bilimsel olarak araştırılması gerekir. İlgili bütün paydaşları, STK’ları, Üniversiteleri, Özel sektörü ve kamuyu kapsayan bilimsel çalışma grupları oluşturup, konuyu enine boyuna incelenmelidir. TC Kimlik numaralarını yeniden tanımlamayı ciddi olarak düşünmeliyiz. Ortada olan risk küçümsenemez bir risktir. Yeni Nüfus cüzdanları dağıtılmaya başlandı. AB uyumu için yeni pasaportlar söz konusu. TC kimlik no’sunu yenilersek, bunu şimdi yapmanın büyük avantajı vardır. “Bize bir şey olmaz” klişesinin ötesini düşünmek gerekir. İnternet ve bilişim hiç birimizin aklına bile gelmeyen pek çok şeyi hayatımıza getirdi. Bu nedenle, bu konuyu partiler üstü bir anlayışla, ortak akıl oluşturarak çözüm aramalıyız.

TC Kimlik numarasının tüm kamu veri tabanlarında ana giriş noktası ciddi bir risk oluşturmaktadır. Kişisel verilerde yurttaşı devlete karşı korumak önemli bir boyuttur. Yeni çıkan yasa bu açıdan ciddi sorunlar içermektedir. Katılımcı şekilde gözden geçmesi gerekir.

3G ve 4G gecikmeli olarak hayata geçmiştir. 4G için fiber altyapısı yeterli değildir. Fiber altyapısı konusunda ülke olarak oldukça geri kalmış durumdayız. Türkiye’de sabit ve mobil genisbant değerleri OECD ortalamasının yarısında. 189 ülkede arasında sabit de 73 sırada, mobil’de 75. sıradayız. 3G ve 4G göstermelik yerli araştırma şartı arandı, ama ülkede geliştirilen 4G için baz istasyonları, Ulak projesi, kenara konuldu. Fiber altyapısının gelişmesi önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Ülkemiz İnternetin devrimsel bir gelişme olduğunu algılayamamış, İnternetin kalkınma, demokrasi, yönetim boyutlarından çok, marjinal problemlerine odaklanarak, adeta İnternete savaş açmıştır. Ülkemiz, kalkınmanın, ar-ge ve inovasyonun ifade ve basın özgürlüğünün tam olduğu, farklı ve aykırı fikirlerin yeşerebildiği hoşgörü ortamlarında var olduğunu algılayarak, özgürlükçü bir çizgiye gelmelidir.

Yasaklanan web sayısı 2 yıl önce 30 bin, geçen yıl 70 bin iken şu anda ise 110 bine çıkmıştır. Bu daha çok Türkiye’ye zarar vermektedir. 5651 ve ona bağlı yasal düzenlemeler iptal edilmeli ve STK’ların katılımıyla yeniden yapılmalıdır.

Yukarıda da belirtildiği gibi ülkemizde Kır-Kent ve kadın-erkek arasında İnternet kullanımında ciddi uçurumlar var ve nüfusun yaklaşık yarısı İnternetin dışında. Sadece TÜİK rakamları değil, uluslararası gelişmişlik indekslerinde de Türkiye maalesef sonlarda yer almaktadır. 17. büyük ekonomi olma iddiasında olan Türkiye’nin bu indekslerin altlarında yer alması sosyal eşitsizliklere, hatta uçurumlara işaret ediyor. Sayısal uçurum da bunların arasında en önemli başlıklardan birisidir. Sayısal uçurumu ortadan kaldıracak, tüm yurttaşları yeni medya okuryazarı yapacak çabalar, kamu, özel sektör ve STK işbirliği ile yapılmalıdır.

Bilişim teknolojilerin eğitimi ülkenin kalkınması, dünya ile rekabet edebilmesi içinde önemlidir. Bu kapsamda özgür yazılımların önemine işaret etmek isteriz. Özgür yazılımlar tasarruf, güvenlik, istihdam ve rekabet açılardan önemlidir. Pardus ve Fatih projelerin özgür yazılım temelinde yaygınlaştırılmasını öneririz.

Sosyal ağların ve yeni medyanın gündelik yaşamın doğal ve rutin bir parçası haline gelmesi sonucunda, artık yeni medya okuryazarlığı yurttaşın temel bir gereksinimi haline gelmiştir. Yurttaşlar, enformasyonu kullanabilme ve nitelikli enformasyon kaynaklarına ulaşabilme, yeni medya ortamlarında etik ihlallerde bulunmama ve etik ilkelere uygun davranabilme bilgi ve beceresini Yeni Medya Okuryazarlığı ile kazanabilir. Yeni Medya Okuryazarlığı sayesinde, İnternet’teki risklerin farkındadır, olanakları da bilinçli ve etkin şekilde kullanır.

Temel öğrenim kurumlarındaki “Medya Okuryazarlığı” ve “Bilgisayar” dersleri müfredatının dijital okuryazarlığı geliştirecek şekilde gözden geçirilmesi gereklidir. Bütün dünya anaokulundan itibaren herkese programlama/yazılım kavramlarını öğretmeye çalışıyor. Webin kurucusu Tim Berners-Lee politikacılara programlama öğretelim diyor. Programlama düşünme ve planlama yetisini geliştiriyor. Dünya gittikçe daha fazla bir şekilde yazılımın etrafında dönüyor. Ülkemizde, okullarda bu yönde ders konması konusunda çaba harcamaya başladı. Umarız, yakında bu konuda pilot çalışmalar başlar.

Herkese açık, özgür, güvenli, bütünsel İnternet tüm insanlığın yararınadır.

İnternet Yaşamdır!

Saygılarımızla kamuoyuna duyururuz.

12 Nisan 2016

2016


Destekleyen STK’lar:
Alternatif Bilişim Derneği 
Alternatif Medya Derneği 
Bilgisayar Mühendisleri Odası 
EHD – Elektronik Ticaret ve Internet Hukuku Derneği 
EMO – Elektrik Mühendisleri Odası 
ISOC-TR – Internet Derneği 
INETD – Internet Teknolojileri Derneği 
IYAD – Internet Yayıncıları Derneği 
İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu 
Kadın Yazılımcı Oluşumu 
LKD – Linux Kullanıcıları Derneği 
PKD – Pardus Kullanıcıları Derneği 
TBD – Türkiye Bilişim Dernegi 
TELKODER- Serbest Telekomunikasyon İşletmecileri Derneği
TKD – Türk Kütüphaneciler Derneği

1 Aralık 2015, 20. “Türkiye’de İnternet” Konferansı açılış konuşması

20. internet konferansı

20. internet konferansı

Sayın Hocalarım, Sayın Konuklar, Sayın katılımcılar, Sayın basın mensupları, netdaşlarım, 20. İnternet Konferansı açılış törenine hoş geldiniz, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bu konferansın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese, Konferans Yürütme Kurulu ve İnternet Teknolojileri Derneği adına teşekkür etmek istiyorum. Başta ev sahibimiz, İstanbul Üniversitesine sayın rektörümüzün sahsında teşekkür ederiz.

Bildiri veren, panele katılan, seminer veren, oturum yöneten aktif katılımcılara ve dinleyicilere, izleyicilere çok teşekkür ederim. Sponsor ve destekcilerimiz Argela, IBM, Bimeks, CardTek, Mediaclick, o Plavcı , İpanema Esprosso, BtHaber, Turk-internet.com, tech İnside , TETAM ve kardeş STK’lar isoc-tr yada İnternet Derneği, LKD ve Alternatif Bilişime teşekkür ederiz.Yerel organizasyonu yapan, Enformatik Bölümü mensuplarına ve Organizasyon şirketimiz Cresga’ya teşekkür ederiz..

Bu konferans fikri Türkiye İnternetinin emekleme günlerinde daha 2 Mbitlik omurga hayal edilirken, ortaya çıkan çalkantıyı azaltmak, paydaşları bir masa etrafında toplamak, ve ortak akıl oluşturmak amacıyla ortaya atılmıştı. İlk yıllar bürokrasinin merkezi Ankara, ile iş dünyasının merkezi İstanbul arasında gidip geldik, büyük ölçüde tüm paydaşları da buluşturduk. Bu gün bu 2 merkezin ilgisini pek çekemiyoruz. Çünkü Türkiye interneti çok büyüdü. E-devlet’de epey yol aldık. Başarılı bir çok internet şirketimiz var, genç girişimcilerimiz var.

Biz hala, bu konferansın, internetle ilgilenenlerin buluşma noktası, bilgi ve deneyimlerin paylaşıldığı, sorunların tartışıldığı bir platform, ortak aklın arandığı bir ortam olmasını arzuluyoruz. Bu konferansın, internet konusunda, topluma entelektüel liderlik etmesi arzumuzdan ve çabamızdan vazgeçmedik. Ana sorunların ülkenin gündemine taşınması, o sorunlar için alternatif çözüm arayışlarına ortam sağlama amacı hala geçerli. Bu nedenle, hem başarı ve başarıszlık örneklerine, yeni pojelerin tanıtılmasına, Türkiye internetin çeşitli kesim ve boyutlarının resmini çeken çalışmalara, bildiri, panel, çalıştay ve her kesime yönelik seminerlere genişçe yer vermeye çalışıyoruz.

İnterneti Nasıl Algılamalı ?

İnternet dünyada 3.4 milyar insanın yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir; ve yaşamımızı sürekli olarak değiştirmektedir. Bu konferansı düzenleyenler olarak, interneti, insanlığın yeni toplum biçimi olduğunu düşündüğümüz, Bilgi Toplumunu oluşturan araç ve kavramların temsilcisi olarak görüyoruz. Sanayi devrimi insanın kol gücünü çokladı, onun etkin kullanımını mümkün kıldı. İnternetin temsil ettiği devrim ise, insanın beyin gücünü çokluyor, onun ürünlerinin paylaşılmasını, yeniden üretilmesini kolaylaştırıyor. İnternet Bilgi Toplumunun taşıyıcısı, ön modeli, katalizörü konumunda. Yaşam gitikçe artan bir şekilde bilgi ve enformasyon üzerine dönüyor. Artı değer yaratmanın ana unsuru, bilgi, ar-ge, inovasyon, yani eğitimli insanların beyinsel ürünleri oluyor. İnternet bireyi özgürleştiriyor, güçlendiriyor. Kitlelere örgütlenme ortamları sunuyor, onları güçlendiriyor. Hiyararşik yapıları kırmaya başlıyor. Nasıl sanayi devrimi sancılı olduysa, Bilgi Toplumuna dönüşüm de uzun ve sancılı olacaktır. İnternet dünya üzerinde milyarlarca insanın katıldığı bir paylaşım, öğrenme, üretim ve eğlence ortamıdır. Biz, toplum olarak sosyal medya da kavga ederken pek farketmiyoruz, ama İnternet, sektörleri yeniden yapılandıran, meslekleri değiştiren, kamu yönetimi, demokrasi, hizmet ve ticareti yeniden tanımlayan devrimsel bir gelişmedir. Birbirlerini hiç görmeyen insanlar, insanlığın ortak mülkiyeti için ürünler geliştirmekte; özgür yazılım, açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık tıp, açık biyoloji gibi projeleri hayata geçirmektedirler. Bu bağlamda İnternet, Sanayi devriminden daha önemli bir gelişmedir. AB’nin bir önceki sayısal Gümden sorumlu kişisi, toplumu yeniden yapılandırmak açısından, internetin elektrik, telgraf ve matbadan daha önemli olduğunu söylemiştir.

Dünya Nerede, Türkiye Nereye Gidiyor ?

Internetin boyutları konusunda bir kaç rakam verirsek: 3.4 milyara yakın insan internet kullanıcısı. İnternete kayıtlı bilgisayar sayısı 1 milyar 34 milyon civarına. Bir miktar oynasada 1 milyara yakın web var. Dünyada toplam 300M kadar alan adları var. Blog ve video sayısının yüz milyonlar ölçüsünde olduğunu biliyoruz. Google artık sayfa sayısı vermiyor, ama 2008 de 1 trilyon URL’e ulaştığını açıklamıştı. Facebook günlük kullanımda milyarı aştı. Twitter, İnstagram, Linkedin, Pinterest gibi sosyal ağlar gittikce gelişiyor. Türkiye’ye gelince 16-74 yaş grubunde kullanım %56, Erkekler %66, Kadınlar %46, Kent ve Kırsal arasında kadın erken arasında ciddi bir fark var. TUIK bu istatistikleri artık vermiyor. 2013 verilerine göre Kent’te %61-%42 ve Kırsalda bu %33 ve %14. İş yerlerinin %93’ü internete bağlı ama ancak %65’nin webi var. İnternet kullananların %52’si, yani toplumun, %28’i edevlet hizmetini kullanıyor. Internete kayıtlı bilgisayar 7 milyon civarında. TR altında 371 bin alan adı var. Yurt dışında da 1.3M civarında var . Kabaca değerlendirirsek; dünya ortalamasını yakaladık ama, Avrupa ortalamasını yakalayamadık.

Uluslarası indekslere durum, parçalı bulutlu; çoğunlukla bulutlu. Genellikle, 190 ülke arasında 60’ın üstündeyiz. İnsani gelişme, demokrasi, basın ve ifade özgürlüğü, ve toplumsal cinsiyet indekslerinde çok kötüyüz; 69/192, 125/142, 154/179 . WWW vakfının sıralamasında 58/81 durumdayız: bu özgürlük, içerik ve yarar alt indekslerinde de aynı civarda.

Türkiye İnterneti gelişiyor. Mobilde ilginç uygulamalar var, en yeni cihazları alıyoruz. Finans sektörümüz internet işinde oldukça başarılı. Kamuda Maliye, Sağlık, Adalet sisteminde önemli projeler var. E-devlet hizmetleri sunumunda Avrupa ortalamasının üstündeyiz. Büyük özel sektör interneti oldukça iyi kullanıyor. Okullar için 8 milyarlık Fatih Projesi yürüyor görüntüsü veriyor. Çeşitli ar-ge teşvikleri var, teknokentler çoğalıyor. İnternet ve Bilişimle ilgili bir kaç bakanımız var.

Türkiye Gemisi Rotasını Bilgi Toplumuna henüz döndüremedi!

Bütün bunlara rağmen, ülkede Bilişim, Bilgi Toplumu konularında bir dağınıklık söz konusu. Ülkemizde planlı, sistematik, kapsamlı ve tutarlı bir Bilgi Toplumuna yöneliş olduğunu söylemek mümkün değil. 2006-2010 kapsayan Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı vardı, kimsenin haberi yoktu. Şimdi 2015-2018 Bilgi Toplumu Strajesi var, ama E-devlet Eylem planı hazırlanıyor. . Türkiye gemisinin rotasını bilgi toplumuna döndürecek boyutta sahiplenme, yapılanma, program, ve çaba yok. Bilgi Toplumu çalışmalarını koordine edecek kapasitede bir yapılanma yok. Yapılanma olarak, Bilgi Toplumu Dairesi, Başbakanlık e-devlet grubu, Türksat, BTK, Sanayi Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı var. Bunun bir Parlamento ayağı yok. Sivil toplumu, özel sektörü, üniversiteyi ve basını işin içine çekecek, ortak aklı arayacak, saydam ve katılımcı, felsefe, kadro ve yapılar yok. Moda deyimiyle Multi stakeholder yapılar yok; bir başka deyişle Türkiye İnternetinde yeterli düzeyde yönetişim yok.

Yasaklar Kanayan Yara

Türkiye İnternetinin özgürlük boyutu ve yasaklar kanayan yarasıdır. Ülkemiz 8 yıldır, 5651 nolu yasa yoluyla, tabir caizse, “İnternetle Savaşıyor”. Ülke olarak kanıksadık ama, 5651′in getirdiği yapı, demokratik hukuk devletinde kabul edilemez bir Hukuk Faciasıdır. Bugün itibarıyla 106 bin web yasaklı, geçen yıl bu 60 bin idi. Basitçe yargısız infaz sözkonusudur. Yasaklamalar, bütün iletişimi, izleme çabası, insan hakları, hukuk devleti açılarından kaygı verici gelişmelerdir. Bunlar mevcut anayasal hakların ihlalinin ötesinde uluslarası hukukun, ve internet kurallarının/protokollerın çiğnenmesi anlamına gelmektedir. Bütün bunlar çocukları koruma bahanesiyle yapılıyor. Çocukların korunması konusunda bir anlaşmazlık yok. Sorun bunun nasıl yapılacağında. Hoşgörü, diyalog ve yönetişim içinde insan odaklı çözüm aramalıyız. Saydam ve katılımcı yapılarla, ifade özgürlüğü ekseninde sorunu çözmeliyiz.

Türkiyenin dünya İnternet literatüre girdiği iki nokta öne çıkıyor: biri YouTube/twitter engellemesiyle öne çıkan yasakçı bakış, diğeri ise Gezi olayları sırasındaki Sosyal Ağ kullanımıdır.

Bilgi Toplumu Strateji ve Eylem Planın temel hedefi, emek yoğun bir ekonomiyi ve kırsal ağırlıklı bir toplumu, bilgi yoğun bir ekonomi ve toplumsal yapıya dönüştürmek olmalıdır. Türkiye’yi Bilgi Toplumuna taşıyacak kadroları yetiştirmeye yönelik çalışan bir programımız ve politikalarımız yok, ve var olan kadroları kamuda tutacak insan kaynakları politikalarımız sorunlu. Serbestleşme mevzuat olarak tamam ama, pratikte ağır aksak ilerliyor; istatistikler fiili tekelin devam ettiğini gösteriyor. Bir başka deyişle bilişim ve internet sektöründe tam rekabetin olduğunu söylemek zor.

Dünya Çocuklara Programlama Öğretmeye Çalışıyor

Ülkemizde Bilişim insan gücünde ciddi sorunlar var; en başta vizyon ve plan eksikliği öne çıkıyor. Öğrencilerimize, bilgisayar/bilgi okur yazarılığı dışında, etik, güvenlik, estetik ve temel programlama, ağ, veritabanı ve bilişim sistemleri kavramlarını öğretmeliyiz Dünya çocuklara ana okulundayken programlama öğretmeye çalışıyor. Tim Benners-Lee politikacılara programalama öğretmek istiyor.

İnternetden ve Sosyal Ağlardan Korkmayın, onları ciddiye Alın!

Gittikçe artan bir şekilde devletler, interneti zapturapt altına almak istiyorlar, ama kitleler daha açık bir toplum istiyorlar; saydamlık, hesap verilebilirlik, yönetime katılma, ve refahtan pay istiyorlar. Bunu kamu yönetiminden istedikleri kadar, tüm kurumlardan istiyorlar. Wikileaks’i dünya yurttaşlarının gerçekleri öğrenme, saydamlık talebi penceresinden görmek gerekir. Snowden’i de aynı yönde yapılmış önemli bir katkı olarak almak gerekir. İnternet yaşamın vazgeçilemez bir gerçeği oldu. Biz diyoruz ki, İnternet’den Korkmayalım! Onu öğrenelim! Olanaklarını ve olası risklerinin farkında olalım. İnterneti kendimizi geliştirmek, işimizi geliştirmek, daha iyi yapmak, daha iyi dünya vatandaşı olmak için kullanalım. İnterneti, telefon ve elektrik gibi doğal kabul edelim. Kendimizi özgürleştirmek, yenilemek için kullanalım. Demokrasiyi geliştiren bir yurttaş olarak katkımızı göstermek için kullanalım, toplumsal katılım ve denetim için kullanalım.

Biraz sonra açılış Konferansında Sayın Mehveş Evin “Türkiye’de İnternet ve Sivil harketler” konulu konuşmasını yapacak. Bunun dışında bu konferansta toplam 55 oturumda 11 Panel/Çalıştay, 19 seminer, 16 bildiri, 6 Davetli oturum ve 3 Teknoloji sunumu ve başarı hikayesi oturumu var. 2 tane tam günlük seminer (Ağ Yönetimi ve Derin Öğrenme), 2 tane yarım günlük seminer (Cizge Veri Tabanları ve Kapalı Çarşı Esnafına E-ticaret ) var. İnternetin, ticari, hukuksal, sosyal boyutlarını kapsayan 51 bildiri arasında İnternetin tüm boyutları hakkında inceleme bulmak mümkün. Eğitim seminerleri, bireysel ve kurumsal kullanıdan, programciya, bilim adamından girişimciye toplum farklı kesimlerine yönelik olacaktır. Seminerlerin önemli kısmı Özgür yazılım etrafında olacaktır. Linux ve Özgür yazılımlar, İnternet üzerinde yayılmış 10 Milyon civarında gönüllünün ürettiği 1 Milyon civarında yazılımı kapsamaktadır. Özgür yazılım, bireyler, kurumlar ve ülkeler için tasarruf, istihdam, güvenlik ve rekabet açılarından önemlidir. Ülkemizin yazılım stratejisin önemli bir parçası olmak gerekir. Özgür Yazılımın yansımaları arasına creative commons, crowd sourcing, crowd funding, wikipedia gibi paylaşma ve katılım felsefeli projeleri e sayabiliriz.

Birkaç oturumdan bahsetmek istiyorum. ISOC, ICANN ve Google’dan konuşmacıların olduğu İngilizce bir oturum, Çoçuklara programlama öğretmek konusunda dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeleri anlatan bir oturum, Kadın Bilişimcilerin tartıştığı bir Panel, Whatisup ile boşanmayı irdeleyen bir Panel, ülkemiizn alt yapısını inceleyen bir panel, E-imza ve kamuda ilginç projeşeri anlatan bir e-devlet oturumu, Eğitim vve Güvenlik oturumlarına dikkati cekmek isterim. Bilişim Firmalarımızdan başarı hikayeleri ve teknolojişk gelişmeleri anlatan otuurmlar var.

Konferansa katılmak, yeni şeyler öğrenmek, yeni dostluklar, yeni ağlar oluşturmanın yanında, Türkiye İnternetine sahip çıkmak, yasaklara karşı tavır almak, katılımcı, saydam ve demokratik bir toplum oluşturma çabasına katkı vermek, “bu çorbada benim de bir tutam tuzum var “ demek için önemli.
Biz, İnterneti çok önemsiyoruz. Bu konferansları da genelde interneti, özelde Türkiye internetini tartışacak, toplumun gündemine koyacak, ve ülkemizin gelişmesine katkı verecek bir platform, ortak akıl için bir ortam olarak tutmaya çalısıyoruz, çalışacağız. İnternet konferansını, ülkenin Bilgi Toplumu ve e-devlet çabalarının gözden geçirileceği, geri besleme yapılacağı bir dost ortamı yapmak istiyoruz.

Demokratik, gelişmiş bir Türkiye için bu davet bizim!

Katkı veren herkese tekrar teşekkür eder, başarılar dilerim.

Kamu Açık Kaynak Konferansı

Kamu Açık-Kaynak Konferansı


9 Kasım 2015 KAK – Kamu Açık-Kaynak Konferansı açılış Konuşması

Sayın Hocalarım, Sayın Yöneticiler, Kamu çalışanları, özgür yazılım meraklıları ve gönüllüleri, sayın basın mensupları ve netdaşlarım, hepinize selam ve saygılar sunar, Kamu Açık Kaynak Konferansına hoş geldiniz diyorum. Konferansa emek veren herkese teşekkür etmek isterim: Başta işin sahibi Tubitak ve Ulakbim’e, ev sahibimiz TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesine, Başbakanlık, Kalkınma Bakanlığı ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına, destek veren STK’lara ve eko-sistemdeki firmalara, hem oluşum sırasında fikir verdikleri, konuşma yaptıkları ve hem de stand açtıkları için teşekkür ederim.

Bu konferans fikri Açık Kaynak Danışma Kurulunda (AKDK) oluştu. Benim epeydir aklımdaydı. 1998 KamuNet konferansını hatırlayanlar, onun devamı olarak görebilirler. Sağ olsunlar, AKDK ve Ulakbim fikri benimsedi. Kamuoyunda, yer yer konferansı benim yaptığım algısı oluşmuş olabilir; bütün yükü ve masrafları Ulakbim karşıladı. Tüm emek onların. Biz AKDK ve firma temsilcileri fikir düzeyinde destek olduk, duyurulmasına katkı verdik.

Biz bu konferansla Açık-Kaynak/Özgür Yazılım eko-sistemi ile kamu bilişim yöneticilerini ve uzmanlarını bir araya getirerek kamuda açık kaynak/özgür yazılımların yaygınlaşmasını hızlandırmak, gelişmesine yardımcı olmak istiyoruz. Konferansın, bir bilgi ve deneyim paylaşımı, ortak akıl arayış ortamı olmasını istiyoruz. Kamu en büyük alıcı olarak sadece tasarruf ederek, verdiği hizmetin kalitesini geliştirerek ülkeye katkıda bulunmakla kalmayacak, tüm ülkeye açık-kaynak/özgür yazılım kullanımında önderlik edecektir. Ülkede yazılım sektörünün gelişmesine katkıda bulunacak, kaliteli bilişim personelinin yetişmesini teşvik edecektir.

Açık Kaynak Özgür Yazılım farkını hatırlatmama izin verin. ABD’de bu Free Software olarak başladı. Türkiye’de bir dönem “Serbest Yazılım” dedikten sonra “Özgür Yazılım” ifadesinde karar kıldık. Özgür Yazılım bedavadır, bu “free” nin bir anlamıdır. Free’nin bir diğer anlamı ise özgürlüktür. Bir yazılımın özgür olabilmesi için dört koşul gerekir: 1) kullanılmasında hiç bir kısıtlama olmaması: amaç, kullanıcı sayısı, süre, zaman gibi, 2) yazılımın kaynak kodlarını inceleyebilmek ve kendi gereksinimi için değiştirebilmek, 3) eşe dosta, başkalarına paralı ya da parasız dağıtabilmek, 4) yapılan değişiklikleri yayınlayabilmek, yani yazılımı geliştirip paylaşabilmek. Burada yazılımın sahibi değil, kullanıcının hakları, özgürlüğü öne çıkmaktadır. Sahibin hakları lisansla belli olur. Şu anda 60’ın üzerinde çok kullanılan lisans var. İki uçtan bahsedeyim. BSD lisansı, kimin ürettiği bilgisini tut, ama istediğin eklemeleri yap, ve onları gizle, bir başka deyişle, benim yazılımımdan kapalı kaynak kodlu bir yazılım üretebilirsin der. Öte yandan GPL, Genel Kamu Lisansı ise, benim yazılımım kamunun ortak malıdır, öyle kalmalıdır der. Yazılımı geliştirip, bir başkasıyla paralı/parasız paylaştınsa, kaynak kodunu vermek zorundasın. GPL de kullanıcının yetkisini kısamıyorsun. Her kullanıcı aynı yetkiye sahip. Açık Kaynak terimi ise esas olarak kaynak kodlarının açık olmasını, paylaşılmasını kapsar. Bazı kaynak kodunu görebildiğiniz yazılımlar, kendi gereksinimleriniz için bırakın değiştirmeyi, olduğu gibi derleyip kullanmaya bile izin vermez. Ama, açık-kaynak yazılımlarının büyük çoğunluğu özgür yazılımdır.

Peki bu insanlar nereden para kazanıyorlar; hizmetten, eğitimden, yazılımı ilgili kurum icin uyarlamaktan, ayarlamaktan para kazanıyorlar. Yazılım genelde ücretsiz, ama eğitim, destek ücretli. Size özel uygulama geliştirir, onu değişen gereksinimlere göre uyarlar, bakım yapar, eğitim verirler.

Dünyada ne kadar açık-kaynak/özgür yazılım var. Tam sayıyı bilmek mümkün değil, ama 3 yıl önce blackducksoftware.com 1 milyon yazılım olduğunu söyledi. Şu anda https://www.blackducksoftware.com/compliance/top-20-open-source-licenses
sayfasında 8500 webte 1 milyon yazılım projesinde 2400 farklı lisans olduğunu söylüyor, ve en çok kullanılan 20 tanesini listeliyor. GNU lisansları (%40), MIT %24, Apache %16, BSD %6, Perl %5. (Bir yazılıma birden çok lisans vermek mümkün) Microsoft’un lisansı var: Public %2, repicrocal <1 %. Yine basit bir sayım, 10 milyon geliştiricinin açık-kaynak özgür yazılım bağlantılı olduğunu gösteriyor. Firmalar, özgür yazılım geliştirseler bile Open Source (açık-kaynak) terimini tercih ediyorlar. Gartner “2016'ya kadar, Bilişim Firmaların %95'ı mission-kritik işlerinde özgür yazılım kullanacaklar, %50 yakın kurum ise açık-kaynak/özgür yazılımı edinmek ve kullanmak için strateji geliştirmiş olacak” diyor. Blackduck ve benzerleri, yazılım geliştirenlere, açık kaynak yazılım geliştirme konusunda danışmanlık yapıyor ve bu amaçla bir sürü araç geliştirmiş durumda. Açık-Kaynak/özgür yazılım türü yazılım geliştirmenin yararlarını firmalar fark etmeye başladı. Büyük projeler için pek çok firmanın katıldığı konsorsiyomlar kuruluyor. Openstack projesinde 177 ülke, 32 bin geliştirici/idari insan, 555 destekleyen firma ve 20M+ satır kod var. Openstack yüzlerce özgür yazılım üzerine kurulu'dur. Linux Vakfı pek çok işbirliği projesinin koordinatörü konumundadır. Bu işe yeni başladı ama şu anda 25 proje var. Bir tanesi hesaplama yazılımı olan R -projesidir, kısaca konferansta anlatılacak. Blackduck özgür yazılımların 300 milyar satırı bulduğunu söylüyor. Var olan yazılım parçalarının yeni projelerde kullanılması (code reuse) yazılımın geliştirmesinde %75 hız kazandıracağı belirtiliyor. Özgür yazılımlar nerede kullanıyor diye sorarsanız, aklınıza gelen her yerde. En başta internetle sembiyotik bir ilişki söz konusu. İnternet sayesinde bu kadar gelişti ve gelişiyor. Özgür yazılımlar birbirinin yüzünü görmeyen ve görme sansı olmayan pek çok kişinin ürünü.dür. Öte yandan internet esas olarak özgür yazılımlar üzerinde çalışıyor. Pek çok ticari ürün de özgür yazılım temelli. BSD lisansı buna uygun. GPL olanı kapatan bazı firmalar da oldu. Top 500 denen yüksek hesaplama bilgisayarların %99'u linux temelli. Linux Vakfının 25 projesinden biri otomobil için. Tüm araçlar yazılım kullanmaya başlıyor ve bunların çoğu linux ve benzeri özgür yazılımlar. Google, Amazon, Yahoo, facebook, twitter yoğun özgür yazılım kullanan ve katkı veren firmalar arasında. Özgür yazılımlar tasarrufun ötesinde önemli. Yazılım bir ülke için stratejik bir sektördür. Ulusal güvenlik ve kritik altyapılar, telefon, elektrik, finans, sağlık, ulaşım, .vs hepsi yazılıma bağlı. Yazılım da güvenlik karmaşık bir iştir. Özgür yazılımlarda güvenliği doğrulamak, kontrol etmek mümkündür. Yazılımda %100 güvenlik söz konusu değil, ama özgür yazılım daha güvenlidir. Özgür yazılımlar, bilişimci yetiştirmek için bulunmaz bir fırsattır. Milyonlarca örnek yazılım, sınırsız bir laboratuvardır. Ayrıca yazılım kullanabilen ürünlerde rekabet için de çok iyi olanaktır; hem geliştirme maliyeti çok daha düşüktür, hem de fiyatı artıran lisans ücretleri yoktur. Android'in pazardaki payı bu nedenledir. Samsung özgür yazılımları yoğun kullanan firmalardan biridir. Dell, HP, Apple gibi pek çok firma özgür yazılımlara destek veriyor. Açık Kaynak /özgür yazılımın temel felsefesi bilim ile aynıdır. Başkalarının yaptıkları üzerine kendi katkınızı kurarsınız ve bunu paylaşırsınız. Açık Erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık biyoloji, açık patent gibi pek çok proje bu felsefeden esinlenmiştir. Kültür sanat ürünlerinde Creative Commons da aynı ailedendir. Kak.org.tr de bir anket yapıldı. Amaç, kamunun gereksinim duyduğu alanlarda eğitim sağlamaktı. Ulakbim bunu yapmaya devam edecek. STK'lar olarak çeşitli etkinliklerde seminer ve kurslar yapıyoruz. Onları hatırlatmak isterim. Akademik Bilişimde, ab.org.tr, genelde şubatta olur, konferans öncesi 4 gün yoğun eğitim yapıyoruz. Geçen yıl 33 konuda, 39 sınıfta kurs yaptık. Ağustos ayında, 15 gün sürecek Linux Kampı yapıyoruz: kamp.linux.org.tr. Kampta linux sistem yönetimi, programlama, güvenlik, ağ yönetimi ve web kursları yapıyoruz. Bu iki etkinlikte üniversite ve kamuya öncelik veriyoruz. Bu yıl Akademik Bilişimde Linuxa başlangıç kursunu geniş tutmak, isteyen herkesi kabul etmek düşüncesindeyiz. Bunların dışında İnternet Konferansı, Linux ve Özgür Yazılım Günleri, Özgür Web Teknolojisi Günleri var. Bunların hepsinde yoğun özgür yazılımlar anlatılıyor. Kamunun gereksinim duyduğu kursları da açabiliriz. Cuma günü öğleden sonra bir Açık Oturum var. Sizlerin soruları, eleştirileri ve önerilerini dinleyip, cevaplamaya çalışacağız. Bu konferansı nasıl buldunuz, gelecek yıl nasıl yapalım, ve aklınızdaki başka sorulara cevap vereceğiz. Podyumda sadece Ulakbim, AKDK olmayacak. Firma temsilcileri de olacak. Bu bir geri besleme ve ortak akıl oturumu olacak. Gelin el birliği ile ülkemizde özgür yazılımı geliştirelim, ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunalım.

Ükemizde İnternet Sansürü 2007 öncesine gitsede kurumsal ve yasal olarak 5 Mayıs 2007 de kabul edilen 5651 nolu yasa ve aynı yıl kabul edilen yönetmelikle 2007 kasımında yürürlüğe girdi. Sivil toplumunun, bir avuç hukukçu dostlarımızın çabalarıyla yıllardır sansürü geriletmek için çaba harcıyoruz.

En baştan 5651’in Anayasamıza, Hukukun evrensel ilkelerine, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine aykırı olduğunu söylüyoruz. Son zamanlarda, Anayasa Mahkememiz bu iddilarımıza hak vererek, twitter ve youtube yasaklarını kaldırdı, torba kanuna konulan bu konuda madeleri iptal etti. Hükümetimiz, bunlar olmamış gibi, kapsamı genişleterek, yetkileri bakanlıklara da genişleterek, yargı kararı 72 saat arkadan gelebilecek, doğrudan yasaklama kararı verecek düzenlemeyi torba kanun içinde gerçekleştirdi.

Bunun yanında, kişisel verilerin korunması yasası, 2010 Anayasa değişikliğin en önemli kazanımları arasında görünsede bir türlü yaşalaşmadı. Devlet kurumları, kendilerine sınırsız yetki vermek istiyor, sivil ve özerk denetimden kaçmak istiyor. Buna paralel olarak, tüm internet trafigini, https trafigi dahil izlemek, “deep packet inspection” yoluyla her şeyden haberdar olmak isteği öne çıkıyor. Türk Telekom bu yönde bir ihaleye çıktı. Yasalara aykırı bu isteği denetleyen bir makam yok maalesef.

Türkiye’nin uzun süren ve sürecek gözüken İnternet Sansürü hikayesini anlatan uzun bir yazıyı Marmara Üniversitesinden Melih Kırlıdoğ hocayla bir anlatmaya çalıştık. Resmin genel bir özetini, tarihi gelişme içinde vermeye çalıştık. İngilizce yazıyı

http://policyreview.info/articles/analysis/internet-censorship-turkey
adresinde okuyabilirsiniz. İngilizce özeti de ekliyorum.

Turkey passed an internet censorship law in 2007 with the declared objective of protecting families and minors (Akdeniz, 2010). It established a unit within the regulator BTK (Information and Communication Technologies Authority) responsible for imposing bans and blocks on websites based on nine catalogue crimes defined by other national laws (Akgül 2008, 2009a, 2009b). As of May 2015, 80,000 websites were banned based on civil code related complaints and intellectual property rights violations, reports the independent website Engelliweb. Blocking decisions rendered by penal courts are enforced even when they are based on grounds other that the nine catalogue crimes – such as terrorism, organised crime and crime against the state. Passed in parliament while ignoring the pleas of NGOs and of the internet sector, the Internet Law No. 5651 has since been used to temporarily ban popular platforms such as Blogger, Last.fm, Vimeo, WordPress and YouTube. At the same time, some blocking decisions by the courts (e.g., Google and Facebook) were not enforced by the authorities. Since its introduction, the European Court of Human Rights has ruled that Law No. 5651 (Council of Europe, 2011) is against the European Convention on Human Rights (ECHR, 2013). This article provides an overview of internet censorship and its social background in Turkey.

Yeni Medya Kongresi, Kadir Has Üniversitesi 26 Şubat 2015

Bu konuşmada, ben interneti nasıl anlıyorum, nasıl görüyorum; internet için ne yapmaya çalıştım, çalışıyorum, internet için kalın çizgileri ile ne yapılmalıyı, yeni medya ve özgürlük bağlantısına ağırlık vererek anlatmak istiyorum.

İnternet, Soğuk Savaş günlerinde, Sputnik’in yarattığı şok sonrasında, ABD’nin Bilim ve Teknolojiye yönelmesinin yarattığı ortamda bir proje olarak ortaya çıktı. İnterneti ortaya çıkartan ARPANET projesi, Ordunun Araştırma Ofisince fonlandı. Ama, Internetin ABD Ordusu için, askeri amaçlarla geliştirildiğini söylemek haksızlık olur. Licklider “Galactik Ağ” ile bugünlere yakın bir ağ hayal ediyordu. Bu 1963 de oldu, ArpaNet’in ilk düğümünün kurulması 1969 Eylül, TCP/IP’nin kullanıma girmesi ocak 1983, webin ilk tasarımı 1989, ayağa kalkması ise 1993’de oldu. Bizim İnternete bağlandığımız yılda 1993 idi.

Kanımca, İnternet insanlığın gelişmesinde Sanayi Devrimi boyutlarında bir gelişmeyi temsil etmektedir. Neelie Kroes, AB’nin önceki başkan yardımcısı ve Sayısal Gündem komiseri, NetMonial konuşmasında, interneti toplumu yeniden yapılandırma açısından, elektrik, matbaa ve sanayileşme toplamından daha fazla olduğunu söyledi. İnternet, hepimizin yaşamını köklü olarak değiştirdi. Bazılarımız, internet öncesini hatırlıyor ama genç kuşaklar internetsiz bir yaşamı hiç görmedi. Peki, interneti nasıl algılamalı? Nedir İnternet? Buna herkes muhtemelen farklı bir cevap verecektir. İnsanlık, bilim ve teknolojinin öncülüğünde yeni bir toplum biçimine geçişin sancılarını yaşıyor. Buna genelde, “Bilgi Toplumu” diyoruz. Bilgi hep önemliydi. Niye şimdi “Bilgi Toplumu” diyoruz? Ekonomik kalkınmasının ana motorunun, bilim, teknoloji, ar-ge ve inovasyon olduğu, kısaca “bilgi” bulutunda topladığımız, insan beynin ürünleri olduğunu anladık. Bunun sonucunda tüm ekonomik hayat, hizmetler, kamu yönetimi, eğitim, sağlık, eğlence, örgütlenme, halkla ilişkiler, pazarlama kısaca yaşamın tüm boyutları bir değişim, yeniden yapılanma sürecine girdi. Birey tarihte hiç olmadığı kadar öne çıktı; bireysel gelişme olanakları artı, kendi başına bir merkez oldu; kendi matbaası, radyosu, televizyonu, gazetesi mümkün. Bunu makul ücrete, bazan bedava, hızlı ve kolay, uzman olmadan, yapabiliyor.

Hepimiz internet sayesinde, sınırların fiilen ortadan kalktığı, sosyal ve kültürel açıdan birleşen bir dünyanın parçasıyız. Kitleler soysal ağlar üzerinden birleşmekte, örgütlenmekte, toplumsal, kültürel ve siyasal etkinlikler yapmakta. Dünyayı sarsan politik gelişmelere en azından katalizor olmakta. Dünya üzerinde dağılmış gönüllüler imece benzeri bir yöntemle tüm insanlığın ortak malı ürünler üretmektedir: linux ve özgür yazılım dünyası, wikipedia, açık ders malzemeleri, creative commons lisanslı sanat ve fikir ürünleri gibi. Veriye dayalı paylaşım ekonomisi, akıllı ulaşım sistemleri, büyük veri temelli yeni uygulamalar, mobil uygulamalar, IoT, ağ temelli servislerin uzaktan verilmesi gibi pek çok yeni uygulamalar ortaya çıkmaktadır. Kısaca, devrimsel bir gelişmeyi hep birlikte yaşıyoruz. Gelişmenin ne yönde olacağınızı biraz sezinliyoruz, epey de yanılıyoruz. Bu gelişmeyi bireyler, STK’lar, kurumlar olarak etkileme gücümüz var.

İnternetin işaret ettiği Bilgi Toplumun bireyleri, bağımsız, inisiyatif alabilen, yaratıcı, farklı ve aykırı düşünebilen insanlar olacaktır. Bir başka deyişle, bu tür insanları yetiştiremeyen toplumlar, yarışı kaybedeceklerdir. İnternetin tüm toplumu, kamu yönetimini, iş dünyası, sağlık, eğitim, eğlence vs’yi her gün değiştirdiği ortada. İnsanların, toplum içinde eşit bir yurttaş hatta eşit bir dünya vatandaşı olması için bu teknolojileri çok rahat, kolay ve etkin kullanabilmesi gerekir. Bu hem kendini geliştirebilmek, toplumsal hizmetlerden yararlanabilmek, hem de toplumsal yaşama, özellikle siyasal hayata katılabilmesi için elzem olduğu aşikar. İnternetin dünyaya açılan bir sokak olarak düşünürsek, sokaktan gelecek çeşitli tehditler için güvenlik ve mahremiyetin korunması için ciddi bir okur yazarlık gerekmektedir. Gerekli okur yazarlık seviyesi, dinamik olmalı ve sürekli geliştirilmelidir. Bu okur yazarlık düzeyine bilgi/bilişim/yeni medya okuryazarlığı diyoruz. Bu okur yazarlık düzeyine ulaşamamış insanlar, eşit yurttaş olmak yeteneğini kaybedecek ve geri kalacaktır. İnternete erişim temel bir insan hakkıdır. Bu görüş, hem BM belgelerine hemde Avrupa Belgelerine (Konsey, Parlamento) ve Anayasalara girmeye başlamıştır.

Bu konuda 2 yeni eğilimden bahsedeceğim. ABD’nin önemli Bilgisayar Meslek Örgütü ACM, lise fen kolundan mezunların bir çok bilgisayar dersi alması gerektiğini söylüyor. Bir başka deyişle, Bilişimin temel kavramlarını her yurttaşa öğretmek zorundayız. Bilişim sistemlerini “büyülü tek tuş” sistemi algısından kurtarıp, olanaklarını, limit ve riskleri öğretmeli, ağ, veri tabanı, güvenlik, mahremiyet, etik, estetik, ifade özgürlüğü, hukuk temel kavramlarını öğretmeliyiz. Bunu tarihçiye, iş adamına, tarımcıya, öğretmene, kısaca her yurttaşa anlatmalıyız.

Yeni gelişen ikinci nokta programlamanın herkese öğretilme çabasıdır. Web’in kurucusu Tim Berners-Lee, inovasyon kongresinde herkese program yazmayı önermişti. Poltikacılara programlama öğretmeliyiz ki, doğru düşünmeyi öğrensinler diyor. Programlama öğrenmenin düşünme alışkanlıklarını olumlu etklilediği, bütünsel düşünmeyi geliştirdiği düşünülüyor. Bu bakışın sonunda, ana okulunda pogramlama öğretme, programlama kampları, hacketonları, çalıştayları vs ile bütün dünyada en başta gençleri programlamaya alıştırmak ve sevdirmek yönünde bir çaba söz konusu. Okul öncesi çocuklara da programlama öğretme çabaları var. Türkiye’de bu yönde kampanyalar ve çalıştaylar yapılıyor, bu konuda uzmanlaşan şirketler var.

Türkiye Ne Durumda ? Ne Yapılmalı ?

Kalın cizgilerle bakarsak, iyimser yönde dünya ortalamasını yakaladık, genelde Avupanın gerisindeyiz. Bazı sektörlerde iyiyiz, finans, e-devlet hizmetlerin sunumunda, uyap, vedop gibi bir çok hizmetde ödül aldık. Özgürlük, yasaklar, toplumsal cinsiyet, hukukun üstünlüğü, gelir dağılımı gibi indekslerde cok gerideyiz, yer yer utanılacak konumdayız. Türkiye bir yandan, internet ve temsil ettiği bilişim, ar-ge, inovasyonu teşvik için, e-devlet projeler, örnek vaka haline gelmekte olan fatih projesi için çömertce para harcıyor, rol model olarak Bill Gates, Steve Jobs, Zukerman’ı öne çıkartıyor, öte yandan gerekli ön koşul olan özgürlükler, hukukun üstünlüğü, ifade ve basın özgürlüğü ve adil rekabet koşullarını sağlaması gerektiğini anlayamıyor, algılayamıyor, uygulayamıyor.

-Türkiye İnternetin neyi temsil ettiğini kavrayamadığı için, internetin gelişmesi, toplumsal yarar sağlanması, toplumu bütünleştirmesi, dünya ile rekabetin önemli aracı olarak kaullanmaya odaklanamamış, daha çok tasaruf, ihracatı teşvik gibi parçalara odaklanmaya çalışmıştır. Bu nedenle, bütünsel, tüm paydaşları kapsayan, ortak aklı ortaya çıkaran katılımcı yapılar kuramamış ve ortaya çok parçalı, daha çok marjinal problemlere ve dar çıkarlara odaklanılmış ve sonuçta Türkiye gemisinin rotası Bilgi Toplumuna dönememiştir. Gates, Jobs, Zukerman çıkartmak isteyenler, Twitter, facebook ve Youtube’un kökünü kazımayı hedeflemişlerdir.

Benim eskilerde epey tekrarladığım bir önerimi kısaca izninizle özetlemek istiyorum: 1) strateji, 2) siyasal irade, 3) sorumlu koordinasyon merkezi (bakanlık, müsteşarlık), 4) her yıl gözden geçen eylem planı, 5) TBMM de komisyon, 6) yıllık, herkese açık değerlendirme, geri besleme yapıları (konferans). Bir başka deyişle, işin önemini kavramış bir siyasi liderlikle, tüm paydaşları içeren, tüm toplumu kapsayan, katılımcı, saydam, yönetişimi öne çıkaran yapılar kurmak gerekir. Gerisi gelir. Tekrarlamakta yarar var: özgürlük, hukukun üstünlüğü, aykırı ve farklı görüşlerin yeşereceği bir ortam ön koşul.

Peki, yeni medya okur yazarlığı yelpazesinde Türkiye ne durumda? Ben konu uzmanı değilim. Elimde sunucak bilimsel veriler yok. Deneyimlerimden hareketle bir kaç şey söylemek gerekirse; durum pek parlak değil. Konferanslara bildiri sunan, kurslara katılan, katılmak isteyenler, bilişim sınıfındaki öğrencilere bakınca durum düşündürücü. Hiç grup haberleşmesine katılmamış, açık yönergeyi anlamayan, yönergeyi okumayan, şu adrese yazın denmesine rağmen, o mesajı cevaplayan o kadar çok ki.

Kendi maceram konusunda bir kaç sey söyleyip bitirmek istiyorum. Bilkent’e 1987 Haziranında katıldım. Yurt dışında iken o zamanki İnterneti kullanmıştım. Birkaç ay sonra Bilkent, ODTÜ üzerinden bir terminal ile Bitnet ağı olan TÜVAKA’ya bağlandı, daha sonra kendi makinası üzerinden bağlandı. Bağlantı tüm ülke içinde 9.6Kps, idi. 89 yılında Ege’deki düğüm üzerindeki DOST listesinde niye TCP/IP (İnternet) ağına bağlanmıyoruz tartışması oldu. Ben o tartışmanın aktif katılımcılarından biriydim. 12 nisan 1993’de Türkiye İnternete bağlandığında, herkese çok savunduğum İnterneti anlatmak zorunda hissettim. 1993 Bilişimde bir oturumda, Attila Özgit ve Ufuk Çağlayan’la buluştuk. Ufuk GOSIP hakkında, Attila TR-Net hakkında bende “İnternet: Eğitim ve Araştırma Yeni Olanaklar” başlıklığıyla konuştum. O yıl sonunda DIE’de istatistik Kongresinde İnterneti anlatan bir seminer verdim. Notları özet olarak Cumhuriyet Bilim Teknikte yayınlandı. 94 Şubatında Tubitak’ta Üniversitelere yönelik bir demo yapılmıştı. Benim notlarım gelişmişti. O dağıtıldı. 1994 yılında servis.net.tr çalışmaya başladı (ODTÜ’de). MAM’da benzeri bir servis başladı. Benim notlar, “İnternet: Bilgiye erişimin yeni araç ve olanakları” adıyla yayınlandı. 94 bilişimde “İnterneti Nasıl Geliştiririz?” konulu bir forum/çalıştay yaptık. Pek bir şey çıkmadı. Konuyu bilende azdı. Servis.net.tr ve MAM servisi ya x.25 üzerinden ya da şehirler arası tarifeden ve düşük kapasite modemlerle çalışıyordu.

Tr-net ile TT (PTT) arasındaki İnterneti birlikte büyütme projesi görüşmeler koptu. TT ihaleye çıktı. TUR-NET ortaya çıktı. İhalenin ertesi günü, inet-tr yapıldı. İnet-tr , üniversitelerde ortaya çıkan çatışmaları azaltmak, herkesi bir masa etrafında toplamak ve ortak akıl oluşturmak amacıyla ortaya atıldı. İlk konferans buna odaklandı. İnet-tr’96 yı yeni kurulan Yeditepe’de, ’97 de ODTÜ’de yaptık. Kamuya yönelik ve demokrasi oturumları hep öncelikliydi. İnet-tr’97 de özel bir kamu oturumu yaptık. Başbakanlıkla temas halindeydik, onlara ilk web, mail ve gopher sunucunu ben kurmuştum. 1997 konferansında Internet Üst Kurulu kurulma kararı çıktı. İlk toplantı Ocak 98 de idi. İlk toplantıdan sonra İnternet Haftası kararı çıktı. İnternet günü önerisi, İnternet Haftasına döndü ve 2 hafta olarak uygulanmaya başlandı. Şubat 98 de ise KamuNet konferansı yapıldı.
İnet-tr’98 de ise Akademik Bilişime karar verildi.

Kamunet 1 kere yapılabildi. Bazıları içten bazıları dıştan engellediler. Bu yıl inet-tr’nin 20.sini yapacağız. Akdemik Bilişimin 17.sini yaptık. İnternet Haftasının 18.sini yapacağız.

Bu arada bunlarla içice Özgür Yazılım ve Linux etkinliklerini yaptık. Linux kampını 2010’da başlattık. Akademik Bilişim öncesi 4 günlük kurslarıda 2010 da Urfa Konferansında başlatmıştık.

Tüm bu etkinliklerde interneti toplumun gündemine taşımak, internet kültürünü yaymaya çalışmak, bilgi ve deneyim paylaşım ortamı sunmak, insan gücü yetişmesine katkıda bulunmak, ortak akıl oluşması için çaba harcamak, iyi bir örnek olmak, ve bu konuların tartışılması için bir platform oluşturmak hedeflenmişti. Bu platformları ayakta tutmaya çalıştık. Bunu benimle birlikte hareket eden, destek olan pek çok kişiyle birlikte yaptık. “İnternet Çetesi” sözünü duyanlar, bunun bizim çekirdek kadromuz olan Ufuk, Attila ve Ethem Derman’ı kapsadığını bilir. Ama, pek çok dosttan, internet gönüllüsünden destek aldık.

Peki bundan sonra ne yapmalı? Benim nacizane önerilerim: pozitif yaklaşmak, teslim olmamak ve elden gelen çabayı, olabildiğince örgütlü bir şekilde göstermektir. Bazı daha somut örnek olarak, bu konuların doğru terim ve çerçevede tartışılmasına çaba harcamak, bu konularda ciddi araştırma yapmak ve bunu yayınlamak (bilimsel dergilerle, sınırlı olmamak kaydıyla), interneti etkin bir şekilde kendi işimizi daha iyi yapmak için kullanmak, topluma örnek olmak ve destek isteyen gruplara destek olmaktan bahsedebiliriz. Topluma Entelektüel liderlik etmek akıldan çıkmamaması gereken bir hedef. İnterneti diğer teknolojilerle birlikte kullanmaktan kaçınmamak, clicktavizm den uzak durabilmek önemli.

Ülkede ve dünyada yanlız değiliz. Eşit bir dünya vatandaşı olarak tüm dünya ile empati ve dayanışma içinde olmak gerekir.

İflah olmaz bir iyimser olarak, eski slogınımı tekrarlamama izin verin:

İnternet Yaşamdır !

yenimedya-sunum

BTHABER 1000. sayı söyleşisi 15 aralık 2014

http://www.bthaber.com/internetle-ozgur-yazilim-iliskisi
Sedef Özkan

BThaber-AkgulÜlkemizin bilişim otoritelerinden Mustafa Akgül ile bilişim tarihimizde; sözcüklerle kısa sürse de, bir o kadar uzun ve devam edecek yolculuğa çıktık.

Bilişim dünyasına girişinin internetle olduğunu söyleyen Mustafa Akgül, “İnterneti çok önemsiyorum; ‘İnternet Yaşamdır!’ diyorum, onun en az sanayi devrimi kadar önemli, insanlığı ‘Bilgi Toplumu’na taşıyan bir gelişme olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuşmasına başladı. Çabasını; interneti Türkiye’ye tanıtmak, ülkenin gündemine taşımak, ülkenin ekonomik, sosyal ve demokratik anlamda gelişmesine yönelik önündeki engelleri kaldırmak olarak aktaran Akgül, “Bu amaçla, İnternet Konferansı’nı 19 kere, Akademik Bilişim Konferansı’nı 16 kere, İnternet Haftası’nı 17 kere arkadaşlarımla düzenledik, düzenlemeye devam ediyoruz. KamuNet Konferansı’nı sadece 1 kere yapabildik. Bunların yanında Linux ve özgür yazılımı Türkiye’ye tanıtmak, gelişmesine katkı vermek için uğraştım. İnternetle özgür yazılım sembiyotik bir ilişki içindeler. İnternet sayesinde birbirini tanımayan insanlar birlikte, tüm insanların ortak malı ürünleri geliştiriyor. Bunların yanında pek çok bilişim etkinliği içinde oldum” açıklamasını yaptı.

Bilim, Ar-Ge ve inovasyonu temel alan kapsamlı bir strateji ve planla ülkemiz kalkınabilir

“Bilişim ve internet bir yandan toplumun bütünleşmesi, bir hedef etrafında birleşmesi, katılımcı ve saydam, demokratik olmaya yardımcı olacak araçları, öte yandan tüm sektörleri değiştiren, geliştiren, tüm yaşamı etkileyen, kolaylaştıran, sinerjiler oluşturma potensiyeline sahiptir” diyen Akgül, bilim, Ar-Ge ve inovasyonu temel alan kapsamlı bir strateji ve planla ülkemizin kalkınabileceğinin altını çizdi ve şu detayları verdi: “AB seviyesine ulaşabiliriz. ‘İnternet ve Bilişim’ tüm toplum kesimleri, tüm sektörler için önemli. Herkesin kendi işini yaparken, internet ve bilişimi kullanması, iyi planlanır ve düzgün araçlar geliştirilirse, işini daha iyi yapmasına, yüksek katma değere neden olacaktır. Şu anda Türkiye’de iyi niyetle çabalayan, para harcayan ama düzgün ve kapsamlı bir stratejisi olmayan, katılımcı, saydam mekanizmaları olmayan, resmin tamamını göremeyen çelişkiler içinde bir görüntü var. Bir yandan Bill Gates, Steve Jobs, Mark Zuckerberg’ler yetiştirmeyi hedefleyen, öte yandan twitter, facebook ve youtube’un kökünü kazımak isteyen bir ülkeyiz. Microsoft’un bile Açık Kaynak dünyasına katılma çabasında olduğu bir zamanda, olayın farkında olmayan bir bilişim sektörü, basın ve üniversiteleri olan bir ülkeyiz. Herkesin bilişimin önemini söylediği ama bir curcunanın sürdüğü, bütünsel bir yapının olmadığı acı bir gerçek olarak karşımızda.”

Dünya, anaokulunda programlama kavramlarını öğretmeye çalışıyor

“Bilişimi ve bilişimle ülkeyi ne geliştirir?” sorusuna şöyle yanıt veren Akgül, açık kaynak ve özgür yazılıma da vurgu yaptı: “Bilişim için siyasal liderlik, sorumluluk alacak siyasal geleceği bilişime bağlı bir siyasal kadro, tüm paydaşları içeren, katılımcı, tüm çalışmaları koordine edecek bir yapılanma, kapsamlı bir strateji, açık ortamlarda periyodik gözden geçirilen Eylem Planı; bilişimi ve bilişimle ülkeyi geliştirir. Demokrasi, saydamlık, katılımcılık, ifade özgürlüğü, merak, girişim, bilişim sektörünün gelişmesi için önemlidir. Açık Kaynak ve özgür yazılımlar stratejinin bir parçası olmak zorunda. İnsan gücü, eğitimi de önemli bir parçası olmalı. Ülke olarak bilişim eğitimi ve bilişim kültürüne önem vermemiz gerekir. Kaliteli uzmanlar, doktoralı elamanlar yetiştirmeliyiz. Bizim, dağdaki çobandan, denizdeki balıkçıya, tarihçiden ziraatçiye, temel bilişim kavramlarını, bilişim ve internet tehdit ve olanaklarını, sınırlarını ve potensiyeli anlatacak mekanizmalar kurmamız gerekir.” Mustafa Akgül, “Dünya anaokulunda programalama kavramlarını öğretmeye çalışıyor” diyerek erken yaşta bilişim eğitimine dikkat çekerek şunları paylaştı: “Okullarda temel bilişim kültürünü, başta programalama, bilgi sistemi, veri tabanı, ağ, güvenlik, mahremiyet, etik ve estetik kavramlarını öğretmeniz lazım. Bilişimin önemini, karmaşıklığını, zorluğunu ve kırılganlığını okullarda anlatmamız gerekir. Her meslekten okullu, bir yelpazede bilişim kültürü almalı. Öğretmenler, hukukçular, kamu/siyaset bilimciler, idareciler, işletmeciler biraz daha öncelikli olmalı.” Yazılım stratejisine de değinen Akgül, “Doğru dürüst bir yazılım stratejimiz olmalı. Bunda Açık Kaynak ve özgür yazılımlar, gömülü sistemler önemli rol almalı. Stratejik sektörler belirlemeli, onlara daha fazla odaklanmalıyız. Bütün bunlar bir miktar öğrenme ister. Öğrenen, geri besleme yapacak, katılımcı yapılar kurmalıyız.”

Eşit bir dünya vatandaşı olduğunun farkında yaşamak…

Akgül, tecrübelerini paylaşırken yolu bilişimden geçenlere yani herkese şunları önerdi: “Başta merak, işin özünü anlamaya, öğrenmeye, deney yapmaya, eleştirisel bakmaya önem vermeli, özen göstermeliler. Yapıcı ve girişimci olmalılar. Sorumluluk almaktan, hata yapmaktan korkmasınlar. İnsanları kırmaktan kaçınsınlar, yumuşak bir dille uzlaşmacı olsunlar. İlkelerden taviz vermeden, diyalogla orta yol bulmanın yollarını arasınlar. Sanat ve kültürden, müzikten zevk almaya çalışsınlar. Doğa ve çevreye saygılı, yaşama saygılı bir tavır sergilesinler. Eşit bir dünya vatandaşı olduğunun farkında olarak yaşasınlar.”

İnterneti savunmaya, tanıtmaya, yaymaya devam edecegiz

Hedefleri hiç tükenmeyen Akgül, “Benim çalışmalarım birbirine bağlı olarak ‘İnternet ve Özgür Yazılım’ etrafında olmuştur. İnternet konusunda, yurt dışındaki internet özgürlüğünü savunan gruplarla birlikte çalışan isoc-tr yani İnternet Derneği’ni geniş bir kadroyla birlikte kuruyoruz. İnterneti savunmaya, tanıtmaya, yaymaya devam edecegiz. Yıllık kapssamlı internet raporları çıkartmak, interneti toplumun gündemine koymak, demokrasiyi geliştirici uygulamalara destek olmak gibi hayallerimiz var. 1998’de bir kere yapabildigimiz KamuNet Konferansı’nı günün koşullarında; kamunun saydamlaşmasına, etkin çalışmasına, yurttaşa hızlı hizmet ve demokrasiye katkı vermesine yönelik yılık konferanslar olarak yapmak istiyoruz. Özgür yazılım boyutunda; üniversitelerde özgür yazılım derslerinin ve kullanımının artması, yıllık raporların hazırlanması gibi çaba/proje/hayallerim var. Son yirmi yılı özetlemeye çalışan 2 sloganımız bulunuyor: ‘İnternet yaşamdır’ ve ‘Türkiye Bilişimle, Bilişim Özgür Yazılımla gelişir!’”

inet-t'14

inet-t’14

Bu yıl 19.sunu yaptığımız “Türkiye’de İnternet” Konferansı fikri Türkiye İnternetinin emekleme günlerinde 1995 baharında yurt dışının 64K, iç hatların 9.6 veya 19.2K olduğu günlerde, daha 2 Mbitlik omurga hayal edilirken, ortaya çıkan çalkantıyı azaltmak, paydaşları bir masa etrafında toplamak, ve ortak akıl oluşturmak amacıyla ortaya atılmıştı. İlk yıllar bürokrasinin merkezi Ankara, ile iş dünyasının merkezi İstanbul arasında gidip geldik, büyük ölçüde tüm paydaşları da buluşturduk.

Türkiye İnterneti çok büyüdü, büyük oyuncuları ve iş dünyasını bu konferansa pek çekemiyoruz. Ama, biz hala, bu konferansın, internetle ilgilenenlerin buluşma noktası, sorunların tartışıldığı bir platform, ortak aklın arandığı bir ortam olmasını arzuluyoruz. Bu konferansın, internet konusunda, topluma entelektüel liderlik etmesi arzumuzdan ve çabamızdan vazgeçmedik. Ana sorunların ülkenin gündemine taşınması, o sorunlar için alternatif çözüm arayışlarına ortam sağlama amacı hala geçerli.

İnterneti Nasıl Algılamalı ?

İnternet hepimiz için yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir; ve yaşamı sürekli olarak hiç beklemediğimiz sekilde değiştirtirebilmektedir. Bu konferansı düzenleyenler olarak, interneti, insanlığın yeni toplum biçimi olduğunu düşündüğümüz, Bilgi Toplumunu oluşturan araç ve kavramların temsilcisi olarak görüyoruz. Sanayi devrimi insanın kol gücünü çokladı, onun etkin kullanımını mümkün kıldı. İnternetin temsil ettiği devrim ise, insanın beyin gücünü çokluyor, onun ürünlerinin paylaşılmasını, yeniden üretilmesini kolaylaştırıyor. İnternet Bilgi Toplumunun taşıyıcısı, ön modeli, katalizörü konumunda. Yaşam gitikçe artan bir şekilde bilgi ve enformasyon üzerine dönüyor. Artı değer yaratmanın ana unsuru, bilgi, ar-ge, inovasyon, yani eğitimli insanların beyinsel ürünleri oluyor. İnternet bireyi özgürleştiriyor, güçlendiriyor. Kitlelere örgütlenme ortamları sunuyor, onları güçlendiriyor. Hiyararşik yapıları kırmaya başlıyor. Nasıl sanayi devrimi sancılı olduysa, Bilgi Toplumuna dönüşüm de uzun ve sancılı olacaktır. İnternet dünya üzerinde 3 milyar insanın katıldığı bir paylaşım, öğrenme, üretim ve eğlence ortamıdır. İnternet, sektörleri yeniden yapılandıran, meslekleri değiştiren, kamu yönetimi, demokrasi, hizmet ve ticareti yeniden tanımlayan devrimsel bir gelişmedir. Birbirlerini hiç görmeyen insanlar, insanlığın ortak mülkiyeti için ürünler geliştirmekte; özgür yazılım, açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık tıp, açık biyoloji gibi projeleri hayata geçirmektedirler.

Dünya Nerede, Türkiye Nereye Gidiyor ?

Internetin boyutları konusunda bir kaç rakam verirsek: 3 milyara yakın insan internet kullanıcısı. İnternete kayıtlı bilgisayar sayısı 1 milyarı aştı. 950M web var. 140M’sı uluslararası, toplam 276M kadar alan adları var. Blog ve video sayısının yüz milyonlar ölçüsünde olduğunu biliyoruz. Google artık sayfa sayısı vermiyor, ama 2008 de 1 trilyon URL’e ulaştığını açıklamıştı. Facebook milyarı aştı (1.350B), twitter 284-645M , Linkedin 260M, wordpress 75+600 M blog var, vine 40M, instagram 200M, Pinterest 70M. Türkiye’ye gelince 16-74 yaş grubunde kullanım %53, Erkekler %63.5, Kadınlar %44.1, bu orta doğu anadoluda %37.6, % 50.5 % 24.2 düşüyor . Düzenli kullananlar 44.9, 54.3. 35.5. Internete kayıtlı bilgisayar 7.2 milyon rapor edildi. TR altında 357 bin alan adı var. Yurt dışında da 1.3M civarında var . Kabaca değerlendirirsek; dünya ortalamasını yakaladık ama, Avrupa ortalamasını yakalayamadık.

Uluslarası indekslere durum, parçalı bulutlu; coğunlukla bulutlu. ITU indeksilerinde durum: ICT gelişmede 68/166, beceride 48/166 , internet kullanımında 77/166, erişimde 61/166. Fiyat sepetinde ise 67/166. Dünya geniş bant indeksinde 70/173. Dünya ekonomik formu indeksinde uzunca bir dönem geriledik; indeksi değiştirdiler, 70’lerden 52’ye sıçradık, 45 ve bu sene 51/148. Yine Dünya Ekonomik Forununda Rekabet indeksinde bir sıçrama yaparak 59 dan 43’e sıçradık, 44/148. Ama, WIPO ve INSEAD’ın ürettiği Inovasyon indeksinde 54. Birleşmiş Milletlerin e-devlet indeksinde 71/192 ama e-katılımda 111/192 sıradayız. İnsani gelişme, demokrasi, basın ve ifade özgürlüğü, ve toplumsal cinsiyet indekslerinde çok kötüyüz; 69/192, 125/142, 154/179 . WWW vakfının sıralamasında 58/81 durumdayız: bu özgürlük, içerik ve yarar alt indekslerinde de aynı civarda.

Türkiye İnterneti gelişiyor. Mobilde ilginç uygulamalar var, en yeni cihazları alıyoruz. Finans sektörümüz internet işinde oldukça başarılı. Kamuda Maliye, Sağlık, Adalet sisteminde önemli projeler var. E-devlet hizmetleri sunumunda Avrupa ortalamasının üstündeyiz. Büyük özel sektör interneti oldukça iyi kullanıyor. Okullar için 8 milyarlık Fatih Projesi yürüyor görüntüsü veriyor. Çeşitli ar-ge teşvikleri var, teknokentler çoğalıyor. İnternet ve Bilişimle ilgili bakanlarımız var.

Türkiye Gemisi Rotasını Bilgi Toplumuna henüz döndüremedi!

Bütün bunlara rağmen, ülkede Bilişim, Bilgi Toplumu konularında bir dağınıklık söz konusu. Ülkemizde planlı, sistematik, kapsamlı ve tutarlı bir Bilgi Toplumuna yöneliş olduğunu söylemek mümkün değil. 2006-2010 kapsayan Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı vardı, yenisi için bu sefer katılımcı bir şekilde çalışıldı, siyasilerin onayını bekliyor. Türkiye gemisinin rotasını bilgi toplumuna döndürecek boyutta sahiplenme, yapılanma, program, ve çaba yok. Arada bir söylenen iyiniyetli, parlak sözler, başlayan bir çok proje bu gerçeği değiştirmiyor. En başta, yeterli kapsamda siyasal sahiplenme ve örgütlenme olduğunu söylemek zor. Vaktinin yarısını, 1/3′ünü buna ayıran bakan, müsteşar ve genel müdür düzeyinde kimse yok. Bilgi Toplumu çalışmalarını koordine edecek kapasitede bir yapılanma yok. Yapılanma olarak, Bilgi Toplumu Dairesi, Başbakanlık e-devlet grubu, Türksat, BTK, Sanayi Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı var. Bunun bir Parlamento ayağı yok. Sivil toplumu, özel sektörü, üniversiteyi ve basını işin içine çekecek, ortak aklı arayacak, saydam ve katılımcı, felsefe, kadro ve yapılar yok. Moda deyimiyle Multi stakeholder yapılar yok; bir başka deyişle Türkiye İnternetinde yeterli düzeyde yönetişim yok.

Yasaklar Kanayan Yara

Türkiye İnternetinin özgürlük boyutu ve yasaklar kanayan yarasıdır. . Ülkemiz 7 yıldır, 5651 nolu yasa yoluyla, tabir caizse, “İnternetle Savaşıyor”. Ülke olarak kanıksadık ama, 5651′in getirdiği yapı, demokratik hukuk devletinde kabul edilemez bir Hukuk Faciasıdır. I yBürükratik bir kadro 60 bin webi asaklamktadır, basitçe yargısız infaz sözkonusudur. Bu filtre uygulaması ile daha kötü bir hal aldı derken, devletin topyekün bir savaşı gizli kapaklı yürüttüğü izlenimini almaya başladık. Mevcut mevzuatı zorlayarak, yasa ve hukuk dışı bir şekilde, Youtube ve Twitter’ın kapatılması, Google DNS sunucuları için yapılan sahte sunucular, Türk Telekomun bütün iletişimi, https dahil izleme altyapısı kurma çabası, BTK’nın tüm trafiği izleme arzusu, insan hakları, hukuk devleti açılarından kaygı verici gelişmelerdir. Bunlar mevcut anayasal hakların ihlali nin ötesinde uluslarası hukukun, ve internet kurallarının/protokollerın çiğnenmesi anlamına gelmektedir. Bütün bunlar çocukları koruma bahanesiyle yapılıyor. Çocukların korunması konusunda bir anlaşmazlık yok. Sorun bunun nasıl yapılacağında. Hoşgörü, diyalog ve yönetişim içinde insan odaklı çözüm aramalıyız. Saydam ve katılımcı yapılarla, ifade özgürlüğü ekseninde sorunu çözmeliyiz.

Türkiyenin dünya İnternet literatüre girdiği iki nokta öne çıkıyor: biri YouTube/twitter engellemesiyle öne çıkan yasakçı bakış, diğeri ise Gezi olayları sırasındaki Sosyal Ağ kullanımıdır.

Bilgi Toplumu Strateji ve Eylem Planın temel hedefi, emek yoğun bir ekonomiyi ve kırsal ağırlıklı bir toplumu, bilgi yoğun bir ekonomi ve toplumsal yapıya dönüştürmek olmalıdır. Farklı disiplinlerden uzmanları barındıran, esnek, bağımsız, inisiyatif alabilen, yönetişimi temel alan bir yapı gerekir. Türkiye’yi Bilgi Toplumuna taşıyacak kadroları yetiştirmeye yönelik çalışan bir programımız ve politikalarımız yok, ve var olan kadroları kamuda tutacak insan kaynakları politikalarımız sorunlu. Serbestleşme mevzuat olarak tamam ama, pratikte ağır aksak ilerliyor; istatistikler fiili tekelin devam ettiğini gösteriyor. Bir başka deyişle bilişim ve internet sektöründe tam rekabetin olduğunu söylemek zor.

Dünya Çocuklara Programlama Öğretmeye Çalışıyor!

Ülkemizde Bilişim insan gücünde ciddi sorunlar var; en başta vizyon ve plan eksikliği öne çıkıyor. Okullarda bilişim eğitimini sorunlu. İlk 12 yılı düşünürsek, temel bilişim eğitimi seçmeli ve medya okuryazarlığı de seçmeli halde idi. Şimdi Bilişim Teknolojileri ve Yazılım Dersi kararı verildi. ACM lise fen kolunda bir öğrencinin 6 bilgisayar bilimi dersi almasını öneriyor; bu kültür derslerin ötesinde. Öğrencilerimize, bilgisayar/bilgi okur yazarılığı dışında, etik, güvenlik, estetik ve temel programlama, ağ, veritbanı ve bilişim sistemleri kavramlarını öğretmeliyiz Dünya çocuklara programlama öğretmeye çalışıyor. Tim Benners-Lee poltikacılara programalam öğretmek istiyor.

İnternetden ve Sosyal Ağlardan Korkmayın, onları ciddiye Alın!

Bütün dünyada devletler, interneti zapturapt altına almak istiyorlar, ama kitleler daha açık bir toplum istiyorlar; saydamlık, hesap verilebilirlik, yönetime katılma, ve refahtan pay istiyorlar. Bunu kamu yönetiminden istedikleri kadar, tüm kurumlardan istiyorlar. Wikileaks’i dünya yurttaşlarının gerçekleri öğrenme, saydamlık talebi penceresinden bakmak gerekir. Snowdeni de aynı yönde yapılmış önemli bir katkı olarak görmek gerekir.

İnternet, sosyal ağlarla, yeni medyayla, kitlesel projelerle, pek çok insanı tedirgin ediyor. İnternet yaşamın vazgeçilemez bir gerçeği oldu. Biz diyoruz ki, İnternet’den Korkmayalım! Onu öğrenelim! Olanaklarını ve olası risklerinin farkında olalım. İnterneti kendimizi geliştirmek, işimizi geliştirmek, daha iyi yapmak, daha iyi dünya vatandaşı olmak için kullanalım. Nasıl elektriği, telefonu kullanıyorsak, interneti de aynı ölçüde doğal kabul edelim. Kendimizi özgürleştirmek, yenilemek için kullanalım. Demokrasiyi geliştiren bir yurttaş olarak katkımızı göstermek için kullanalım, toplumsal katılım ve denetim için kullanalım.

Bu konferansta toplam 34 oturumda 8 Panel/Form, 13 seminer ve 10 bildiri ve 2 Çalıştay oturumu yapılacaktır. İnternetin, ticari, hukuksal, sosyal boyutlarını kapsayan 40 bildiri arasında İnternetin tüm boyutları hakkında bildiri bulmak mümkün. Eğitim seminerleri, hem bireysel kullanıcıya, hem kurumsal kulanıcıya, hem Yazılım Şirketlerine, yönelik, hem bilim adamına, hem programcıya hem de girişimceye yönelik olacaktır. Seminerlerin önemli kısmı Özgür yazılım etrafında olacaktır. Linux ve Özgür yazılımlar, İnternet üzerinde yayılmış 10 Milyon civarında gönüllünün ürettiği 1 Milyon civarında yazılımı kapsamaktadır. Özgür yazılım, bireyler, kurumlar ve ülkeler için tasarruf, istihdam, güvenlik ve rekabet açılarından önemlidir. Ülkemizin yazılım startejisin önemli bir parçası olmak gerekir. Özgür Yazılımın yansımaları olarak açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık kitap, açık biyoloji, creative commons, crowd sourcing, crowd funding, wikipedia gibi paylaşma ve katılım felsefeli projeler gelişmektedir.

Ülkemizdeki İnternet kullanıma yönelik, e-öğrenme, toplumsal yansımalar, e-tarım, e-ticaret konularında deneyim paylaşan bildirilerin yanında işin teknik boyutuna odaklanmış bildiriler de sunulacaktır. Bireysel/Siber güvenlik, Hukuk, Mobil, E-öğrenme, Sosyal Ağlar, Kent sistemleri, Bilgi Toplumu, Yönetişim, Demokrasi oturumları öne çıkmaktadır.

ISOC-TR Kuruluyor
İnternetin Uluslarası yönetiminde önemli bir rol oynayan ABD Merkezli İnternet Derneği (Internet Society) ile benzeri çalışmalar yapacak Ankara merkezli İnternet Derneği tanıtımını da bu konferansta yapılacaktır.
Konferansa katılmak, yeni şeyler öğrenmek, yeni dostluklar, yeni ağlar oluşturmanın yanında, Türkiye İnternetine sahip çıkmak, yasaklara karşı tavır almak, katılımcı, saydam ve demokratik bir toplum oluşturma çabasına katkı vermek, “bu çorbada benim de bir tutam tuzum var “ demek için önemli.

Biz, İnterneti çok önemsiyoruz. Bu konferansları da genelde interneti, özelde Türkiye internetini tartışacak, toplumun gündemine koyacak, ve ülkemizin gelişmesine katkı verecek bir platform, ortak akıl için bir ortam olarak tutmaya çalısıyoruz, çalışacağız. İnternet konferansını, ülkenin Bilgi Toplumu ve e-devlet çabalarının gözden geçirileceği, geri besleme yapılacağı bir dost ortamı yapmak istiyoruz.
Bu hedefe ulaşmada bugüne kadar istediğimiz başarıyı elde edemedik ama bu davet bizim!

Katkı veren herkese tekrar teşekkür eder, başarılar dilerim.

İnet-tr YK Adına
Mustafa Akgül
27 kasım 2014
[19. İnternet Konferansı açık konuşması ve Sunumu ]

Bu yazı ülkemizdeki İnternet yasaklarının kısa tarihinin bireysel bir değerlendirmesidir.

Ülkemizde İnternet 12 nisan 1993’de üniversitelerin önerdiği DPT’nin finansını sağladığı tr-net projesi olarak başladı. Türk Telekom ve genel olarak devlet İnternetin pek farkında değildi. İlk yıllar büyük kurumlar, tek kişilik hesab ile yetiniyordu. 1995’e gelince, bir yandan özel sektör ilgilenmeye başlamıştı, öte yandan devlet internetin farkına vardı. Ankara’da yapılan bir toplantıda interneti kısıtlamak/kapatmak fikri tartışıldı. Ama, o toplantıda internetin olumlu olduğuna devlet ikna edildi.

1995 yılında Turnet ihalesi yapıldı, 1996 sonbaharında çalışmaya başladı. 1999-2000 de TTnet calışmaya başladı. 2000 yılında bir genç kızımız satanistlerin etkisiyle intihar etti. Zamanın Milli Eğitim Bakanı “İnternet’den evlere lağım akıyor” dedi. Toplum İnterneti kapatmayı tartıştı. İnterneti savununlar “Trafik kazaları nedeniyle yolları trafiğe kapatmıyoruz”, “Bıçakla insan yaralanabilir ama bıçağı yasaklamıyıroz” örneklerini veriyordu.

RTÜK Tokadı

İnternet üzerine bir sonraki saldırı RTÜK yasası TBMM de görüşülürken geldi. İnternet Medyası oluşmaya ve muhalefet etmeye başlamıştı. Anayasa komisyonundaki görüşmeler sırasında İnterneti ilgilendiren, endişe verici şu 2 ifade vardı. RTÜK yasası taslağındaki “Her türlü teknoloji ile ve her tür iletişim ortamında yapılacak yayın ve hizmetlerin usul ve esasları … RTÜK tarafından denetlenir” ve basın yasasına eklenmek istenilen “ Bu kanun hükümleri bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü, ileti ve benzerleri hakkında da uygulanır.” Bu en basitinden “İnternetde basın kanuna tabidir” anlamında idi. O an TBMM de TBD öncülüğünde kurulan Bilgi Grubu vardı. Bilgi Grubu ve Bilişim STK’larına hiç bir görüş sorma gereği duymadan, madde taslağa ekledi. İnternet camiası bunun ne anlama geldiğini geç farketti. Basın kanuna bağlı yayınlar için, i) izin almak, en azından yayına ilişkin bildirimde bulunmak, ii) her nüshanın 2 kopyasının Cumhuriyet Savcılığına iletmek gerekiyor. Bu farkedilince kıyamet koptu. Neyin kapsam içinde olacağı açık değildi: e-mektup, chat/ irc, forum ve e-posta listelerde, blog ve weblerde yazılanlar ve ucu açık benzerleri. O zaman sosyal ağlar henüz yeteri kadar gelişmemişti. Her ileti, her mesajı, her web sayfası değişikliğini savcılığına nasıl iletecektiniz ? Savcılığında buna uygun bir altyapısı olmadığı da açıktı. İnternet camiasının isyan etmesi sonucunda basın yasası kısmı basitleştirildi, sadece hakaretle ilgili kısım kaldı. Yasa Cumhurbaşkanınca meclise bir daha görüşmek üzere geri gönderildi, 1 yıl sonra aynen geçirildi. Basın kanuna eklenen madde ise 59. Hükümetçe kaldırıldı. Bu maddeden sadece 1 mahkumiyet oldu. Ama, 2 yıl İnternet camiası bu yasayla meşgul oldu. Ama RTÜK’le ilgili madde duruyor. RTÜK İnternet üzerindeki radyo-TV yayınları izlemeye ve kaydetmeye devam ediyor.

Fiili Yasaklar Başlıyor!

2001-2002 yıllarında Askeriyedeki yolsuzlukları açıklama iddiasıyla yolsuzluk.com webi ortaya çıktı. Türk Hukuk sisteminde bir webi kapatma, erişime engelleme için bir düzenleme yoktu. Gerçi 1991’te Fransız ceza hukukuna giren Bilişim Suçları mevzuatı, Sulhi Dönmezer hocanın inisiyatifiyle Ceza Yasasına 525. madde olarak girmişti. Ama, bu bilişim sistemine girme, verileri değiştirme, zarar verme gibi konuları kapsıyordu. Henüz, İnternet Çağına ayak uydurmamıştı. Bilgisayar yerine de “verileri otomatik işleme tabi tutan makine ” ifadesi kullanılmıştı. ATM makineleri, cine5 modemleri, telefon sistemlerine ilişkin suçlar bu madde kapsamında yargılanıyordu. Yolsuzluk.com Genel Kurmay mahkemesinin kararı ile yasaklandı. O yıllarda webteki bir şikayet üzerine web hizmeti veren servis sağlayıcı şirketlerin genel müdürlerinin apar topar gözaltına alındığı oluyordu. 2004 Ceza Yasasında Bilişim Suçları konusunda oldukca kapsamlı bir düzenleme yapıldı. Türkiye Siber Suç Sözleşmesi çalışmalarına katılmış, ama bazı çekincelerle imzalamaktan kaçınmıştı. Bu çekinceleri ve gerekçesi ise kamuoyuna açıklanmadı. (Uzun yıllar sonra Sözleşmeyi imzaladık ama, sözleşme 2 yıl kadar mecliste beklediten sonra twitter yasağı sonrasında muhalefetin önçülüğünde onaylandı.) Ceza yasası sırasında Bilişim STK’ları olarak ilgili maddeler üzerinde çalıştık, ve TBMM deki ilgili komisyona ilettik. Önerimizin bazı kısımları kabul görmedi, ama bunları tartışmaya fırsat bulmadan taslak yasalaştı. Daha sonra CMUK – Ceza Mahkemeleri Usul Kanunu gündeme geldi, ve jet hızıyla yasalaştı. Bizim STK’lar olarak bir öneri götürme şansımız bile olmadı. Adalet Bakanlığı İnternete ilişkin düzenleme gereğini hissetti ve bir “İnternet Yasası” hazırlamak istedi. Bu amaçla, bir Komisyon kurmaya girişti. Ama, ilk yıl bu komisyon çalışmaya başlamadı. İkinci yıl yeniden bir komisyon kuruldu. Komisyon Başkanı bir Bilgisayar Mühendisliği hocası oldu. Üniversitelerin Hukuk Fakültelerinden uzmanlar, güvenlik kuvvetleri temsilcileri, bakanlık temsilcileri ağırlıklı bir komisyon oluşturuldu. Özel sektör ve Sivil Toplum temsilcileri yok denecek kadar azdı. Servis sağlayıcıları temsilcisi ısrarlar üzerine son dönemde komisyona katıldı. “Bilişim Ağı Hizmetlerinin Düzenlenmesi ve Bilişim Suçları Kanun Tasarısı” hazırlandı, kamuoyuna sunuldu, gelen öneriler büyük ölçüde değerlendirildi. Üzerinde çalışılması gereken az bir nokta kalmıştı.

Sansür Yasası 5651 Şapkadan Çıkıyor!

2006 sonbaharında Emniyet teşkilatında ilk “Bilişim Dairesi” İstanbulda açıldı. Daha önce Bilişim ekipleri Kaçakçılık Dairesi içinde idi. İstanbul Bilişim Dairesi elindeki tüm birikmiş cocuk pornosu dosyalarını basına servis etti. Basınımız her zamanki gibi polisin sunduğu dosyaları olduğu gibi yayınlandı. Ülkemizde ciddi bir çocuk pornosu salgını varmış algısı yaratıldı. Bu arada bir kaç tane çocuk taciz olayı da yaşandı. Başbakan bu sorunun çözülmesi talimatını verdi. Bu arada kamuoyunu hazırlamak amacıyla Ankara’da bir “Temiz İnternet” etkinliği yapıldı. Etkinliğin logosu çamaşır ipine asılmış 3 tane W harfi idi. Yıkanmış temizlenmiş İnterneti temsil ediyordu. Adalet Bakanlığı tasarısı kesip biçilerek, daha dar kapsamlı bir Sansür Yasası hedeflendi. Adalet Bakanlığı ve Bakanlık taslağını hazırlayan komisyon deve dışı bırakıldı, Ulaştırma Bakanlığı, esas olarak “zararlı “ içeriğe erişimi engelleyen bir taslak hazırladı. Söylem “Kirli Bilgiyi temizleyip öyle sunmaktı”. Taslak kamuoyu önünde tartışılmadan Meclise geldi. Mecliste biraz yumuşatıldı. Ve Genel Kurulda 1 saat bile görüşülmeden, ciddi bir itiraz olmadan geçti. Çocuk pornosu etrafında öyle bir hava yaratıldı ki, sivil toplum kuruluşlarının feryadına rağmen, ne Cumhurbaşkanı yasayı meclise geri gönderebildi, ne de muhalefet Anayasa Mahkemesine götürebildi.

5651 Katalog suçları Ceza yasası ve Atatürk Kanunu yoluyla tanımladı. Kapsam Katalog suçlar ile sınırlı idi. “ Uyar Kaldır”ı tanımladı. Esas olarak Erişimi Engellemeyi tanımladı. Web sitelerini, tanımsız olarak, yurtiçi ve yurt dışı olarak ayırdı. Yurtdışındaki webler için TIB’e resen yasaklama yetkisi verildi. TIB uygun bulmadığı bir içerik nedeniyle, hiç bir uyarı yapmadan, hiç bir diyalog olmadan, savunma almadan, bilirkişi değerlendirmesi olmadan bir webi yasaklama yetkisine sahip oldu. Şu anda yasaklanan 48 bin webin büyük çoğunluğu bu şekilde yasaklanmıştır. Yurt içindeki weblerde esas olarak mahkemeler yetkilidir. Acil durumlarda Cumhuriyet savcıları, çocuk istismarı, fuhuş konularında TIB mahkeme kararı olmadan erişimi engelleme kararı verebiliyor, ancak 24 saat içinde mahkemeye başvurmak zorunda idiler.

YouTube Trajedisi

Youtube yasağı ülkemizdeki internetin politikalarının turnosul kağıdı olarak görülebilir. Bir kac defa değişik sürelerle kapatıldı. En uzunu yaklaşık 2.5 yıl sürdü: 5 mayıs 2008-31 ekim 2010. 2014 yasağı bile Anayasa Mahkemesi kararından bir kaç gün sonra ancak kaldırılabildi. İlk yasak Yunanlı bir gencin Atatürk aleyhine bir bir video için alınmıştı. Hürriyet ve Sabah gazeteleri bir kampanya ile kamuoyunun dikkatine getirmişti. Bunun üzerine savcılık bir CD’ye videoyu kopyalayıp mahkemeye yasaklama talebiyle gitti. Mahkeme, videoyu youtube üzerinden doğrulamak gereği duymadan yasaklama kararı verdi. Gerçi, mahkemenin böyle bir olanağı yoktu: çünkü UYAP üzerinden youtube ve benzeri sosyal ağlara erişim engellenmişti. Bu karar öncesinde Youtube ile bir temas çabasına girilmedi. Video kısa bir süre içinde kaldırıldı ve youtube açıldı. Bir kaç sonra, 10 adet Atatürk aleyhine video nedeniyle Ankara 1 nolu Sulh Ceza Mahkemesinin youtube için erişimin engellenmesi kararı çıktı. Bu karar öncesinde ve sonrasında başka mahkemelerin de youtube’u yasaklama kararı vardı. Ama, en uzun soluklu olan Ankara 1. sulh ceza mahkemesin kararı oldu.

Youtube 10 videonun yarıdan fazlasını anında kaldırdı. Geri kalanlar için “bunlar ABD’de ifade özgürlüğü sınırları içinde” anlamında bir gerekçeyle onları kaldırmadı. Ama, bugün twitter’inde yaptığı gibi bu videoları Türkiye’den izleyicilere göstermeme yolunu izledi. Bu videolara Türkiyeden yapılan bağlantılarda “Bu videoyu fikri haklar nedeniyle sizin ülkenizde göstermiyoruz” şeklinde bir açıklama sunuldu. Mahkeme kararına ve Türkiye’nin talebine bir atıf yoktu. Sanki, videonun sahibi Türkiye’den gösterilmesine izin vermiyormuş gibi davranıldı.

Sakıncalı bulunan videoların Türkiye’den izlenememesi üzerine Mahkemeye erişim yasağının kaldırılmasını biz INETD olarak, İnsan hakları savunucusu hukukcular Yaman Akdeniz-Kerem Altıparmak ve youtube avukatları itiraz ettik. Mahkeme söz konusu videoların Türkiye dışından erişebildiği nedeniyle başvurmuzu reddetti, ilgili videoların bütün dünya için yasaklamasını isteğini sürdürdü. Bir başka deyişle mahkemelerimiz yetkisinin tüm dünya olduğunu düşünüyor.
Mahkeme, otomatik olarak, kararını bir üst mahkemeye iletip, onunda kararı onaylamasının yolunu açtı. Bizim, üst mahkemeye yeni belge ve argüman sunmamızın önü kesilmiş oldu.

Verilen karar bir tedbir kararı olduğu için iç yargı yolu bitmişti. Yargıtaya taşıma yolu kapanmıştı. Bunun üzerine biz INETD olarak AIHM’e başvurduk. AİHM henüz bize cevap vermedi. Daha sonra sites.google.com ve muzik weblerin yasaklanması (last.fm) AIHM’e taşındı. Sites.google.com konusunda Yıldıırm-Türkiye kararıyla, 5651’in AIHS’nin ifade özgürlüğü maddesine aykırı olduğuna karar verdi. Türkiye bu kararı görmezden geldi. Yeniden düzenlenen 5651 AİHM kararını göz ardı etti.

Mahkemelerin bir video yada bir sayfa nedeniyle tüm webin; bazen alanadı temelli bazenda hem alanadı temelli hemde IP temelli yasaklaması, orantısız cezalandırma olduğu gerekçesiyle çok eleştirildi. Bu eleştiriye zaman zaman zamanın Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, ve BTK başkanı Tayfun Acarer de katıldı, açıkça mahkemeleri eleştirdikleri oldu. Mahkemelerden, sadece ilgili nesneyi yasaklama kararı çıktığı oldu. BTK’nın çıkardığı yönetmelik URL temelli erişimi engelemeye izin vermiyordu. Ya alan adı bozulması yoluyla o alan adını “Bu sayfaya giriş şu mahkeme kararıyla yasaklanmıştır” içeren sayfaya yönlendiriyordu, ya da o IP’ye giden istekleri çöpe atıyordu.
Pek çok halde mahkemeler ikisini birden yapıyordu: yani hem alanadı hemde IP temelli yasaklama oluyordu. Hatta, youtube, blogger vs örneklerinde olduğu gibi o alan adına ait tüm IP’leri yasaklama yoluna gidiyorlardı. LigTV’nin korsan yayınlarını engellemek isterken, tüm Google servislerine erişim bu nedenle aksamıştı. Yasakların en başında biz, bazı STK’ler, tüm webin yasaklanması yerine URL yasaklanması önermiştik. BTK bunu tartışmadı bile.

BTK ve Ulaştırma Bakanlığının bir taraftan tüm webin yasaklanmasını eleştirmesi, öte yandan kendi çıkardıkları yönetmeliği değiştirmeye yanaşmaması dikkat cekici. Kamu oyunu kazanmaya yönelik demeçler verilirken, sorunun çözümü konusunda bir şey yapmak söz konusu olmadı. Benzeri bir konu, youtube yasağında oluştu. Youtube, sakıncalı bulunan bazı videoları kaldırmış, geri kalanı Türkiye’ye göstermiyordu. Bir başka deyişle URL temelli filtreleme yapıyordu. Bilindiği gibi o dönem, yurttaşlarımız, DNS değiştirme ve başka yollarla youtube.com’a erişiyordu. Başbakanımızda “Ben Youtube’a giriyorum, sizde girin” demişti. Mahkemenin, ülkeye zarar veren uygulmasını geçersiz kılmak için, ilgili yönetmeliği, en fazlası 1 maddelik bir yasa değişikliği ile çözülebilecek bir konu konusunda hiç bir çabaya girilmedi.

Onun yerine konu egemenlik ve vergi boyutuna taşındı. Youtube’un burada bir ofis açması, bakanlığa gerekli saygıyı göstermesi, sürekli iletişim içinde olması ve vergi vermesi gerektiği söylendi. Youtube yasağının bir mahkeme kararıyla oluştuğu, yukarıdaki argumanların yasakla bir ilgisi olmadığı pek dikkati çekmedi. Türk mevzuatında, vergi borcu nedeniyle, bir webin kapatılması mümkün değil. Ama, Cumhurbaşkanı, Columbia Üniversitesinde bir soruya verdiği cevapta, Youtube’un ifade özgürlüğü kapsamında kapanmadığını, vergi nedeniyle kapandığını söyledi. BTK, bilerek Cumhurbaşkanını yanılttı.

Youtube Nasıl Açıldı ?

Youtube’un açılması, ancak bizim bulacağımız bir “hülle” olayıdır. Zamanın İnternet Kurulu, bu videolarda kullanılan Atatürk fotoğrafları nedeniyle bu videoların teklif hakkının Türkiye adına kendilerinde olduğu saptadı, ve Almanya’daki Türklere ait bir firmaya fikri hatları devretti. Bunun üzerine firma, youtube’a bu videoların telif hakkının kendinde olduğunu ve bu videoları youtube’tan kaldırmak istediğini söyledi. Youtube hemen ilgili videoları kaldırdı. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet savcılığı bunu bilirkişi yoluyla tespit ettirdi ve 5651 uyarınca yasak kararının geçersiz olduğu ilan etti. Daha sonra, Youtube Almanyadaki firmaya söz konusu vidoların fikri hakkını görmek istedi. Ve geçerli bir belge olmadığı için, videoları yerine koydu. Videolar açısından yasağın kalkması öncesi ve sonrasında bir fark yok. Hala Türkiye’deki IP’lere o videolar gösterilmiyor. Böylece, ülkemiz, düzgün bir şekilde ilgili yasal mevzuatı düzeltmek yerine gecekondu bir çözüme gitti.

Filtreli İnternet Maceramız

BTK 2011 yılında Avrupa’daki “Safer İnternet”i örnek almak bahanesiyle bir yönetmelik çıkardı. Taslak, ilgili sivil toplum kuruluşlarını dışlayarak oluşmuştu. Çelişkili maddeler içeriyordu. Dört profil tanımlıyordu: standart, cocuk, aile ve yerli. Her kullanıcı bu profillerden birini seçecekti, aksi belitilmeyen herkes standart profilde olacaktı. Standart profil konusunda kafalar karışıktı: yurttaşlar ciddi bir filtreleme yapılacağı düşüncesindeydi, ama BTK ek filtreleme olmayacağını söylüyordu. Bence, en ilginç olanı yerli profili idi: kısaca Türkiye İntraneti ile sınırlı idi. Bir başka deyişle, google, yahoo, amazon, wikipedia gibi Türkiye dışının kapandığı bir profil idi. Bu İnterneti hiç anlamamış, çağın dışında kalmış bir bakış açısının ürünüydü. Ülkede büyük bir tepki oluştu. Bir yandan hukuksal mücadele yolunda danıştaya dava açıldı, öte yandan tepki mitingler şeklinde sokağa taşındı. Sivil toplum örgütlerinden atik davranan girişimci yurttaşlar, büyük ölçüde facebook’u kullanarak, ülkenin kalburüstü şehirlerinde mitingler düzenledi. Daha önce, Sivil toplum Örgütleri öncülüğünde Sansüre Karşı bir Platform oluşmuştu. Bu Platform öncülüğünde ses getiren bir yürüyüş olmuştu. Katılım 20 bin civarında idi. Filtre karşıtı mitingler 10 kadar şehirde yapıldı. İstanbul da yapılan, İnternet konusunda yapılan dünyadaki en büyük miting oldu: 150 bin civarında katılım oldu.
Artan baskılar sonucunda yönetmelik değiştirildi: standart ve yerli profil kaldırıldı, geriye çocuk ve aile profili kaldırıldı ve uygulama bir kaç ay ertelendi. Bu değişiklik sonucunda kamu oyu tepkisi sönümsedi. Bazı Sivil Toplum Örgütleri eleştirmeye devam ediyorlar. Aile profili bir kara listeden oluşuyor; buralara girilemez. Çocuk profili ise bir beyaz listeden oluşuyor: sadece buralara girilebilir.
Bu listelerin oluşmasında ilkeleri belirlemek için bir kurul oluşturuldu. Bu listenin nasıl oluştuğu, içinde kimler olduğu kamuoyundan saklandı. Liste üyeleri çok sonra açıklandı. Kurul ilkeler belirledi, ama uygulamayı BTK/TIB yaptı. Bu listeler oluşturulurken her hangi bir saydamlık ve katılımcılık yok. “ihbarweb” üzeriden şikayet etmek serbest tabii. Bu listelerde kaç web olduğu bilgisi devlet sırrı. Ama, web üzerinden bir alan adının yasaklanaıp yasaklanmadığı sorgulamak mümkün. Bir defada en fazla 10 sorgu yapabilirsiniz. 3 yıl sonunda 1 milyon civarında filtreli aboneye ulaşıldığı ilan edildi . Abone servis sağlayıcı webi üzerinden profil değiştirebilir, çıkabilir. Bu hizmet için ek ücret alınmıyor. Buradaki temel hata, yurttaşa ya hep ya hiç seçeneğinin sunulması ve listenin devlet tarafından belirlenmesidir. Yurttaşın, kendi ailesi için bir filtre koyması en doğal hakkıdır. Burada ciddi bir tehlike, ailelere sahte bir güvenlik hissi verilmesidir. Çocuk filtresi, çocukların bilinçlenme çabalarını engellememeli, ve internete ilişkin güvenlik tedbirlerini göz ardı edilmesine neden olmamalıdır. Yutttaşın, filtre içeriğini değiştirebilme, ekleme ve çıkarma hakkını korumalıdır. Yaklaşık 1 milyar web içinden beyaz ve kara listeyi kim hangi kadroyla, hangi bilimsel yetkinlikle, hangi hukuksal yetkiyle hazırlayabilir?

Yeni 5651 Ne Getirdi?

5651 de son yapılan değişikliklerin önemli bir amacının tüm webin bir kaç URL yüzünden kapatılmasını engellemek olduğu Bakanlık ve BTK tarafından savunulmuştu. Çözüm, sadece sakıncalı bulunan URL’lere erişimi engellemek, webin geri kalanını rahat bırakmaktı. Değişiklikte bunun dışında Erişim Sağlayıcıları Birliği, TİB başkanına bazı hallerde yasaklama yetkisi vermek, çeşitli düzeyde log tutmak, ve kişisel haklar bahanesiyle yargısız infaz yolunun açılması olarak özetlenebilir.

Büyük gürültülerle ilan edilen URL temelli yasaklama uygulanamadı. BTK ve TIB’deki uzmanlar, weblerin çoğunun HTTPS protokolüne geçtiğini farkedemişler. HTTPS tüm trafiği simetrik sifrelemeyle izlenemez hale getirir. Bu temel kriptoloji bilgileri arasındadır. Sunucu sisteminin işbirliği olmadan https trafiğini izlemek mümkün değildir. BTK ve onun baskısıyla/teşvikiyle Türk Telekom https trafiğini de izleyebilecek donanım ve yazılım alıyor haberi basında çıktı. Yapılmaya çalışılan tüm internet tarfigini izlemek, analiz etmek, sınıflandırmak ve bunu çeşitli siyasi, adli ve ticari amaçlarla kullanmaktır. Açıktır ki, bu Anayasal bir suçtur, temel insan nhaklarının ihlalidir ve evrensel hukukun ayaklar altına alınmasıdır.

5651’in getirdiği bir yenilik ise muğlak ifadelerle servis sağlayıcıları yasal olmayan yollara iterek, yasaklama kararlarının her ne pahasına olursa olsun uygulanmasını istemesidir. Alternatif erişim yollarının engellemesi, mahkeme kararı olmadan kişisel içeriği değerlendirip yasaklaması gibi yükümlülükler bir hukuk devletinde kabul edilebilecek şeyler değil.

Twitter ve Youtube Yasakları

Başbakanımız her ne kadar aktif bir facebook ve twitter kullanıcısı gözüksede, facebook, twitter ve youtube’u kısaca sosyal medyayı “insanlığın başbelası” olarak görüyor. Öte yandan AKP, sosyal medyayı en iyi kullanmaktan kıvanç duymakta, geniş bir kadroyu sosyal ağlarda etkin olmakla görevlendirdiği bilinmektedir. Bu çelişkiye dikkati çekmekle yetinelim.

Başbakanımızın, “Twitter miviterin kökünü kazıyacağız” demeci üzerine BTK/TİB twitteri bir yolunu bulup kapattı. 2 mahkemenin 2 hesap hakkındaki kararı vardı, ama twitteri kapatma kararı yoktu. Kanun kuyucu tarafından kapatılan bir mahkeme, yetkisi olmadan twitterı kapatma kararı verdi. Yani, yetkili bir mahkemenin kararı olmadan, TIB yetki gaspıyla twitterı kapattı. Yasağı kaldırma taleplerine, bir mahkeme “yasaklama kararı olmadığı” şeklinde cevap verdi. Bir başka mahkeme, doğrudan yasaklamanın kaldırılması kararını verdi, TIB oralı olmadı. Twitter yasaklaması, 30 mart belediye seçimleri öncesinde gerçekleşmişti. TIB mahkeme kararını, 30 günlük itiraz süresi bahanesiyle uygulamadı. Seçimlerden sonra Anayasa Mahkemesi, ilgili AİHM kararalarına dayanarak, Kerem Altıparmak-Yaman Akdeniz ve benzeri bireysel başvurular üzerine kaldırdı. Bu arada Twitter yöneticileri ile yapılan görüşmeler sonucunda, zaman zaman mahkemelere itirazla birlikte, Türkiye’deki mahkeme kararlarından, cocuk pornosu ve nefret suçları gibi evrensel kabul görenler dışındakilere sadece Türkiye’den erişimi engelleme yoluna gittiler.

Dışışlerindeki bir konuşmanın kayıtlarının internetde yayınlanması ve bir kopyasının youtube konması üzerine, BTK youtube’a erişimi engelledi. Bir yandan ulusal güvenlik nedeniyle bir mahkemeden yasaklama kararı alındı. Ayrıca, youtube’de Atatürk aleyhine videolar olduğu webten ilan edildi. 5651 de ulusal güvenlik nedeniyle erişim enegelleme olanağı yoktu. Ama, yinede yasaklandı. Mahkemelerin yasak kararını kaldırması, yeniden koyması, yürütmeyi durdurma kararları yeterli olmayıp, Anayasa Mahkemesinin Youtube, Barolar Birliği ve bir çok bireysel başvuru üzere ifade özgürlüğü açısından yasağı kaldırması sonucunda erişime açılabildi.

İnternetden korunmak mı, yoksa İnternetle Büyümek mi ?

Ülkemizde İnterneti yasaklamak, çocukları korumak, yurttaşı korumak, ahlakı korumak, ulusal güvenliği korumak, kişilik haklarını korumak, ülkenin “milli çıkarlarını” korumak, değerlerimizi korumak gibi gerekçelerle, kolayca yapılabiliyor. Bu genelde savunma yapmadan, uzman görüşü olmadan, yani yargılama olmadan koruma tedbiri olarak yapılıyor. Bunların hemen hepsi hiç bir zaman bir yargılamayla devam etmiyor. Bunun önemli bir nedeni weblerin yurt dışında oluşu ve pratik olarak itiraz ve yargı yolunun zor ve masraflı oluşudur. Engelliweb’in verilerine göre bu yazının yazıldığı anda 49 bine yakın web kapalı idi. Dünyada 1 milyara yakın web olduğunu gözönüne alırsak, tüm “zararlı “ webleri belirmenin ne kadar zor olduğu açıktır. Çocuk pornosu, nefret söylemi gibi hemen bütün dünyanın uzlaştığı konuların dışında konularda devletin neyin zararlı, neyin iyi, neyin kötü olmasına karar vermesi demokratik değildir.

Devletin, cocuk pornosu ve nefret söylemi dışındaki konularda yapması gereken, yurttaşın neyin iyi neyin kötü olmasına karar vermesini sağlayacak ortamı oluşturarak, kendisinin kenara çekilmesidir. Bu, bilgilendirmek, bilinçlendirmek, gerekli yazılımların gelişmesini sağlamak, ücretsiz dağıtımı ve eğitimini sağlamakla başlanabilir. Devletin bu konularda listeler hazırlayıp uygulatması yanlıştır. Bunu uzman siivl toplum kuruluşlarına ve üniversitelere bırakmalıdır. Yazılımlar konusunda yarışmalar yapabilir, özgür yazılımları geliştirip, bunlar arasında rekabet yaratabilir.

Devletin asıl görevi, yurttaşların internetin zararlarından korumaktan çok, yurttaşın internetden yararlanması, kendini geliştirmesi, işini internete uyarlı hale getirmesi, toplumsal yaşama ve toplumsal denetime katılması, siyasete ve devlet yönetimine aktif bir yurttaş olarak katkı vermesi, sorgulayan ve katılımcı bir yurttaş olmasını sağlayacak, teşvik edecek tedbirler almasıdır. Tabii ki, yurttaşı, intenetden gelebilecek tehliklere karşı eğitmeli, uyarmalı, farkındalık yaratmalı, bu konularla ilgili kurumsal yapılar oluşturmalıdır. Daha da önemli olan, internetin gelişmesi, etkin kullanımı, ülke kalkınması, bireysel gelişim, toplumsal aktılım ve katılımcı demokrasi için çabaların öne çıkmasıdır. Sayısal bölünmenin önlenmesi, bunun için hem internetin kolay, ucuz, hızlı ve güvenli olması, öte yandan bilişim/bilgi/sosyal medya okuryazarlığının, başta ilkokullar olmak üzere, tüm yurttaşlara ulaştırılması önemlidir. Ülkenin Bilgi Toplumu çalışmalarının, ulusal bir strateji etafında, tüm paydaşların katılımı ile saydam bir şekilde açık ortamlarda tartıiılrak belirlenmesi, saydam bir şekilde hayata geçmesi, ve değerlendirilmesi önemlidir. Bunun için araştırma merkezleri, İnternet Enstitüleri kurulmalı; yıllık değerlendirme anketleri, konferanslar yapılmalıdır.

Ülkemiz, İnternetin marjinal problemleri içinde boğulmaktan kurtulmalı, ve internetin bu ülkeye sunduğu potansiyele odaklanmalıdır.

İnternet yaşamdır !

V. İzmir İktisat Kongresinde Bilişim Politikaları Panelinde 31 ekim 2013 tarihinde yaptığım konuşma. izmir 5. iktisat kongresindeki sunumum

Bu tür önemli etkinlikler ülkenin Bilgi Toplumu, Bilişim, Ar-ge İnovasyon gibi politikaların geniş kitlelerin gündemine girmesi ve geniş kamoyunca tartışılması için iyi fırsattır. Ama, ülkemiz dar politik tartışmalar aşıp, ülkenin geleceği ilgilendiren önemli konuları konuşamadı. Cumhurbaşkanının konuşmasında “Bilgi” boyutuna değindi, ama köşe yazılarına bile yansımadı. Kıyaslama için, bir önceki seçimde Merkel’in ana teması Almanya’da inovasyon idi.

Bilişim ve İnterneti Nasıl Görüyorum

Önce Bilişim ve İnterneti nasıl görüyorum konusunda bir kaç şey söylemek istiyorum. İnterneti, Bilişim, bilgi toplumu, ar-ge, inovasyon gibi yeni gelişmeleri temsil eden bir sembol olarak alıyorum. Ve interneti sanayi devriminden daha önemli bir gelişme olarak görüyorum. İnsanlık şimdi Bilgi Toplumuna geçişin sancılarını yaşıyor. Bugün temel zenginlik kaynağı bilgi, ar-ge ve inovasyondur. Dünyanın gündemi, emek ve doğal kaynak yoğun bir ekonomi ve toplumsal yapıdan, bilgi yoğun bir ekonomi ve topluma geçiştir. Tüm yaşamı kökten değiştiren bir sürecin içindeyiz. Bu değişim kendi kültürünü yaratıyor. Kısaca devrimsel bir gelişme ile karşı karşıyayız. Bunun için sistematik, bilimsel, bütünsel bir yaklaşım gerekli.

Bardağın Boş Tarafı

Türkiye’de Bilgi Toplumu ve Bilişim konularında önemli gelişmeler oluyor. Ama, ben bardağın boş tarafına bakacağım, ve onu doldurma konusunda bazı öneriler getireceğim. Kısa vadede değil, uzun vadede nereden nereye geldiğimize bakmaya çalışacağım.

— 2003 Bilişim Zirvesine Başbakanımız Almanyadan telekonferansla başladı ve özetle “Yazılımda Türkiye Geliyor!” mesajını verdi. Bugün, Türkiye dünya yazılım piyasasında önemli bir oyuncu değil.

— 9. planda ar-ge’ye ayrılan payın ulusal gelir içindeki payın %1.5’e cikması hedeflendi. Ama, TUIK rakamları %0.86 olduğunu gösteriyor. (simdi %0.96)

— 2005 Yılında Bill Gates gelince ülkenin gündemine silicon vadisinden esinlenen “Bilişim Vadisi” girdi. 9. planda yer aldı. Araştırmalar yapıldı, Bakanlar Kurulundan bu yönde bir karar da alındı. Şu anda benim bildiğim raflarda bekliyor. (MAM’da minyatör olarak başladı.)

— Ülkemizin 2006-2010 yılını kapsayan Bilgi Toplu Strateji ve Eylem Planı yapıldı. DPT’nin değerlendirmesine göre zamanında %50 kadarı bitti. Bu güne kadar %63’ü bitti. Fakat, devamı olan Strateji ve Eylem Planı yapım sürecinde. Bu ikinci Strateji katılımcı bir şekilde hazırlanıyor, geniş bir paydaş kesiminden görüş alındı. Ama, bunun 2011 başında hazır olması anlamlıydı. Avrupa Birliğinde benzeri bir proje bittiginde yenisi hazır oluyor ve bir değerlendirme raporu yayınlanıyor.

Uluslarası İndekslerde Türkiye

Uluslarası indekslerde ve dünyadaki konumuza bakarsak; kabaca dünya ortalaması yakaladık, bazı konularda öne geçiyor olsakta genelde Avrupa ve OECD’nin arka sıralarındayız.

İnternet kullanımında henüz %50’yi bulamadık. Bu TUIK’in Ağustos 2013’te açıkladığı, 2013 nisanında yaptığı anket sonuçları, ve 15-74 yaş aralığını kapsıyor. Şehir-Kırsal ve Erkek-kadın arasında ciddi bir fark var. Türkiye genelinde ortalama %49, Erkek %60, Kadın %39. Kent’te bu (58,68,48) Kırsalda ise (27, 39, 19). İnterneti devamlı kullanma (en az haftada bir) oranı ise %40. İnsani gelişme indeksinde 90/192, sosyal kapitalde ise 60/122, İnovasyon indeksinde 68/142, internet kullanımında ise 62/142 sırada. Birleşmis Milletlerin e-devlet indeksinde epey salınımdan sonra 80., e-katılımda ise 111. sıradayız. ITU’nun fiyat sepetinde 157 ülke arasında 61, ICT gelişme indeksinde ise 69/142 konumdayız. Dünya Genişbant raporunda sabit hatlarda %10.5 ile 70/173’teyiz. Dünya ekonomik Forumunda indeks girdileri ve hesaplama yöntemini değişiyor ve bizde epey bir salındık: son yıllarda 52, 55, 69, 76, 55, 52 sıradaydık. World Wide Web vakfı webindex’in 81 ülke arasında 58 olduk. Detaylara bakınca, erişim hız, kalite ve fiyatını ve ilgili eğitimi ölçen Erişim İndeksinde 54., özgürlük ve açıklık indeksinde 58, paydaşlara kendi dillerindeki içeriğin kalitesi ölçen İçerik indekinde 59. ve toplum, ekonomi, siyaset ve çevrede olumlu gelişmeleri ölçen katkı/güçlendirme indeksinde ise 57. sıradayız.

Bazı Temel Sorunlar

Sektörde rekabet eksikliği.

Kağıt üzerinde rekabet konusunda eksik yok ama gerçek öyle gözükmüyor. Kamuda bir yandan TT’ye iç güdüsel olarak koruma alışkanlığı sürüyor. TT hukuki olarak artık bir özel kuruluş olmasına rağmen, bir kamu şirketi gibi davranılıyor. Örneğin, merkezi hükümet telefon hizmetini ihaleyle almıyor; yani doğrudan TT’den almaya devam ediyor. Bir kaç ay önce bakanlık ve BTK’ya geçiş hakkı konusunda çabaları için STK’lar teşekkür bildirgesi yayınladık. Ama, fiber yatırımı yapmak isteyen oparatörler hala şikayetçi. Kablo-TV de yapılan devleştirme sonucunda kablo TV üzerinden internet dünyaya kıyasla gelişmedi. Hukuki anlaşmazlık yıllardır sürüyor. Son zamanlarda şirketlerden biriyle olan sorun çözülmüş ama büyük oyuncularla mahkeme devam ediyor. Sonuç olarak, kablo TV ve kablo TV üzeriden telekom ve internet hizmetlerinde önemli bir gelişme yok. Rekabet Kurumunun TT’yi özelleştirmesine onay vermesinin önemli gerekçesi kablo-TV altyapısının hakim operatöre karşı alternatif oluşturma potansiyeli idi. Tübitak ve Türksat’in kamudan bilişim işlerini ihale yapılmadan alması, pek çok projenin kamu ihale yasası kapsamından çıkartılması ciddi bir şikayet konusu. Kamu ihale yasası daha çok inşaat ve benzeri işlere uygun tasarlandığı, bilişim projelere uygun olmadığı bilişim sektörü tarafından yıllardır dile getiriliyor. Yasaya yeterli esneklik getirmek yerine, projeler yasa kapsamı dışına alınıyor.

Yetki/Görev Dağınıklığı

Başbakanlık, Ulaştırma, Kalkınma ve Sanayi Bakanlığı birinci derecede ilgililer. Bakanları, İlgili Kamu Kurumlarını, Sektör temsilcilerini kapsayan e-dönüşüm icra kurulu koordinasyon görevini üstlemişti, ama epeydir toplanmıyor. Tübitak, BTK ve Türksat’da ikincil derecede Bilgi Toplumu, Ar-Ge ve İnternet projeleriyle ilgili. Ana işi bu olan, temel yetkili ve görevli bir birim gözükmüyor. Ulaştırma Bakanı en fazla bilgili ve ilgili Bakan olarak öne çıkıyor. Ama, bakanlık bünyesinde uygun bir yapılanma yok. Ülkenin Bilgi Toplumu Politikalarına yön veren bir bakanlıkta ana işi bu olan birimlere, bilişim, ekonomi, sosyoloji, kamu yönetimi, iletişim gibi konularda doktoralı uzmanları da kapsayan kadrolar bekler. Hic bir bakanlığımızda böyle bir yapılanma yok.

Yönetişim Yapıları Yok

Politika ve uygulamalar konusunda tüm paydaşların görüş, öneri ve eleştirilerini alan, onları karar süreçlerine katan yapılar yok. İnternet Kurulu bu amaçla başlamıştı, önce yeniden yapılandırılarak aykırı sesler kısıldı, sonra küçük ve paydaşları temsil etmeyen güvenilir bir yapıya dönüştürüldü. E-dönüşüm Danışma Kurulu hemen hiç çalışmadı. E-dönüşüm icra kurulu zaten toplanmıyor. Bakanlık, sektör temsilcileri ile arada bir görüşüyor ama bu düzenli, yasal ve temsile dayalı bir yönetişim yapısı olmuyor ve olması istenmiyor. Sektör ve STK’lardan gelen önerilerin tartışılması, irdelenmesi ve sonuçların gerekçeleri il açıklanması, bir diyalog oluşması gerekir.

Özgürlük Boyutu Sorunlu

Yöneticilerimizden Bil Gates, Steve Jobs, Zuckerman örnekleri gündeme gelir. Bunların özgürlük ortamında ortaya cıktığının farkında değiliz. Buluş yapan insanlar farklı düşünebilen, aykırı sorular sorabilen, sorgulayan, inisiyatif alan insanlar arasından çıkar. “Başımıza icat çıkartma”, “soru sorma”, “su küçüğün söz büyüğün” kültüründe, yasakların yoğun olduğunda bir ortamda yaratıcı bireyler yetiştirmek zor olur. Bu konularda topluma önderlik etmek, merakı, soru sormayı, girişimi teşvik eden toplum önderleri yok.

Politikalarda süreklik ve uyum eksikliği

Konunun bütünlüğünden sorumlu ve görevli bir birimin olmayışı, bunu kaçınılmaz olarak ortaya çıkartıyor. Youtube yasağının uzun süre çözülememesi, ve çözümün palyetif oluşu bunun örneklerinden biridir. Bir taraftan her ilde Üniversite açarken, öğretim üyesi yetiştirme için uygun politikların olmayışı bunun bir başka örneği. Kaldıkı 2006-2010 Bilgi Toplumu Strateji ve Eylem planunda bu konuda bir eylem vardı. Sorumlusu YÖK idi, ilk toplantı bile yapılmadı. Bir taraftan Fatih Projesini başlatmak, öte yandan temel bilişim dersini kredisiz ve seçmeli hale getirmek açıkça çelişkili bir duurm yaratıyor.

Geri Besleme Yapıları Yok

Yönetişim eksikliğine paralel olarak geri besleme mekanizmaları yok. web2.0 araçlarını kamu weblerinde göremiyoruz. Projeleri henüz tasarım aşamasında iken görüş alma, farklı bakış açılarını dinlemek yönünde bir çaba söz konusu değil. 2006-2010 Eylem Planı içinde toplumu bilgilendirme ve geri besleme için eylem vardı, yani para ayrılmıştı ama bu yönde bir çaba olmadı. UYAP’ta avukatlar, Fatih’de öğretmenler, veliler büyük ölçüde devre dışı kaldılar. İlk Strateji raporu büyük ölçüde, kamuoyunun bilgisi dışında, sadece kamudan görüş alarak oluşturulmuştu, ama geçikmiş olarak yapılan yenisi kamuoyu ile birlikte, etkileşim içinde, en azından Sektör, STK ve uzmanlarla diyalog içinde oluşturuluyor. Basit, yurttaş memnuniyeti ölçen çabalar pek gözükmüyor. Facebook ve Twitter, çok az kurumda var; onlarda bile Bakanın hesabı var ama Bakanlığın yok. Kamu kurumlarında, kamu oyunu bilgilendiren Blog, bildiğim kadarıyla, yok. Kamuoyunun görüşleri webten yayınlamak sanırım uzun zaman göremiyeceğimiz bir şey. Yeni anayasa için alınan görüşler bile yayınlanmadı.

Kültür Boyutu

İnternet katılım, saydamlık ve paylaşım ortamı olarak öne çıkıyor. Web 2.0 ile sosyal ağlar ve yeni medya ile geniş kitleler meraklarını, birikimlerini, görüşlerini internet taşıyor ve paylaşıyor. Kitleler bu ağlarda üretiyor, eğleniyor, örgütleniyor, öğreniyor. Bilgi Toplumunun bireylerinin bağımsız hareket edebilen, inisitif alabilen, girişimci, farklı bakabilen, yaratıcı bireyler olduğunu öngörebiliriz. Yaratıcılığın gelişmesi için farklı düşünebilen, aykırı sorular sorabilen, hoş görülü davranabilen bireyler gerekir. Tüm bunlar için hem ortam hemde bu ortamı geliştirecek, destekliyecek kurumlar olması gerekir.

Tüm dünyada geniş kitleler sosyal ağlarda örgütleniyor ve bilgilenme, yönetime katılma, saydamlık, bilgiye erişim ve refahtan pay istiyorlar.

Ne Yapılmalı ?

Ne yapılması konusundaki görüşlerimi bir kaç alt başlıkta toplamak istiyorum. Bunu siyasal sahiplenme, strateji, kurumsal yapılanma, insan gücü, sayısal bölünme, özgür yazılım, sayısal bölünme, sektörler için bilişimin ve özgürlük boyutunda özetliyeceğim.

Kurumsal Yapılanma

En başta toplum olarak işin önemini kavramış ve stratejik bir hedef olarak Bilgi Toplumu seçmemiz gerekir. Bunu söylem düzeninde yaptık, 2006-2010 Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planımız vardı. 2003 sonunda e-dönüşüm İcra Kurulunun kurulmuş olması sevindirici ama yeterli değil. Benim gördüğüm en temel eksikliklerden biri ana işi Bilgi Toplumu ve Bilişim olan bir siyasetçinin olmayışı. Kamuda bu işten doğrudan sorumlu kişi DPT-Kalkınma Bakanlığında Bilgi Toplumu Dairesi Başkanı. Daireyi bir Genel Müdürlüğüne bile çıkaramadık. İcra kurulunda en az 3 bakan vardı. Kurul başkanlarının vaktinin çok azı e-dönüşüm, e-türkiye yada Bilgi Toplumu konusuna ayrılmıştı. Kanımca siyasi geleceğini bu konuya bağlı bir siyasetçi olması çok önemli. Bilgi Toplumu çalışmalarını koordine edecek, paydaşlarla diyalog içinde, kamuoyu ile etkileşimi olan kapsamlı bir örgütlenme gerekir. Bu müsteşarlık, bakanlık yada Bilgi Toplumu Kurumu gibi bir yapı olabilir. Bu yapının esnek, saydam ve katılımcı olması, icinde farklı sektörlere ilişkin bağımsız yapılar içermesi gerekir. Gelişmeleri ölçen, talep ve görüşleri tespit eden araştırmaları destekleyen, yıllık değerlendirme konferanslarını düzenleyen, İnternet Enstitüleri gibi yapıları destekleyen bir örgütlenme olmasında yarar. Bunun bir de parlamento ayağı olmalı, sadece Bilgi Toplumu ve Bilişim konularına odaklanmalı.

İnsan Gücü ve Eğitim

Bilişimde sabit sermaye yatırımın düşük oluşu, bilişime yatırımın kolay ve karlı olacağı sanısını uyandırdı. Hindistanın yazılım ve cağrı merkezindeki başarısı bu yönde beklentileri artırdı. Bir masa ve bir bilgisayar yatırımıyla büyük başarılar elde edileceği düşünüldü. Asıl sermayenin yetişmiş insan olduğunu pek algılayamadık. Özel sektör, düşük ücretle çalışacak yazılımcı peşinde. Ülkenin Bilişim ve Bilgi Toplumu Stratejilerinde insan gücü yetiştirmesine ciddi bir yer ayrılmadı. 2006-2010 Bilgi Toplumu Stratejisinde Bilgisayar Mühendisliği için öğretim üyesi yetiştirme eylemi vardı. Sorumlusu YÖK idi; hiç bir şey yapılmadı, bir toplantı bile. Ülke olarak insan gücü planlaması yapmamız, teknikyenden doktoralıya her kademede binlerce bilişimci yetiştirmemiz lazım. Bu ülkeyi Bilgi Toplumuna taşımamız, bir başka deyişle tüm ekonomiyi, tüm kamu hizmetlerini, toplıumu emek yoğun bir yapıdan bilgi yoğun bir yapıya dönüştürmemiz gerekiyor. Bunun için de insan gücü çok önemlidir. İlk ve orta öğretimi bilişim eğitimi açısından yeniden tasarlamak lazım. Bütün dünya programlama kavramlarını ilk fırsatta tanıştırmanın yollarını arıyor. RaspberyPie ortaokul öğrencileri 25$/35$ ile bütün yetenekleri olan bir bilgisayara kavuşabilsinler diye tasarlandı. Üzerinde bir Linux dağtımıyla geliyor, sadece çevre birimlerini bağlamak gerekiyor. ABD’de meslek örgütü ACM (Association of Computing Machinary) lise fen bölümünü biitiren bir öğrencinin 6 bilgisayar dersi alması gerektiğini söylüyor. Kanımca, bizim her öğrenciye temel bilişim/bilgi okur yazarı olmanın yanında konunun etik, estetik, mahremiyet, güvenlik boyutlarını, limitlerini ve olanaklarını öğrenmesi gerekir. Temel programlama, ağ, veritabanı ve güvenlik kavramlarıyle tanışmalıdır. Bunları sadece bilişimcilere değil, her meslekten insana öğretmemiz gerekir: iş dünyası, tarım, sosyal bilimler vs. Olanaklar, limitleri ve temel kavramlar herkes için önemli.

Bilgisayarla ilk tanışma ve ilk eğitimlerin, marka temelli değil kavram temelli olmalı ve alternatif işletim sistemleiryle tanışmalıdır. Önemli olan, öğrencinin öğrenmeyi öğrenmesi, farklı ortamlarda rahatça çalışabilmesidir.

Özgür Yazılım

Özgür yazılımlarla ve açık kaynak yazılım kavramlarıyla her öğrencinin tanışmasında yarar var. Özgür yazılım ülkeler için tasarruf, güvenlik, verimlik ve istihdam için önemlidir. Dünyada 1 milyona yakın özgür yazılım projesi ve 10 milyona yakın özgür yazılım geliştiricisi var. Kamunun, üniversitelerin bu nedenlerle özgür yazılımdan yararlanması önemlidir. Daha önemlisi, bilişimci olmak isteyen bir kişinin özgür yazılımla ellerini kirletmesi, yazılım örneklerini incelemesi, özgür yazılımları kütüphane olarak kullanması, onları geliştirek kendi ürünlerini oluşturması önerilir. Özellikle güvenliğin kritik olduğu uygulamaları özgür yazılım temelli yapma olanağının araştırılması önemlidir. Pardus projesi böyle bir amaçla başlamış ama maalesef sönümsemeye bırakılmıştır. Özgür yazılımın güçlü olduğu bir diğer alan ise gömülü sistemlerdir. Ülkemizin bir özgür yazılım stratejisi olmalıdır. Özgür yazılım konusunda bir ulusal konsey ve ulusal eylem planının katılımcı bir şekilde hazırlanmasını öneririm.

Bilişimin Yatay Rolü

Bilişim yatay olarak tüm sektörler için dönüştürücüdür. Bu dönüşümü hızlandırmak için bilinçli, örgütlü koordineli çaba gerekir. Savunma sanayinde bu yönde kapsamlı çalışmalar yapılıyor. Bunu bütün sektörler için yapmak gerekir. Meslek örgütleri ile birlikte çalışılmalı, yarışmalar yapılmalı, araştırma enstitüleri kurulmalıdır. Devlet her sektör için prototip özgür yazılımları ürettirmeli ve herkesin kullanımına sunmalıdır. Bilişim sektörünün dikey olarak gelişmesi için çalışmalar yapılmalı, bu kapsamda üniversitelerde uzmanlaşma, kapsamlı araştırma enstitüleri/merkezleri ve doktora programları oluşturulmalıdır. Farklı disiplinleri bir araya getiren araştırma programları oluşturmalıdır. Çok disiplnli çalışamaları da bir kültür olarak topluma kazandırmalıyız.

Sayısal Bölünme

Ülkemizi Bilgi Toplumuna dönüştürmek için tüm yurttaşlarımızı bilişim kültürü ile tanıştırmalı, onu bilgi okuryazarı, yeni medya okur yazarı yapmalıyız. İnternernete güvenle dolaşabilir, işini internete uyumlu hale getirebilir, güvenlik, mahremiyet, etik gibi kavramları özümsemiş hale getirmeliyiz. Evrensel Hizmet Fonunu bu amaçla kullanabilmeliyiz. TV’leri bu amaçla kullanabilmeliyiz, en azınaan kamu spotları ile başlayabiliriz. STK’lar bu yönd katkıda bulunabilirler. Fatih projesi bu yönde katkı yapabilir, ama yeniden tasarlanmalı. Konuya bir seferberlik ruhuyla yaklaşabilmeliyiz.

Özgürlük Boyutu

Ulus olarak İnternetden toplumsal yarar sağlamak için özgürlük boyutuna özen göstermeliyiz. İnternetin marjinal sorunlarından çok ana sorunlarına ve katkılarına odaklanmalıyız. İçerik sorunlarının çözümüne ifade özgürlüğünü esas alarak çözmeliyiz. Devlet yurttaşı eğitmeli, onu yetkin kılmalı, ona gerekli yazılımları sağlamalı ama neyin iyi neyin kötü olduğu kararını yurttaşa bırakmalıdır.

Sonuç olarak, İnterneti, Bilgi Toplumu Hedefini ciddiye almalı, kuvvetli bir siyasal sahiplenme, katılımcı, saydam bir yapılanma ile oluşturulacak kapsamlı eylem planını el birliği ile hayat geçirmeliyiz.

İnternet Yaşamdır !

ab2014-logo
Sayın Rektörüm, Sayın Konuklar, Sayın katılımcılar, Sayın Basın mensupları, netdaşlarım; hepinize, yürütme kurulu adına, 16. Akademik bilişim Konferansına hoş geldiniz diyorum. Bu konferansın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese, başta Rektörümüz, Rektör Yardımcımız ve Bilgi İşlem Dairesi mensupları olmak üzere, tüm Mersin Üniversitesi mensuplarına, sponsor firmalarımıza, bildiri veren, seminer veren, panellerde konuşan tüm katkı verenlere, tüm konferans katılımcılarına teşekkür ederiz.
Konferans öncesi kurslarında ders veren hocalarımıza ve kurumlarına çok teşekkür ederiz; Linux Kullanıcıları Derneği ve PHP Geliştiricileri Derneğine özellikle teşekkür ederiz.


Bu Konferans Neyi Amaçlıyor ?

Akademik Bilişim Konferansını İnternet ve Bilişimin dünya ve ülkemizde yarattığı etki açısından değerlendirmek gerekir. Bizler, İnterneti Sanayi Devrimi boyutlarında bir gelişme olarak görüyoruz. Sanayi Devrimi, Sanayi Toplumunu getirdi, İnternet de Bilgi Toplumunu getirecek. İnsanlık İnternetin tetiklediği adına Bilgi Toplumu ya da Bilişim Toplumu dediğimiz, bu yeni toplum biçimine geçişin sancılarını ve çalkantılarını yaşamakta. Sektörler yeniden yapılanmakta, meslekler yeniden şekillenmekte, ekonomiler ve toplumsal yapı yeniden düzenlenmektedir. Sosyal ağlar milyonları örgütlemekte, rejimleri sarsmakta, yer yer devirmeye vesile olmaktadır. Sosyal ağlar halkla ilişkiler, tanıtım, pazarlama, iletişim ve örgütlemeyi yeniden tanımlamaktadır. İnternetin temsil ettiği değişim, bağımsız ve yaratıcı bireyleri öne çıkartmakta, hiyerarşik olmayan ve ağ yapılarını içeren toplumsal modelleri öne çıkartmakta; katılımı ve saydamlığı, demokrasiyi, gelişmenin önemli bir parçası ve etmeni olarak öne çıkartmaktadır.

İnternetle somutlaşan bilgi ve iletişim alanındaki gelişmeler, üniversitelerin konumunu; teknoloji politikalarını, ar-ge, inovasyon, uzaktan eğitim, ömür boyu eğitim gibi kavramları yeniden tanımlamaya zorlamaktadır. Bu değişim, hayatın her boyutunu köklü olarak değiştirmeye başlamıştır. Ülkemizi bütün dünya ile birlikte bilim ve bilgi ağırlıklı bir rotaya girmeye, bir başka deyişle, Bilgi Toplumuna yönelmeye zorluyor. Bu değişimler devrimsel değişimlerdir. Nasıl sanayi devrimi sancılı olduysa, Bilgi Toplumuna dönüşüm de uzun ve sancılı olacaktır

Bizler bu konferans dizisini İnternetin tetiklediği bu değişime ve bu meydan okumaya Türk Üniversitelerinin cevabının arandığı ve oluşturulduğu bir platform olarak görüyoruz. Akademik Bilişim konferansları, üniversitelerde bilgi teknolojileri konusunda ilgili grupları bir araya getirerek, bilgi teknolojilerini tüm boyutlarıyla tartışmak, tecrübeleri paylaşmak, ve ortak politika oluşturmak amaçlarıyla ulusal boyutta 1999′dan beri yapılmaktadır. Bu nedenle, bilimsel bildirilerin yanında, seminer, çalıştay ve paneller, teknoloji bildirileri, özel sektör deneyimleri ve konferans öncesi kurslar önemli yer tutmaktadır.

Akademik Bilişim Konferansı, büyük şehirlerin dışında, Anadolu Üniversitelerini dolaşmakta , ve yapıldığı şehri bir Bilişim Fırtınası ile sarsmaya çalışmaktadır. Konferans üniversitelere yönelik gözüksede internet ve bilişimle ilgilenen herkese açık ve ücretsizdir. Öğretmenler, lise öğrencileri, ana babalar, iş dünyasına kapımız açıktır. Meslek odaları, ticaret ve sanayi odaları, baroları da aramızda görmek isteriz. Basın ve TV’leri de bu Bilişim Fırtınasına çekmek isteriz.


Türkiye Bilgi Toplumu Yarışında Nerede ?

Ülkemizdeki durumu ben “parçalı bulutlu” olarak görüyorum. Önemli gelişmeler olsada, Ülkemiz bir bütün olarak, işin boyutlarını kavramış, katılımcı mekanizmalarını kurmuş, strateji ve eylem planını yapmış, emin adımlarla ilerleyen bir görüntü veremiyor.

Dünyada 2.7 milyar internet kullanıcısı, 980 milyon kayıtlı bilgisayar, 900M web, 250M civarında alan adı var. Dünya internet kullanımı %35 civarında.
Türkiye’de internet kullanımı 16-74 yaş grubunde %49, Erkekler %59.3, Kadınlar %38.3, bu kırsal kesimde %28.6, % 39.4, % 18.4 düşüyor. Bir başka deyişle kırsal kesimde kadınların internet kullanımı henüz %20’ye ulaşmadı. Internete kayıtlı bilgisayar 7.2 milyon rapor edildi. TR altında 347 bin alan adı var. Yurt dışında da 1.3M civarında var . Kabaca değerlendirirsek; dünya ortalamasını yakaladık ama, Avrupa ortalamasını yakalayamadık. Facebook’ta epey öndeyiz, Gezi nedeniyle de twitter kullanımında sıçradık. 2006-2010′u kapsayan, ama coğumuzun farkında olmadığı bir strateji ve eylem planımız vardı; büyük ölçüde eylemler bitmedi. 2013 de yenisi için çalışmalar katılımcı bir şekilde devam ediyor.
Uluslarası indekslere durum, parçalı bulutlu; coğunlukla bulutlu. ITU indeksilerinde durum: ICT gelişmede 69/157, beceride 55/157, internet kullanımında 73/177, erişimde 61/177. Fiyat sepetinde ise 61/161, geniş bant 70/173. Dünya ekonomik formu indeksinde uzunca bir dönem geriledik; indeksi değiştirdiler, 70′lerden 52′ye sıçradık. Yine Dünya Ekonomik Forununda Rekabet indeksinde bir sıçrama yaparak 59 dan 43′e sıçradık. Ama, WIPO ve INSEAD’ın ürettiği Inovasyon indeksinde 68. Birleşmiş Milletlerin e-devlet indeksinde 80/192 ama e-katilimda 111/192 sıradayız. İnsani gelişme, demokrasi, basin ve ifade özgürlüğü, ve toplumsal cinsiyet indekslerinde çok kötüyüz; 90, 88/167, 154/179 ve 121/135. WWW vakfının sıralamasında 58/81 durumdayız: bu özgürlük, içerik ve yarar alt indekslerinde de aynı civarda. Sayısal yerlilerin 15-24 yaş oranı sıralamasında %9.3 ile 49/180 konumundayız.

Ülkemiz ar-ge ve inovasyona yönelik önemli teşviklerde çömert bir görüntü izlenimini veriyor. Ulusal gelirde henüz ar-ge’nin payı %0.92’e ulaştı, yüzde %2’yi aşması hedeflenmişti. Ülkemizinde bu konudaki çabalarda İnsan gücü, rekabet, ve özgürlük boyutları eksik. Örgütlenme, ve katılımcı yapılar, yönetişim büyük ölçüde eksik. Bilişim firmaları kalite insan gücü yerine ucuz insan gücü peşinde. Enerjimizi ana sorunlar yerine marjinal sorunlara harcıyoruz. İnternet gündemimizi yasaklar ve filtreler oluşturuyor. Özgürlükler-güvenlik dengesi, güvenlik lehine bozululmaya devam ediyor. İnternetdeki önemli gelişmelerin özgürlük ortamında, farklı ve aykırı düşüncelerin yeşerebildiği, hoşgörü ve rekabetin olduğu, hukuk devletinin yerleştiği ortamlarda geliştiği pek fark edemedik.
Kısaca, Türkiye gemisinin rotasını Bilgi Toplumuna henüz döndüremedik!

Ülkemizin gündeminde olan Fatih ve Pardus Projesi hakkında bir kaç noktaya değinmek istiyorum. Fatih projesi çok endişe verici bir şekilde gelişiyor. Ortada kapsamlı bir yol haritesi ve yönetim gözükmüyor. Eğitim ve bilişim sektörü büyük ölçüde devre dışı. İnternete kapalı tabletlerin mantığını anlamak mümkün değil. Pardus projesi, sönümsemek üzere kendi haline bırakılmış durumda. Bu, ülkenin özgür yazılım konusunda tutarlı bir politikası olmadığının göstergesi.


İnternet Tehdit Altında !

Her devrimsel gelişmede birileri kaybeder, birileri kazanır. Kaybetme korkusunda olanlar değişime direnir. Ansiklepodiler kaybetti, bilimsel dergiler yavaşta olsa kaybediyor. Sayısal ürünlerde marjinal maliyet ve dağıtım maliyetinin pratik olarak sıfır olması, Fikri Haklarda ciddi bir sorunu yarattı. Film, Muzik ve İlaç endüstrisinin başı çekmesiyle, İnternet’e Fikri Haklar nedeniyle ciddi bir saldırı var. PIPA, SOPA tasarılarının ardından ACTA, CISPA ve ITU ile, hukukun evrensel ilkelerini çiğneyen uygulamalara kapıyı açan bir bakış açısı öne çıkıyor: “korsan” bahanesiyle, yargısız infaz ile orantısız cezalandırma söz konusu. İnsanlık, yaratıcılığı teşvik etmek zorunda, ama bu değişen teknolojiler ışığında geniş kitlelerin hayati çıkarlarını gözönüne alarak makul bir düzeyde olmalı.

Bu kapsamda ülkemizin gündeminde olan internet düzenlemesinin, interneti zapturapt altına çabasının, bir yandan hukuk devleti ilkelerine, anayasamıza ve AIHS’e aykırı olacagını, ifade ve basın özgürlüğüne ciddi darbe vuracağına, ülkemizin gelişmesine ciddi zarar vereceğine dikkat çekmek isteriz.

İnternetden Korkmayın!

İnternet yaşamın her boyutunu değiştiriyor; bir devrimsel değişimin temsilcisi. Teknolojiler ise kaygan. Bu değişimi zapturapt altına almak hem zor, hem de tehlikeli; önemli gelişmeleri engellemek söz konusu. Bu nedenle, düzenlemelerin, asgari, platformdan bağımsız, yavaş ve çok dikkatli yapılması gerekir. İnternet, sosyal ağlarla, yeni medyayla, kitlesel projelerle, pek çok insanı tedirgin ediyor. Biz diyoruz ki, İnternetden Korkmayın! Onu öğrenin! Olanaklarını ve olası risklerini öğrenin. İnterneti kendinizi geliştirmek, işinizi geliştirmek, daha iyi yapmak, daha iyi dünya vatandaşı olmak için kullanın. Nasıl elektriği, telefonu kullanıyorsanız, interneti de aynı ölçüde doğal, yaşamın bir parçası olarak kabul edin. Kendinizi özgürleştirmek, yenilemek için kullanın. Demokrasiyi geliştirmek, bir yurttaş olarak katkınızı göstermek için kullanın, toplumsal katılım ve denetim için kullanın.

Bu konferans dizisinde eğitim seminerleri önemli bir rol oynamıştır. Bilişimci yetiştirmenin, yeni gelişmeleri aktarmanın, insanların ellerini kirletmekten geçtiğini bildiğimiz için hem konferans öncesi hemde konferans sırassında eğitim seminerlerine yer veriyoruz. Konferans öncesi eğitimler önceleri 1 gün, 1 salonda 30-40 kisinin eğitimiyle başladı. Sonraları gelişti. Çok sayıda yeni üniversite kurulduktan sonra 4 günlük kurslara başladık. O da tek salonda başladı. Bu konfereransta ise 700 öğrenciye 16 konuda 20 salonda, 40 egitici ile eğitim verdik. Kursların ve eğitim seminerlerin ana teması Linux, açık kaynak ve Özgür Yazılımlardır. Bizler, bunların ülkede bilişimin gelişmesi, rekabet gücü, istihdam, tasarruf, güvenlik açılarından önemli olduğunu düşünüyoruz.

Özgür Yazılıma Eşit Şans Tanıyın !

Açık kaynak ve özgür yazılım konusunda Üniversitelere önemli görevler düşmektedir. En başta temel bilişim eğitimin markadan bağımsız, kavram temelli eğitim olması gerekir. Bu eğitim öğrenciyi tüm seçeneklerle çalışabilir konumuna getirmesi gerekir. Daha temelde, MEB’in temel bilişim eğitimini yüzeysel ve tekele odaklı eğitim yerine, kavram temelli; konunun etik, estetik, güvenlik, mahremiyet boyutlarınıda kapsayan temel mantığını, olanak ve sınırlarını anlatan kademeli bir eğitimi gündeme alması gerekir.

Her üniversite öğrencisinin Linux ve özgür yazılımlara tanışmış olması gerekir. Üniversitenin kendisinin markalara bağımlı olmadan, tüm seçenekleri fayda, maliyet, taşınabilirlik, bakım gibi kriterler açısından değerlendirerek seçim yapmasını gerekir diye düşünüyoruz. Üniversitelerin açık kaynak’in yanında, Açık Erişim ve Açık Ders Malzemesi projelerini daha yakından takip etmesi ve desteklemesi gerekir. Üniversitelerin, ülkede bilgi birikimine ve insan gücü yetiştirmeye katkıda bulunması gerekir. Bu bakımdan, hem özgür yazılımlara destek olması, hemde internet servislerini kendisi çalıştırması gerekir.

Konferansta, toplam 100 oturum var. 9 Panel, 4 Çalıştay, 27 seminer ve 30 Teknoloji sunumu oturumu gerçekleşecektir. Toplam 50 Bildiri oturumunda 237 bildiri sunulacaktır. Oturumlar arasında, e-öğrenme, güvenlik, yazılım, yeni medya, inşaat ve mekansal bilişim, Tıp, Tarım, e-ticaret, gömülü sistemler, Temel Bilişim Eğitimi, Temel Bilimlerde Bilişim, Mobil, Üniversite , Açık Üniversite ve Sosyal Ağlar oturumları göze çarpmaktadır.

Biz, düzenleyiciler olarak, bu konferansı bildiri sunma ve yayınlamanın çok ötesinde bir bilgi ve deneyim paylaşımı, fikir kıvılcımlarının aktarıldığı, ortak sorunların tartışıldığı, ve çözüm arandığı bir ortam olmasını hedefliyoruz. Esas olan diğer bildirileri dinleme, tartışmaya katılmadadır; bildiri sunma buna vesile olduğu için önemlidir. Bir konferans aynı zamanda sosyal bir birlikteliktir; yeni dostlukların, ortaklıkların, projelerin ortaya çıktığı ortamlardır. Tüm katılımcıların 3 gün boyunca konferansta kalmasını, tartışmalara katılmasını, istiyoruz.

Biz, İnterneti çok önemsiyoruz. Bu konferansları da ülkemizde üniversiteler ve internetin gelişmesine katkı verecek bir platform, ortak akıl için bir ortam olarak tutmaya çalışıyoruz, çalışacağız, bu davet bizim!

Katkı veren herkese tekrar teşekkür eder, başarılar dilerim.

5 Şubat 2014 Mersin Üniversitesi